KÜLTÜR SANAT

Haberi Sosyal Medyada Paylaş ! 30.4.2015 12:07:57

Veli Kurt’tan Kâfirun Suresi tefsiri: Seni sen yapan ilkeler iktidar uğruna verilirse ‘sen’ diye bir şey kalır mı ortada?

İslamî Analiz köşe yazarı Veli Kurt, Kâfirun Suresi'ni İslamî Analiz okurları için tefsir etti. Veli Kurt’tan Kâfirun Suresi tefsiri: Seni sen yapan ilkeler iktidar uğruna verilirse ‘sen’ diye bir şey kalır mı ortada?

İslamî Analiz/Köşe yazıları

İslamî Analiz köşe yazarı Veli Kurt, Kâfirun Suresi'ni İslamî Analiz okurları için tefsir etti.

Yazıdan bir kesit şöyle:

“Mekkeliler önce ciddiye almamışlardı Hz. Muhammed’i ve söylediklerini. Bir idealizmdi, hevesti, belki de meşhur olmaktı derdi ve bitecekti bir gün. Ama olmadı; bitmek bir tarafa, dalga dalga yayılıyordu söylemi. Dur demenin vaktiydi. Ama nasıl? Önce kendi anladıkları dili deneyeceklerdi, “Satın almak.” Tüccardı kendileri ve mantıklarında her şeyin bir ederi vardı ve paranın, malın, iktidarın ve şöhretin açamayacağı kapı yoktu. Ama olmadı. Elçi olarak gönderilen Ebu Talib’in “Mekke’nin en zengini olma, en güzel kızlarını verme ve Mekke’nin lideri yapma” teklifine, ”Bir elime ayı, diğer elime güneşi verseniz dönmem davamdan” demişti. Bu, onun kişisel bir davası değildi, mücadelenin startını veren belirlerdi mücadelenin seyrini. Şaşkındı Mekke’nin zengin aristokratları. Kim oluyordu, kime güveniyordu, kimsenin hayalini bile kuramayacağı teklife bu cevabı verirken, Mekke’nin yetim Muhammedi? Sarsılmışlardı ama pes etmemişlerdi, gürültüsüz patırtısız halletmek istiyorlardı bu işi. Tüccardılar ve piyasa sevmezdi riski. Ve bir gün Kâbe’yi tavaf ederken Hz Peygamber, Velid bin Muğire ve arkadaşları, yavaşça yaklaşarak, şu teklifi sunmuşlardı: “Gel sen bizim tanrılarımıza bir yıl ibadet et, biz de senin tanrına bir yıl ibadet edelim.” Sanıyorlardı ki, kendileri gibi o da satardı tanrısını. Ama onun tanrısı helvadan değildi ki, acıkınca yesin. Ve bu teklife Rabbi cevap vermişti: “Sizin dininiz size, benim dinim bana.” Yapılan teklif tüccar bir zihnin ürettiği müthiş bir kumpastı. Bu teklif, Hz. Muhammed’in tüm argümanlarının elinden alınarak, kendi potalarında eritilmesi girişimiydi. Şirk ehli yine şirkine devam edecek; ama bu arada tevhidi şirke bulaştırılacaktı. Ama tutmadı, ‘gel liderimiz ol’ dedikleri insana, mecnun demenin vakti gelmişti artık. Küfür böyle bir şeydi, bir gün vezir yaptığını yarın rezil edebilecek kadar; kıblesiz, kişiliksiz, karaktersiz ve alçaktı. Pazarlıktan ümidini kesmiş Mekke aristokratları, mücadelenin yönünü şiddete döndürerek yeni bir dönemin kapısını aralıyorlardı.

