AFRİKA

Haberi Sosyal Medyada Paylaş ! 18.6.2016 18:13:46

Tunus Nahda Hareketi Bölünmeye mi Gidiyor?

Nahda içerisinde bazı gerginlikler yaşanıyor! İlk gerginliğin konusu, dini ve siyasi işlerin ayrılması meselesinin kurumsal ve pratik anlamda ne anlama geldiği noktasında. Hareketin içindeki hangi bürolar ya da malzemeler nereye ayrılacak? Hangileri “dava” kısmına, hangileri “siyaset” kısmına? Bu küçük çaplı bir gerginlik değil; makam, mevki ve para konularını da içeren bir süreç ve hali hazırda bu konudaki tartışmalar başlamış durumda. Tunus Nahda Hareketi Bölünmeye mi Gidiyor?

İslâmi Analiz / Haber Merkezi

ABD'de "küresel tehditlere karşı geleceği birlikte koruyalım" sloganıyla yayın yapan Atlantic Council isimli düşünce kuruluşu, Tunus'ta bölgenin önemli İslamcı hareketlerinden biri olan Raşid Gannuşi liderliğindeki Nahda'nın, "din ile siyasi işleri birbirinden ayırmasına" ilişkin kararını İngiliz yazar H.A. Hellyer imzasıyla yayınlanan bir yazıda masaya yatırdı.

Nahda'nın bu kararından, katı sekülerizm uygulamalarını yaran bir özelliğe sahip olduğu iddiasıyla övgüyle bahsedilen yazıda, Nahda'nın siyasi kanadı içerisinde artık "ahlaki/dini referansların önemi kalmadığı", dolayısıyla partiye siyaset sahnesinde taze kan olabilecek farklı isimlerin katılmasının önünün açıldığı ifade edildi.

Yazıda Nahda'nın aldığı bu kararın Batı'nın İslam dünyası için öngördüğü "demokrasi" adına olumlu bir karar olduğu vurgulandı ve İslam dünyasındaki İslamcı hareketlerin bu karar sonrasında bir dönüşüm yaşama ihtimali olduğuna değinildi.

Öte yandan bu yazıda Batı basınında bugüne kadar "Selefi" olarak nitelenen Nahda içerisindeki dindar yapıdan "ortayolcu Selefi" şeklinde yumuşatılmış bir ifadeyle bahsedilmesi dikkat çekti.

Nahda içerisinde bu ayrışmaya giden tartışmaların birkaç yıldır devam ettiğinin ve kararın tüm tarafların ikna olmasından sonra alındığının belirtildiği yazıyı ilginize sunuyoruz:

Nahda’nın Siyasal İslamla İlişkisini Kesmesinin Yansımaları

H.A Hellyer

Uluslararası medya, İslami hareketin Tunus’taki öncü temsilcisi Nahda’nın lideri Raşid Gannuşi’nin Mayıs ayının ortasında yaptığı o çok önemli açıklamaya çok çeşitli tepkilerle yer verdi. Gannuşi’nin, Nahda’nın dini misyon (dava) ile politik misyonu (siyaset) birbirinden ayıracağına ilişkin yaptığı açıklama, hareketin tarihsel İslamcı pozisyonundan ayrılarak sekülerizme doğru bir hamle yapması şeklinde, hatta hareketin muhtemel çöküşü olarak nitelendi. Peki aslında bu neydi ve bu hamlenin Nahda’ya, Tunus’a, İslamcılığa ve Arap/İslam dünyasına yansımaları neler olacak?

CNN’den Cristiane Amanpour, açıklamadan kısa bir süre sonra Gannuşi ile bir röportaj yaptı. Bu röportajda Amanpour, sürekli olarak açıklamanın “önemine” işaret ederken; Gannuşi, uzun uzadıya -dinin- Nahda siyasi projesinin merkezinde kalacağına vurgu yaptı. Gannuşi röportajda, kamusal alanda dini ameller sergilemeye devam edeceğini ve kendisine, kurumsal bir etkiye sahip olması gereken geniş bir hareketin görev ve sorumlulukları arasındaki ayrımın kararını verdiren itici gücün dinin asli doğasına olan imanı olduğunu söyledi.

