Veli Kurt’tan Tekvir Suresi tefsiri

İslâmî Analiz yazarlarından Veli Kurt Tekvir Suresi’ni tefsir ettiği bir yazı kaleme aldı. Kurt “Hangi Suçtan Dolayı Öldürüldüler?” başlıklı yazısında ““’Kim kıyamet gününü, sanki gözleriyle görüyormuş gibi bakmak isterse, Tekvîr, İnfitâr ve İnşikâk sûrelerini okusun’ derken Hz. Peygamber, sadece anlamıyla değil; vurgu, seciye ve fonetiği ile bile bu dehşeti yaşatan surelere dikkat çekiyordu.” ifadelerini kullandı.

İslamî Analiz/Haber Merkezi

İslâmî Analiz yazarlarından Veli Kurt Tekvir Suresi’ni tefsir ettiği bir yazı kaleme aldı. Kurt “Hangi Suçtan Dolayı Öldürüldüler?” başlıklı yazısında ““’Kim kıyamet gününü, sanki gözleriyle görüyormuş gibi bakmak isterse, Tekvîr, İnfitâr ve İnşikâk sûrelerini okusun’ derken Hz. Peygamber, sadece anlamıyla değil; vurgu, seciye ve fonetiği ile bile bu dehşeti yaşatan surelere dikkat çekiyordu.” ifadelerini kullandı.

Yazıdan bir kesit şöyle:

“Kim kıyamet gününü, sanki gözleriyle görüyormuş gibi bakmak isterse, Tekvîr, İnfitâr ve İnşikâk sûrelerini okusun” derken Hz. Peygamber, sadece anlamıyla değil; vurgu, seciye ve fonetiği ile bile bu dehşeti yaşatan surelere dikkat çekiyordu. Muhteşem bir düzenle, kusursuz olarak yoktan var edilen kâinat, belirlenen vakitte, yine kusursuz ve olağanüstü, görkemli bir şölenle sona erecekti. Kozmik âlemin sona erişi olan kıyamet, bir kaos değil, planlanmış, hesaplanmış bir final ve yeni bir başlangıcın perde değişimiydi. Kıyameti, ‘saat’ kelimesiyle kullanılırken Kur’an, bir saat gibi, tik tak işleyen zamanı iyi kullanmayı, zamanın çocuğu olma bilincini ve hesabı verilebilir bir hayat tasavvurunu inşa etmekteydi zihinlere. Her ölüm bir kıyametti ve her daim gözümüzün önünde cereyan eden ‘küçük kıyametler’, bir uyarı ve hatırlatmaydı, imtihanı unutan, hatırlamak istemeyen bizlere. Sıcak bir yaz günü, Belh sokaklarında, ‘sermayesi erimekte olan şu adama acıyın’ diye bağırarak dolaşan buz satıcısının acınası durumuyla, ömür sermayesini, saniye saniye tükenen insanın durumu arasında pek fark yoktur aslında.

Kıyamet, ebedi cenneti, yeryüzü cennetine değişen, olan hayatta, sınırsız arzuların kulu olan, dünyanın geçici değerlerine sahip olmanın mutluluk için yeterli olduğunu düşünen insana, bitmişliği ve yok oluşu hatırlatır. Ömür sermayesi bitmeden ömrün kıymetini bilenlere, ölmeden önce ölenlere, büyük sur üflenmeden, kendi surunu üfleyebilenlere ve hesaptan önce hesabı verebilecek hayat yaşayanlara ise, ebedi bir hayatı müjdeler Kıyamet. Ama insan kıyameti bu sorumluluk duygusu ile okumadı. Kıyameti önce kendi içinde yaşamak yerine, Kıyameti kendine emanet edilen tabiata, güçsüzlere, mazlumlara yaşatarak, bir adım daha yaklaştı büyük felakete...

Kıyamet dehşeti, Rabbinden rol çalmaya kalkışıp, kulluğunu unutan, kendini yeryüzünün efendisi ve sahibi gören insana, haddini bildirme, sınırını ve acziyetini gözler önüne serme zamanıydı. Güneş, ay, yıldızlar, dünya ve insana kadar yapılacak bir projeksiyonla, insanın abarttığı dünya hayatının, önemli sandığı servet ve şöhretinin ne kadar basit ve önemsiz olduğu ortaya konurken, yine ters bir projeksiyonla okunduğunda da, bu kadar basit olan insana verilen konum ve değeri de ortaya koyar kıyametle ilgili ayetler. Çünkü acziyetine rağmen Allah onu halifesi kılmıştı âleme. İnsan, eşya ile kurduğu ilişkinin derinliğini bu sorumluluk bilinciyle belirleyebilirse, hayatın anlam ve gayesine ulaşabilecekti. Bu yönüyle “Kıyamet, bir aşıdır, başlangıç ile son arasındaki insanın, dünya hayatında sağlam bir meyve verebilmesi için.” (Sezai Karakoç)

Nice ocaklar söndürerek elde ettiği ‘yüklü develerin terk edildiği’, Wall Streetlerinin yerle bir edildiği, borsalarının, Dow Jones endekslerinin tepetaklak olduğu, nükleer bombalarının ve tesislerinin ellerinde patladığı, rezidanslarının, gökdelenlerinin ‘kaynayan denizin’ içinde kaybolup gittiği, petrolü için kan gölüne çevirdiği Orta Doğu’nun, madenlerini sömürerek açlığa mahkûm ettiği Afrikalının, patronu daha çok kazansın diye ezilen işçinin, tüketimin, modanın, cinselliğin kölesi yapılan genç kızların, uyuşturucu batağına itilen gençlerin hesabının sorulma vaktiydi kıyamet. “Hangi suçtan dolayı öldürüldüler” sorusu sadece suçu işleyen zalimleri değil, onların feryatlarına kulak tıkayan nemelazımcıları da yakacak ve asıl kıyamet o zaman kopacaktı. Bu sorunun muhatabı olmama sorumluluğuydu Hz. Peygamber’in, Mekke zalimlerinin karşısındaki onurlu duruşu. “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” diyerek ses veriyordu mazlum yığınların göğü saran feryatlarına...

Yazının tamamını okumak için tıklayınız.

Yorum Yaz

Yorumlar

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09