KÜLTÜR SANAT

Haberi Sosyal Medyada Paylaş ! 20.10.2017 01:29:38

'Suskunluğuyla Zehra’nın, seslenişi ile Haydar’ın kızı; Seyyide Zeynep'

Senarist - yazar Ahmet Turgut, Hz. Fatıma Platformu üyeleri ile söyleşi gerçekleştirdi.

İslami Analiz/ Haber Merkezi

Senarist - Yazar Ahmet Turgut, Hz. Fatıma Platformu üyeleri ile söyleşi gerçekleştirdi.

“Muhammedi Şuur ve Ahlak”, “Allah Aşkına!..”, “Kalbim Kudüs’te Kaldı”, “Bozkırın Sırrı”, “Aşkın Elçisi”, “Aşkın Secdesi”, “Aşkın Şehidi” kitaplarının yazarı olan Ahmet Turgut, Hz.Fatıma Platformu üyeleri ile söyleşi gerçekleştirdi.

Sözlerine Kevser Sûresi ile başlayan Ahmet Turgut; “Kevser’in üç kurbanı vardır; Hasan, Hüseyin, Zeynep…” diyerek Ehli Beyt’in bâtıl ile olan mücadelesini anlattı.

Turgut; “Kuran’ın anlattığı üç sembol kurban görüyoruz. Mülk kurbanı, can kurbanı, nefes kurbanı” diyerek nefesini Hakk için kurban eden; ‘babasının süsü’, Şam’ı sesi ile titreten Seyyide Zeynep’i anlattı.

Ahmet Turgut ile söyleşiden kesitler şu şekilde:

İrfani olarak bakınca görüyoruz. Kurbansız Kevser nimeti olmaz. Kevser; Kur’an ile Ehl-iBeyt’in havuzudur, ikisinin bir arada olduğu yerdir. Kuran’da olanın Ehl-i Beyt’te, Ehl-i Beyt’te olanın Kuran’da okunması gerekir.

Kevser’in üç kurbanı vardır; Hasan, Hüseyin, Zeynep. Biz kültürel olarak daha çok, sinematografik olanı, hareketli olanı takip ettiğimiz için Kevser’in kurbanı deyince aklımıza Hz. Hüseyin Efendimiz geliyor. Diğer iki kurbanı çok algılayamıyoruz, hele de Hz. Hasan Efendimize dair algımız minimum. Hz. Hüseyin’in kırkı bile çok görkemli geçerken bir hafta sonra gelen Hz. Hasan’ın şehadetinde kimseden ses seda çıkmıyor, yâd edilmiyor. 

Kuran’ın anlattığı üç tane sembol kurban var; Habil- Kabil’in ‘mülk kurbanı’ meselesi; ikisi de Rabbine kurban adamıştı. Arifler der ki; Habil,’hâl’inden verdi, Kabil ‘kâl’inden verdi. ‘Kâl’, ‘boğazdan aşağı inmeyen söz’; ‘hâl’, ‘bütün yaşamı, hayatı ona şahit’ demek.

Nihayetinde Kabil hasetlenip Habil’i şehit etti. Yani Habil maktûldü ama Habil’in kurban ettiği şey mülktü, canını verdi ama kurbanı mülkün kendisiydi. 

İbrahim (as) ile oğlu İsmail(as)’in meselesinde de can kurban edilecek. Baba, oğul sevgisini kurban edecek; oğul, doğrudan kendi canını kurban edecek. Hangisininki daha azametli Allah’u âlem. 

İbrahim (as) tüm putları teker teker kırıp son puta dokunmamıştı, baltayı boynuna asmıştı, sanki o son putu İsmail (as) almış indiriyor, yani oğul sevgisi, gayet meşru olan bir şeyi, babasının sevgisinin kurban edilmesini İsmail (as) sağlayacaktı. Son dakikada can kurbanı yarım kaldı.

Kuran-ı Kerim, bir de Meryem Anneyi anlatıyor. Hz.Meryem’in annesi karnındaki bebeği Rabbine adamış, kurban etmiş, onun ömrünü kurban edecek. “Yavrum, tamamen bu din için, Rab için, mabet için yaşayacak” diye söz vermiş kadıncağız. Nitekim Meryem Anne bu söze uygun şekilde Rab için bir ömür hizmet etti. Nefesini, hayatını, emeğini tamamen bu işe kurban ettiği için Allah’ın ona verdiği evlat, nefesiyle ölüyü ayağa kaldırdı. Dikkat edelim!..

Meryem Anne, nefesini kurban etmiş. Onun oğlu nefesiyle ölüyü ayağa kaldırıyor. Kuran’ın üç rol model kurbanı; Mülk kurbanı, can Kurbanı, nefes Kurbanı sıralamasının aynısını Hz. Fatıma’nın hayatında da görüyoruz; yani Kevser’in diğer yüzünde. İmam Hasan, anlaşma günü ümmetin canının daha fazla yanmaması için mülkü kurban etti ama Kabil’in varisi, aldığı mülk ile, devlet ile rahat etmedi. Kabil’in Habil’i katlettiği gibi imam Hasan’ı anlaşmadan sekiz yıl sonra şehit etti.