İslam’da, her ne kadar hiyerarşik bir çizgi dahilinde olmasa da dini bir otorite bulunur. Dini sistemde yetkiler, bin yıldan daha uzun bir süre önce kurulmuş olan (mezheplerde) yapılardadır. Bu durum, tarihsel olarak siyasi liderler ile dini otoriteyi birbirinden ayırmıştır. Bu bağlamda tarihte her daim bir yanda siyasi otoriteyi temsil eden “sultanlar” bir yanda da din alimleri sınıfını temsil eden “ulema” bulunmuştur. Her iki kesim de İslam’ın toplumsal rolüne ilişkin gerekliliklere uygun hareket etmiştir ve nadiren de olsa iki sıfatın tek kişiye ait olduğu dönemler de olmuştur. Gannuşi, Tunus’ta kabul edilen anayasada İslam’ın tanındığına ve Müslüman kimliğinin kamusal alanda korunduğuna dair hükümlerin olduğunu görmüştür. Dolayısıyla Nahda’nın siyasi işler yürüten dini bir hareket olmasına gerek kalmamıştır.

Buna sekülerizm diyebilir miyiz? Belki denilebilir; –fakat sekülerizmin Tunus İslamcı tecrübesinden etkilenen bir yansıması, hatta daha geniş anlamda Tunus gerçekliğinin ortaya çıkardığı meşru ve özel bir uygulama. Tunus’ta sekülerizme ait her türlü uygulama, din mefhumunu kamusal alandan dışlamak ya da kamusal alanda görünmez kılmak üzere bir baskı unsuru olarak varlık sergilemişti. İşte bu husus, artık tartışmaya açık. Bu, din ile siyasetin ayrımı değil; siyaset sahasında çalışanlarla din sahasında çalışanların ayrımı. Bunlar çok farklı şeyler. Bu hamlenin bir sonucu olarak din, katı sekülerizm uygulamalarında olduğu gibi kamusal alandan dışlanmayacak

Peki, Nahda bundan sonra bir bölünmeye ya da parçalanmaya mı gidecek? Bu hamlenin bir sonucu olarak siyasi partiye destek azalacak mı? Bu, yapılması oldukça zor bir tahmin! Bu hamle, Nahda içerisinde yıllardır tartışılıyordu ve karar, ancak parti içindeki çeşitli kesimlerin ikna edilmesi sonrasında alındı. Yani karar, büyük oranda bir fikir birliği sağlanarak alındı. Tabanda da partinin bu yüzden iki farklı yapıya ayrılmasını talep eden bir bekleyiş yok. Böyle bir kavganın yaşanmasını beklemek hata olur.

Fakat yine de bazı gerginlikler yaşanacak! Birisi şimdilerde zaten yaşanıyor; biri de daha sonralarda yaşanacak. İlk gerginliğin konusu, bu ayrılığın kurumsal ve pratik anlamda ne anlama geldiği noktasında. Hareketin içindeki hangi bürolar ya da malzemeler nereye ayrılacak? Hangileri “dava” kısmına, hangileri “siyaset” kısmına? Bu küçük çaplı bir gerilim değil; makam, mevki ve para konularını da içeren bir süreç ve hali hazırda bu konudaki tartışmalar başlamış durumda. Bir fikir birliği ya da anlaşma sağlanabilmiş değil. Bazı farklı kaynakların aktardığı bilgiye göre bu paylaşım sürecini Nahda hareketinin danışma (Şura) konseyi yönetiyor ve süreç çok da hoş gitmiyor.

İkinci gerginlik ise bu hamlenin Tunus’taki dini ve siyasi hayata ilişkin konularda nereye tekabül edeceği! Hareketin siyasi parti üyeliği için gerekli gördüğü şartlar arasında dini hasletler arka plana atılacak, örneğin ‘ahlaki ilkeler’, üyelik şartları listesinden çıkartıldı. Yani partiye pek çok taze kanın katılması mümkün; üstelik partinin yeni ve eski üyelerinde artık “dava”nın gereği olarak görülen dini muhafazakarlık aranmayacak. Parti içerisindeki pratik siyaset mekanizmasında tüm bunlar ne anlama gelecek? Hiçbir şey net değil!