İmanın pazarlığı olur mu? Teklifin yapıldığı zaman göz önüne alındığında verilen cevap daha da büyük anlam kazanıyordu. Bir avuç Müslüman ve hayali dahi edilemeyen büyük teklifler. İktidar ve güç veriliyordu kucağına, neye karşılık? İnancına, ilkesine, davasına bedel olarak… Bunun kabulü belki iktidar yapardı kişiyi; fakat muktedirliğini, değerini ve saygınlığını bitirirdi. Seni sen yapan ilkeler, iktidar uğruna verilirse sen kalır mıydın ortada, ya da o zaman, sen kim olurdun? Dimdik durabilmekti iman, pazarlığa tabi olmadan. Bu ise, “ yalnızca sana kulluk ederiz ve yalnızca senden yardım bekleriz” sözünü; “ka’l ile değil, hal ile” söyleyebilenlerin işiydi. “Eğer iman sahipleri iseniz Allah’a güvenin(Maide-23) Yalnızca ona güvenen ve onun rızası için mücadele eden için, basit ve anlamsız tekliflerdi va’dedilenler; fakat dinin üzerinden rant elde etmek isteyenler için kaçırılmayacak fırsattı. Ve taktik hazırdı her zaman; önce kabul et, sonra kılıfını uydur. Oysa vahiy, “Sizin dininiz size, benim dinim bana” diyerek, tevhid mücadelesinin nasıllığını ve niceliğini öğretiyordu inananlara. Peygamberle yapılan teklif arasına yıkılmaz duvarlar örerken, verilecek küçük bir tavizin bile, tevhidi çizgiyi zedeleyeceği vurgulanıyordu kalın çizgilerle…

İslam’ın ortaya koyduğu değerler ve kurallara boyun eğmeyip, hareketi bastırmaya, engellemeye çalışan inkârcı anlayış, tabiatı gereği; işine gelmeyeni, aklının almadığını örtecek/küfr, gizleyecekti. Hakkı gizlemenin, engellemenin binlerce yolu vardı: Bazen satın alarak, yozlaştırıp içini boşaltarak; bazen de karşısına geçip onunla vuruşarak. Hakla batıl arasındaki bu ezeli mücadelenin en tehlikelisi birinci şıktı. Bunun için kritikti; “Ben sizin taptıklarınıza asla tapmam” uyarısı. Bu hakla batılın sentezlenemezliliği ve meyletmenin bile insanı sorumlu yapacağı uyarısıydı. Bu uyarı, her ne şartlarda olunursa olunsun tevhidi ilkelerden taviz verilemeyeceğinin, mücadelenin seyrini ve şeklini Allah’ın belirleyeceğinin vurgusuydu.

İbadet, kulun yaratıcısıyla olan ilişkisinde, onun iradesine boyun eğerek ürettiği her türlü çaba ve gayretin toplamıydı. “Ben dinimin bana yüklediği tüm sorumlulukları kabul eder, Allah’ın sevgi ve rızasını her şeyin üzerinde tutar ve sadece ona boyun eğerim” demekti. Yapılan fiillerde sadece onun ‘olur’unu alarak, hayata müdahale eden bütün güçlerin tahakkümden kurtulma çabasıydı ibadet. Sadece namaz, oruç, hac, zekât değil, hayatın bütün alanlarını, kulluk bilinci ve hesap verme duyarlılığı ile yaşamak ve bunun kavgasını verebilmekti. Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah'ındır.” (En’am:162) Kul olmak; her an ve mekânda O’nun, gözetimine, sevgi ve rızasına sadakat demekti. Bu ilişki, efendi-köle ilişkisine değil, âşık-maşuk ilişkisine benzerdi ve kulun kula itaati ile Rabbine itaati arasındaki yegâne fark da buydu. Rab, insanı sömürmez, onun sırtından güç ve iktidar devşirmezdi, ama kul; emri altına aldığı her şeyi sömürür, posasını çıkarır, kendine kul ederdi. Yalnız O’na itaatle kırılırdı ayaklara vurulan prangalar. Lakin insan cahildi, aceleciydi, zalimdi, yığmayı ve yağmayı severdi. Açgözlülüğüydü kutsalını pazarlık konusu yaptıran, çizgisini kaybettiren. Yeni tanrılar ve kurallar/din icat eder, pazarlıklar yapardı iktidarını ve haksızca elde ettiği mülkünü korumak için. Oysa bir elin parmakları kadar inanmış insanla Mekke’nin zalim egemenlerine kafa tutan, ufacık bir şehir devleti iken dönemin süper güçlerine mektup gönderen düşüncenin dinamizmi, teslimiyetin saf ve berraklığında gizliydi.”

Yazının tamamını okumak için tıklayınız.

Paylaş:

Yorum Yaz

Yorumlar

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09