İmam Hüseyin’in kurban bahsi daha çok ‘can kurbanı’ üzerine; Hz. İbrahim ile Hz. İsmail’in yarım kalan can kurbanının tamamlanışı. Ayet (Sâffât/107), ‘Biz ona kurtuluş bedeli olarak zebhi azim(yüce bir kurban) verdik’ diyor. Ayetten anlıyoruz ki; İbrahim (as) ve İsmail (as)’ın kurtuluşu için, boğazlanan ‘azametli’ bir şey vermiş. Bunu, hocalar bazen gökten inen koçlarla eş tutuyorlar. Cebrail (as), koçlarla gelerek “Bunları kes!..” dedi fakat nihayetinde koç, ‘azametli kurban’ değil.

Ayet, “İsmail’in kurtuluş bedeli olarak, azametli bir kurban verdik’ diyor. Devamında “Ona büyük bir şöhret bıraktık” diyor. “Ona büyük bir şöhret bıraktık” derken, kendisine ün bırakılan İsmail (as) mı? , kurbanın kendisi mi? Belli değil. Ayet “O” diyor sadece.

Biz Kerbela ile beraber anlıyoruz ki; İsmail (as)’a kurtuluş bedeli olarak verilen kurban İmam Hüseyin’dir. “Azametli kurban” odur. Zaten bütün ailenin şöhret kapısı da Hz. Hüseyin’dir. Erbain yürüyüşünde, Hz. Hüseyin için toplanan yirmi milyon insan, bir hafta sonra Hz.Hüseyin’in abisinin şehadeti iken, o günün şehadet günü olduğunu bilmeyecek, İmam Hasan’ı hatırlayan bile çıkmayacak. Yani şöhret İmam Hüseyin’deymiş, bu ayeti bu şekilde okuduğumuz zaman, Seyyide Zeynep de nefes kurbanıdır. Aynı Hz. Meryem gibi, nefesini, tüm sesini, soluğunu, bu işe kurban etmiştir. Meryem annemiz sadece mabedin hizmetçisi, Musevi devrin salihası, Seyyide Zeynep Muhammedî devrin salihasıydı. Seyyide Zeynep’in dedesi ‘yeryüzü mescid kılındı’ demişti. Nitekim Efendimizin (sav) saliha torunu bütün yeryüzünün hizmetçisi olmuştu.

Seyyide Zeynep, Kerbela’dan sonra tüm Orta Doğu’da, İbrahim (as)’ın ayağının değdiği her yerde dolaştı. İbrahim (as)’ın güzergâhına da, tebliğine de varis oldu. İsmail (as)’ın kurtuluş bedeli olarak abisi gitti. Seyyide Zeynep’in Kerbela’da abisini kucaklayıp, “Bu kurbanı bizden kabul buyur, O Âl-i İbrahim’in ve Âl-i Muhammed’in kurbanıdır” demesi, Kuran’daki tüm kıssaları topluyor; okumak, akletmek isteyenler için…

Âl-i İbrahim’in ve Âl-i Muhammed’in kurbanı; Biz, ‘Allahumme Salli- Bârikte, Peygamberimize ve ailesine, Hz. İbrahim ve ailesine diyoruz fakat genellikle ne söylediğimizi deşmiyoruz. Onlar söylenilen her sözün altını doldurdular. Seyyide Zeynep’in orada Rabbine takdim ettiği kurban, ‘azametli kurban’dı. O, ‘Azametli kurban’ın şuuruyla, idrakiyle kurbanını takdim ederek misyonunu da devam ettireceğini ikrar etti.

Seyyide Zeynep’in mücadelesine bakıyoruz. Yezid, Hz. Zeynep’ten korkuyor, “Ne yapın edin bu kadını konuşturmayın, insanlardan uzak tutun!” diyor. Bakıyoruz; İmam Ali halife, arkasında 50 bin asker var, elinde Zülfikar var, Hayber’in kapısını kaldırıp yere çarpmış, cengâverliğine söz yok fakat Şam’ı titretemedi. Şam, 50 bin askeri olan eli Zülfikarlı Hz. Ali karşısında çözülmedi.

Hz. Hasan 4-5 yıl sonra, 10-15 bin askeri ile halife olmasına rağmen Şam’ı çözemedi. İmam Hüseyin’in 72 yaveri ile beraber kıtır kıtır doğranması, o acı bile Şam’ı çözemedi. Şam ısrarla vicdansızlığına, şerrine devam etti.

Ama bir kadın geldi, yanında 30-40 yetim ile zincirler içerisinde bir kadın, Şam’ı titretti. Zira o, suskunluğuyla Zehra’nın, seslenişi ile Haydar’ın kızı. Sözü hak olunca, sözünün gücü, gücün sözünü yendi.