Diğer taraftan dini sahada ise Nahda, her daim siyasi cephede tezahür eden ve Raşid Gannuşi’nin temsil ettiği (diğer Selefilik türlerinden de oldukça farklı olan) ortayolcu modern Selefilik ile dini cephede tezahür eden muhafazakar ana akım Sünniliğin ittifakının sembolü olmuştur. Örneğin, daha modernist bir yaklaşıma sahip olan Gannuşi, itikadi konularda Ahmed ibn Teymiyye’nin yolunu izlerken, fıkhi meselelerde seçmeci metoda başvurmuş, aktivizmini ise Müslüman Kardeşlerin kurucusu Hasan el-Benna örnekliğinden edinmiştir. Nahda’nın “dava” kanadında baskın olan asıl dini anlayış ise, Mısır için Ezher üniversitesi örneğinde olduğu gibi kuramsal sınırlarını Tunus Zeytuna üniversitesinin belirlediği ve biraz da -muhtemelen Benna’nın ve diğerlerinin açtığı modern Selefilik akımından etkilenen- Arap dünyasında yaşanagelen klasik, geleneksel Sünnilik. Aslında ikinci grubun canı, Gannuşi’nin dini meselelerde ön plana çıkıyor olmasından dolayı bayağı bir sıkkın. Zira Nahda içerisindeki geleneksel İslami ilimlerle uğraşan bu kesim, ilmi konularda Gannuşi’nin pek de yetkin olmadığını düşünüyor.

Peki, ileriye dönük olarak Tunus’un dindarları açısından durum ne olacak? Nahda’nın dindar kanadı, kuramsal öğretilerin gittikçe diğerleriyle daha da benzeşmesiyle birlikte Tunus’taki diğer dini yapıların arasında kaybolup gidecek mi? Hareketin “dava” kanadı nisbeten sessizliğe bürünüp daha çok ‘iktidar hakikatine değinme’ konusuna mı eğilecek?

Nahda’nın muhafazakar dindar kanadı Suudi Arabistan’dan etkilenen ve genelde “tekfirci Selefi” denenlerden oluşmuyor. Zeytuna geleneği ve Sufi gelenek, diğer İslami hareketlerin çoğunda görünmeyen bir etki bırakmıştır bu kanatta. Dindar kanadın İslamcı olmayan kısmı, Nahda’nın dinî söylem ile siyaset yapmasına şüphe ile yaklaşıyorlardı; şimdi ise “dava” cemaati ayrılacak. Fakat işler ne kadar farklı olacak? Bunu sadece zaman gösterecek.

Nahda’nın bölgedeki diğer İslamcılarla olan ilişkisinin bu karardan nasıl etkileneceği de oldukça ilgi çekici. Nahda’daki bazı kesimler, zaten diğer İslami hareketlerin bu karara karşı çıkmasını bekliyor fakat genel olarak bölgede İslamcılığı ne gibi gelişmelerin beklediği konusu merak uyandırmaya devam ediyor.

Esasında, birçok açıdan bakıldığında, Gannuşi’nin bu hamlesi, Tunus ve Arap dünyası için güzel bir adım. Dinin kutuplaştırıcı hedefler doğrultusunda politize edilmesinin önüne geçebilecek bir adım. Nahda’yı destekleyenlerin Tunus anayasasıyla güvence altına alınmasını sağlayan ve genel anlamda çoğulcu düzenin diğer Tunuslularla birlikte daha geniş bir tabanda kabul görmesini sağlayacak bir adım. Kimlik siyasetleri yüzünden parçalanan ve büyük hasarlar gören bir bölgede bu haber, ancak güzel bir haber olarak değerlendirilebilir ve bölgenin bu gibi güzel haberlere daha çok ihtiyacı var.

Atlantic Council'de İngiliz yazar H.A. Hellyer imzasıyla yayınlanan bu analiz, Enes Berat Gürler tarafından İslâmi Analiz için tercüme edilmiştir. 

Paylaş:

Yorum Yaz

Yorumlar

  • Eski AKINCILAR, bugü nasıl AMERİKANCI olduysa, bize yıllardır SÜRGÜNDEKİ İSLAMCI LİDER diye tanıtılan Gannuşi de aynı yolun yolcusu oldular. Yıllardır CHP zihniyeti tarafından bize dayatılan LAİKLİK kavramı ve sistemi bugün karşımıza alnı secdeli diye tabir edilen kesim tarafından dayatılıyorsa bu iğrenç tuzağa düşen MÜSLÜMAN(!)'ların vay haline. Boşun dememişler "Politika atlı karıncaya benzer, biri iner biri biner ama atlı karınca hep aynı şekilde dönmeye devam eder" diye. Bu atlı karıncayı durduracak tek kesim MÜSLÜMANLAR olur ancak gerçekten MÜSLÜMAN olabildiklerinde...

    20.6.2016 20:06:49 0 Yanıtla Cemal Durra
ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09