Veli Kurt’un Kaleminden Fecr Suresi Tefsiri

İslamî Analiz köşe yazarı Veli Kurt, Fecr Suresi’ni İslamî Analiz okurları için tefsir etti.

İslamî Analiz/Haber Merkezi

İslamî Analiz köşe yazarı Veli Kurt, Fecr Suresi’ni İslamî Analiz okurları için tefsir etti.

İşte o yazıdan bir kesit:

On güne, yaratana ve yaratılana, akıp giden geceye andolsun ki, bu kıssalar; karanlığın en kesif zamanlarında bir fecr aydınlığıyla umut olacaktı hayatlara. Küfür ve cehalet gecelerinin, iman aydınlığıyla yaşayacağı inkılâba; zaman ve mekân şahid olurken, aklı ve vicdanı olan da şahit olacaktı.

Tarih, Allah’ın kulları için çizdiği çizginin dışına taşan/tuğyan eden insanların ibretlik öyküleriyle doluydu. Kuran, onların kıssalarını anlatırken, tarihi bir metin perspektifinden değil, tevhid eksenli bir inanç ve ahlak merkezli bir duyarlılık oluşturma amaçlı anlatıyordu. Kıssalar uyutmak için değil, uyandırmak içindi.

Hadramevt yani, ölü yeşil. Öyle bir uygarlık kurmuşlardı ki çölün bittiği yerde, uzaktan görenlerin binalarını sütun zannedecekleri yapılarıyla, bağ ve bahçeleriyle, adeta cenneti indirmişlerdi yeryüzüne. Ad kıssasının Kur’an’daki tüm versiyonları gibi burada da şöyle diyordu Rabbimiz sanki “Cenneti dünyada arayanların akıbeti nasıl olurmuş bir bakın! Şımaran, refah içinde yüzerken haddi aşan, açtığım krediyi isyanda kullanan, hesap vermeyecekmiş gibi yaşayan, verileni semirip, sömürenler dikkat edin, akıbetiniz böyle olur”. Ad’dan arda kalanlar kuzeye göçmüşler, Hicr denilen bölgede bir uygarlık inşa etmişlerdi: Semut. Atalarının helakinden ders aldıklarını sanarak güya; uygarlıklarını çöle değil, kayalara kurmuşlardı. Sorunu kendilerinde aramak yerine malzeme de aramışlardı. Oysa sorun insandaydı, Yaratıcı ve yaratılanla kurdukları ilişkideydi. Yaptıkları binaların zemini kaya idi ama mantıklarını oturttukları zemin çürüktü. Bir sayha… Korkunç bir titreme ve sarsıntı; acı son... Ve yüz binlerce kölenin kan ve gözyaşlarıyla yükselen Firavunun ehramları. Şimdi baykuşlar ötüyor üstlerinde; zulüm üzerine kurulan ve devamı için yine zulme sığınılan düzenlerin örümcek ağı kadar zayıf ve korumasız olduğunu hatırlatırcasına…

Neydi bu toplumları helake sürükleyen? Rabbin bir garezi mi vardı yarattıklarına, yoksa problem kulun Rabbiyle ve yaratılanlarla kurduğu ilişki biçiminde miydi? Helake sürüklenmişlerdi çünkü, “Kurdukları şehirlerde azıp bozgunculuk çıkarmışlardı.” Serveti ve kuvveti elinde toplayanlar, bunu taşkınlıkları için kullanmış, tuğyan etmişlerdi. Allah’ın mülkünden çalarak, ihtişamlı bir hayat kurarken, çok kazanma adına nesli ve tohumu ifsad etmişlerdi. İktidarın güç ve imkânlarıyla oluşan mutlu azınlığın, toplumun diğer kesimine yaptığı zulümlerdi, helaklerinin sebebi. Zaman, mekân ve şahıs kavramlarını kaldırarak, zulmün evrensel bir suç olduğu anlatılıyordu Âlemlerin Rabbi. “Hem bilmiyor musunuz ki, biz yaratılış gayesine aykırı davranan nice toplumları helak ettik de, yerlerine başka toplumlar getirdik.”(Enbiya:11)  Kendini Müslüman olarak tanımlayan iktidarlar için de geçerliydi bu kriterler. Çünkü aslolan, söylem değil, eylemdi. Dine yaslanarak,  dini literatürü ve din adamını kullanarak, ’yolsuzluk, hırsızlık değildir’ fetvalarıyla, dini duyarlılığı sömüren,  hırsızlığa ve yolsuzluğa tanrıyı ortak etmeye çalışan, din anlayışını yozlaştırıp, değerleri aşındıran kim olursa olsun, yapılan işin adı; zulümdü. Dini hayatın, bir takım geleneğe ve folklorik ritüellere indirgenmesi, Fecr-i kazibin, fecr-i sadık diye yutturulmasıydı. İslam coğrafyasındaki bazı diktatörlerin yıkılması, Müslümanlar arasında bir bahar rüzgârı olarak estirilmesi de sadece algı yanılması/yanıltılmasıydı. Yapılan iş, yağmurdan kaçarken doluya tutulma misali, halkların diktatörlerden kaçarken; sekülerleşmenin, dünyevileşmenin kucağına düşmesi/düşürülmesiydi.

Tarihin sonraki uğrak yerlerinde devam edegelen zulümler ve adaletsizlikleri nasıl anlamalıydık o zaman? Kavimlerin helakinin, geçmişte yaşanmış birer kıssa mantığıyla okunması, felaketleri okuyamamak ve geçmişten ders almamaktı. Yeryüzünün insana ipotek edilmesi olan küreselleşme, gezegeni tehdit eden kirlenme, katliamlar, kaynakların hoyratça kullanımı ve yaşanan bunca felaketler, modern insanın helakiydi aslında.  Yaşanan savaşlar, açlıktan ölen insanlar, genetiği bozulmuş ürünlerle artan hastalıklar, küresel ısınma ile başlayan/başlayacak felaketler, küresel şirketlerin manipülasyonlarıyla zararının ne olacağı söylenemeyen, tartışılamayan teknolojik ürünlerin getireceği tehlikeler, ilaç şirketlerinin pazarladığı hastalıklar, nükleer tesisler, modernizmin pençesinde oyuncağa dönmüş zengin ama mutsuz insanlar ve onların mutluluğu için daha çok çalışan, ezilen, sömürülen insanlar… Bu uzayıp giden liste bile insanoğlunun helake ne kadar yakın olduğunun, hatta iç içe yaşadığının göstergeleriydi.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız.

Yorum Yaz

Yorumlar

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09