Veli Kurt’un Kaleminden Leyl Suresi Tefsiri

İslamî Analiz köşe yazarı Veli Kurt, Leyl Suresi’ni İslamî Analiz okurları için tefsir etti.

İslamî Analiz/Köşe Yazıları

İslamî Analiz köşe yazarı Veli Kurt, Leyl Suresi’ni İslamî Analiz okurları için tefsir etti.

İşte o yazıdan bir kesit:

“Sarıp-örttüğü zaman geceye, Parıldayıp-aydınlandığı zaman gündüze andolsun, Erkeği ve dişiyi yaratana; Gerçekten sizin çabalarınız (çelişkili, parça parça) darmadağınıktır.” Karanlık geceleri, sabahın aydınlığı karşılar. Karanlığın şerrini fırsata çeviren, vicdanı kararmış insanlar istemeseler de, kavuşacaktı yeryüzü, beklediği aydınlığa. Karanlıklardı belki, bize aydınlığın kıymetini kavratan, yolunu gözleten. Karanlığın, aydınlığın, erkeğin ve dişinin Halik’ı, yarattıkları arasına öyle bir ahenk ve senkronize ilişki koymuştu ki, bu; yüzlerce enstrümanın, orkestra şefinin direktifleriyle tek bir sese dönüşerek icra ettiği sanat eseri kadar, muhteşem ve kusursuzdu. Kozmik âlemdeki ilişkiye, ne kadar şahid olur ve ayak uydurabilirse insan, âlem de o kadar şehadet edecektir, insanın emanete olan sadakatine.

Vahiy, hayatı sadeleştirerek, tek merkezden kontrol edilen tevhidi bir anlayışa dönüştürür. Ve yine vahiy, bir damla suyla başlayıp, “er kişi ya da hatun kişi niyetine” sözüyle biten hayatta, sınırlı gücüne rağmen, haddini aşan insana, bu âleme sahip olmaya değil, şahit olmaya geldiği hatırlatılır. Ama insan, sade yaşamının üzerine ne kadar; makam, mevki, zengin, fakir, efendi köle, patron, işçi vs. gibi sıfatlar eklerse, hayatı o kadar zorlaştırır ve acımasızlaştırır. Fiillerindeki çeşitlilik arttıkça, zihin dünyası daralır ve hayat anlamını yitirme başlar. Oluşan parçalı zihin, aynı olaylara farklı tepkiler veren, ortak düşmana bile ortak tavır üretemeyen, kendi meşruiyeti için temel ilkeleri bile tahriften çekinmeyen kimliklere dönüştürür. Olaylara Rabbin bak dediği yerden bak(a)madığı için ortak dili ve duyarlılığını da kaybeder. Oysa Tevhid, kişiye, Allah ve Resulünün hükümlerine teslimiyeti emrederek, başka seçenekleri ortadan kaldıran, ortak bir duyarlılığın adıdır. Tevhid, bütünlüğü/bölünmezliği zorunlu kılan, farklı tonlarda da olsa, kıyısından, köşesinden edilen iman, şeytanın istediği,  ama Allah'ın (cc) kabul etmediği bir seçimdi. İnsanın itaat edeceği kişi ve makam seçeneği arttıkça, insanın boynuna atılan kement sayısı artacağından, efendileri çoğaltacak, özgürlüğünü azaltacaktı. Oysa onun özgürlüğü tek olan yaratıcısına itaatte gizliydi.

“Fakat kim verir ve korkup-sakınırsa  Ve en güzel olanı doğrularsa, Biz de onu kolay olan için başarılı kılacağız.  Mekke’nin şirk düzenini derinden sarsarken tevhid inancı, en büyük tepkiyi zengin müşriklerden alıyordu. İslam, Müşriklerin tortulaşan zihinlerini, kararan vicdanlarını, servete bakışlarını, tevhidi bir anlayışla, yeniden dizayn ediyordu. Hesabı verilebilir bir hayat algısı üzerinden, insanın servetle ilişkisi formatlayıp, fıtri bir ilişkiye dönüştürerek, Meta’un galilden, meta’un Naime, kapı aralıyordu. Bende varsa, kimsede olmasın diyen insana, bende var, sende de olsun, hatta benimki de senin olsun diyebilen bir bilinç aşılanırken, servetin kulu değil, sahibi olacak insanın temelleri atılıyordu. Atılan bu temel üzerine kapitalist ya da sosyalist bir servet/ahiret ilişkisi inşa edilebilir miydi?

İslam dünyasının önündeki en büyük tehlike ise, bütün dünyayı saran sekülerleşme çılgınlığıydı. Alternatif üretmek yerine evrilerek bu sisteme entegre olmaya çalışması, İslam’a yapılan en büyük zulümdü. İslam, bireysel ve toplumsal ilişkileri, cahiliye sisteminin enkazları üzerine değil, kendi hayat algısı üzerine inşa eder. ‘Hüsna’yı tasdik’, teorik değil, pratik bir olgudur ve eyleme dönüşmeyen iyiliğin, kötülüğün değirmenine su taşımak olacağını öğretir insana… İslami bir takım renk ve ritüellerle dönüştürülmeye çalışılan dini anlayışlar, insanı ‘kolaya’ değil, ‘zoru kolaylaştıran’ bir sonuca götürür. Bu, Rabbi aldatmaya kalkmak ve kendi elleriyle kendini tehlikeye atmaktır. Kapitalist, liberal, demokrat, modern, seküler düşünce sistemlerini, İslam’la sentezleyip, yeni bir İslami anlayış oluşturma adına, İslami kavramların içi boşaltıp, rötuşlayıp, cilalayarak servis etmek, dini yozlaştırarak, tahrif etmektir. Kapitalizmin kurallarına göre elde edilen servet, yine onun kurallarına göre harcanacağından, vermeyi değil, yığmayı, başkası için değil kendi için harcamayı, ezilmemek için ezmeyi meşru kılan bir ideolojinin, yeşile boyanarak İslamileştirilmesi olacaktır. Derin hocaların dualarıyla açılan, bilmem kaç yıldızlı otellerde, tesettürü modaya dönüştürüp, mankenlerle sunmak, onu İslami yapmayacak, asgari ücrete çalıştırılan işçilerin sırtından kazanılın paraların da İslami bankalara yatırılması onu arındırmayacaktır. Çünkü İslam, paranın nasıl kazanılacağını da, harcanacağını da belirlemiştir. Dini cemaat ve liderlerin, büyüme, güç sahibi olma adına, güce ve iktidarlara olan yanaşma tutkusuyla, sağlanacak fırsatlara fit olunarak verilen fetvalar, İslam’ın servet/infak ilişkisini zedelemiş ve sömürü düzenlerini de meşrulaştırmıştı. Oysa kendi kavramlarını kendi üreten İslam, tezkiye olmayı (arınmak-korunmayı), zikir çekerek, güç devşirerek değil, infakla elde edileceğini öğretir. Salebe’nin koyunlara olan tutkusunun ona neye mal olduğu anlaşılmadığında, “Çocuklarına ne bıraktın” sorusuna “Allah ve resulü yetmez mi?” cevabı, vaizlerin kürsülerden anlattığı tarihi bir nostalji ya da cemaati ağlatmak için anlatılan lirik bir hikaye olmayı geçemeyecektir.

Yazının devamını okumak için tıklayınız.

Yorum Yaz

Yorumlar

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09