Seyyide Zeynep’in oradaki tarihsel diyalogları, mücadeleleri bugün İslam dünyasının yana yakıla aradığı birçok tavrı özetliyor. Yezid “Allah bize yardım etti ve kardeşlerini perişan ettim” diyor. 20 tane baş var üzerine kurulmuş, “Bak bunları nasıl bu hale getirdim, ben daha güçlüyüm Zeynep bunu kabul et!..” diyor. Seyyide Zeynep, dik bir şekilde, “Arkanda yüz binlerce asker var ama yalnızsın. Allah benimle ve ben daha güçlüyüm” diyebiliyor.

Biz genellikle, İsrail’in ne kadar kötü olduğunu anlatırken İsrail’in gücünü kutsuyoruz. “Her şeyi biliyorlarmış, yüzyıl önceden planlıyorlarmış, uydulardan bakıp anlıyorlarmış” diyoruz.

Öyle ki; Kur’an-ı Kerîm, Peygamberimizin beşer olduğunu söylüyor. Peygamberin beşerliğine razıyız ama Siyonistlerin beşer olduğu aklımıza dahi gelmiyor. Öylesine kusursuz, tanrısal bir Siyonizm anlatıyoruz.

Oysa Seyyide Zeynep, düşmanının kötülüğünü anlatırken gücünü kutsamadı. “İster çocuklarımızla tehdit et, ister başka bir şeyle; sana boyun eğmeyeceğiz!..” dedi. Bir hafta, on gün, yirmi gün boyunca o yaşandı, bu yaşandı, en son Şam titremeye başlayınca Yezid, “Alın götürün bunu!..” dedi.

Seyyide Zeynep, tekrar yollara çıktı sürekli anlattı. Meryem Annenin nefesinin meyvesi ölüleri ayağa kaldırıyordu ya; Seyyide Zeyneb’in elinin, dilinin, gönlünün değdiği her bir şehirde dirildi adeta. Zira Allah’ın vadi var. Ölüden diri, diriden ölü çıkarır, alimden zalim zalimden alim çıkarır. Seyyide Zeynep, tüm o yıkıntıdan, ölümlerden sonra Muhammedî Şuur ve Ahlak inşasının başladığı temel taştır.

Tarih Yezid’in oğlu ikinci Muaviye’yi anlatıyor. İkinci Muaviye’nin 17 yaşındayken tacı tahtı terk etmesi, babasının ve dedesinin hile ile gasp ettiği şeyi bırakması, büyük bir azamet ve Hasanî ahlakın zirvesidir. Devamında da Hz. Hüseyin gibi lime lime edilip şehit edildi. Hasanî ve Hüseynî duruşu aynı anda taşıyan o babayiğit 17 yaşındaydı. Üstelik Yezid’in oğluydu, Hind’in torunuydu. Allah, bize bir ibret kapısı olarak ikinci Muaviye’yi göndermiş ve hiç birinizin ümitsizlik şansı yok. Ümidiniz var fakat Zeynep gibi bir nefesin elinde yoğrulmak lazım. İkinci Muaviye bu olgunluğa nasıl geldi bilmiyoruz, ama anlıyoruz ki; Seyyide Zeynep’in o iki üç haftalık Şam esareti esnasında ikisinin temasları olmalı. 

Kerbela’nın sahibi Hz. Fatıma’dır. İlk gözyaşını babasıyla beraber dökmüşlerdi. Muaviye, oğlu Yezid’e tavsiyelerinde, “Hz.Hüseyin’e dikkat et, onunla anlaşamazsın, çünkü o Fatıma’nın oğludur” demişti.

Biz Hz.Fatıma’yı gönül dünyamıza çok dâhil edememişiz. Ana-oğul; Hz. Hasan ve Hz. Fatıma hep geride duruyor. Baba-oğul; Hz. Ali ve Hz. Hüseyin hep önde duruyor. Fakat onların da kesişme noktası Seyyide Zeynep idi. Seyyide Zeynep, Yezid’in karşısında kükrerken, “Ey Zalim, sen bizim dünyamızı berbat ettin, biz de senin ahiretini berbat edeceğiz” diyerek hesap sorarken orada konuşan, seslenen, “Hz. Hüseyin’in bacısı” idi. Devamında gelen bir cümle var ki; o tam “Hz. Hasan’ın bacısına” ait.

Ne demişti hain zalime?

“Ben Kerbela’dan önce de, sonra da, Kerbela esnasında da Rabbimden güzellikten başka bir şey görmedim.”

Bu ifade kesinlikle Hz. Hasan’ın bacısına aittir. Hesabı soran, yakasına yapışıp ıslah için uğraşan, Hz. Hüseyin’in bacısı. Sulhu anlatan, Rabbi ile olan barışını anlatan, Rabbinden razı olmayı geçelim, güzellikten başka bir şey görmeyen Hz. Hasan’ın bacısıdır.

Kaynak : hzfatimaplatformu.com

Yorum Yaz

Yorumlar

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09