Şehadetinin 18. yıldönümünde Cevher Dudayev’i rahmetle anıyoruz

Çeçen savaşı dünyaya gözü kara, yüreği özgürlük ateşiyle yanan bir kahraman tanıttı. O kahraman herkesin ardından ağladığı Şehid Cevher Dudayev’di. 18 yıl önceydi. 21 Nisan 1996 tarihinde halkının özgür olması için, şan, şöhret, para, kısaca aklınıza gelebilecek bütün maddi değerleri terk eden yiğit adam, Çeçen direnişinin Efsanevi Lideri Cevher Dudayev, Rusların füze saldırısında şehadet şerbetini içti.

Çeçen savaşı dünyaya gözü kara, yüreği özgürlük ateşiyle yanan bir kahraman tanıttı. O kahraman herkesin ardından ağladığı Şehid Cevher Dudayev’di. 18 yıl önceydi. 21 Nisan 1996 tarihinde halkının özgür olması için, şan, şöhret, para, kısaca aklınıza gelebilecek bütün maddi değerleri terk eden yiğit adam, Çeçen direnişinin Efsanevi Lideri Cevher Dudayev, Rusların füze saldırısında şehadet şerbetini içti.

Aziz şehid Cevher Dudayev’i rahmetle anıyor; Yeni Akit’te Mehmet Koçak imzasıyla hakkında yayımlanan bir yazıyı iktibas ediyoruz:

Bundan 18 yıl önceydi. 21 Nisan 1996 tarihinde  halkının özgür olması için, şan, şöhret, para, kısaca aklınıza gelebilecek bütün maddi değerleri terk eden yiğit adam, onuruyla şehadet şerbetini içti. 

Her anı acı her anı çile ve kahır dolu bir hayata rağmen yılmadı, zorluklara ve yokluklara karşı direnmesini bildi. Küçük bir orduyla dünyanın süper gücüne sahip kızıl orduya karşı savaşmak elbette kolay değildi. “Haksız gücün karşısında, güçsüz hakkın yanında olmak benim imanımdır” diyerek Şeyh Şamil’in bıraktığı yerden mücadeleyi başlatmış ve Ruslara meydan okumuştu. 

“Üzerimdeki üniformam kefenim, şehadete talibim. Şehitliği rütbe ve şeref kabul ediyorum. Kanımın son damlasına kadar ülkemin bağımsızlığı ve milletimin hürriyeti için savaşmaya hazırım’’ diyordu o büyük komutan. 

Silahça ve sayıca çok kuvvetli Rus askerlerine karşı bir avuç yiğitle, Şeyh Şamil’in bıraktığı yerden mücadeleyi başlatmış ve Ruslara meydan okumuştu. Bu meydan okuyuşun arkasında bir kahraman olmalıydı. Büyük savaşlar büyük kahramanlar isterdi çünkü. Çeçen savaşı da dünyaya gözü kara, yüreği özgürlük ateşiyle yanan bir kahraman tanıttı. O kahraman herkesin ardından ağladığı Şehid Cevher Dudayev’di. 

Evet... Kafkasya’daki Mukaddes Gazavat’ı tanırken ilk önce bu gazavatın keskin kılıcı, büyük komutanı Şehid Cohar Dudayev’i tanımak lazım. Musa oğlu Cohar (Cevher Dudayev)’in hayatı ve mücadelesini elbette yazmak zor. Ancak; o büyük komutanı  o savaş esnasında ziyaret ederek hayatını ve mücadelesini kendi ağzından dinlemek  bana nasip oldu. O şimdi yok ancak onu şehadetinin yıl dönümünde tekrar hatırlamak, hatırlatmak ve gelecek nesillerin onu anlaması için onunla alakalı hatıralardan bir not düşmeyi bir sorumluluk olarak kabul ediyorum. 

KİMDİ O BÜYÜK KAHRAMAN?

23 Şubat 1944 tarihinde sürgünde dünyaya gelen Dudayev, daha bebek iken Rus zulmüyle karşılaştı. Tıpkı Kırım Tatar Türklerinin lideri Mustafa Cemiloğlu gibi, Kırım, Noğay, Ahıska, Karaçay ve Balkar Türkleriyle birlikte, Çeçen ve İnguşlar da vatanlarından bir gecede sürgün edilmişlerdi. Kimileri Sibirya’ya, kimileri Özbekistan’ın ve Türkmenistan’ın dağlık bölgelerine gönderilmiş. Cohar Cevher Dudayev’in ailesi ve akrabaları Kazakistan steplerini yurt edindiler. 

Sürgün esnasında binbir çile ve korkunun yanında açlık ve sefalet içinde yaşam mücadelesi veren yiğit bir çeçen annesi oğlunun doğum sancılarını çekiyordu. Sürgün konvoyunu idare eden Rus komutan, “Artık Çeçenya diye bir yer yok. Geri dönüş yok. Bundan sonra ya ölümü ya da bu dağları mesken tutacaksınız” derken yıllar sonra aynı orduda Tümgeneral rütbesine kadar yükselecek ve daha sonra ülkesini Rus emperyalizminin pençesinden kurtarmak için başlatılacak büyük direnişin komutanı olacak bebekten habersizdi.

BEN ONU SAVAŞIN İÇİNDE TANIDIM

O günün şartlarında çok zor ve yorucu olduğu kadar tehlikeli bir yolculuk sonrasında Çeçenistan’ın Şali şehrindeyiz. Burada Cohar Dudayev’in yardımcısı Zelimhan Yandarbiyev, Meclis Başkanı Akhyad  Idigov ve Genel Kurmay Başkanı Aslan Mashadov ile buluştuk. Savaşın gidişatı hakkında bilgi aldık ve sonra Zelimhan Yandarbiyev  bizi yanına alarak Şali’nin kenar mahallesinde bir eve götürdü. Bu ev Sheihi Shapi adındaki bir işadamının eviydi ve bu kişi Cehar Dudayev’in yakın dostlarındandı.  Zelimhan Yandarbiyev “Türkiye’den beklediğimiz  misafirlerimiz sağ salim ulaştılar komutana haber verir misin” diyerek hem tanıtmış hem de komutana bilgi ulaştırılmasını istedi. Kısa bir zaman sonra yanında korumaları üzerinde üniformalarıyla Cehar Dudayev içeriye girdi ve büyük bir samimiyetle bizimle kucaklaştı. Cephelerde direniş hakkında bilgi almak ve askerlerine moral vermek üzere cepheleri denetlemekten geldiğini belirterek söze başladı.  Savaşın kendilerinin değil, Rusların saldırısı sonucu başladığını ayrıntılarıyla anlatırken  bir yandan da bize Çeçenlerin Ruslara karşı verdikleri 400 yıllık hürriyet mücadelesinden örnekler vererek günümüzde yaşananlarla bağlantı kuruyordu. 
 Çeçenlere reva görülen sürgünü anlatırken gözleri doldu ve boğazı düğümlendi. Sıkılmış yumruğunu havaya kaldırarak, “Ben o acı dolu günlerin, o insanlık faciası sürgünün çocuğuyum. Milletime yapılanları hiç mi hiç unutmadım ve unutmayacağım.” Zaman zaman konuşmasına ara verip cepheden gelenlere talimatlar veriyor, sonra özür dileyerek tekrar kaldığı yerden devam ediyordu. Büyük bir mesuliyet duygusu içinde, hareket ederek başlattıkları direnişi düşünüyor ve yönetiyordu. Kafasında yeni planlar ve stratejiler geliştirmeye çalışıyor. Küçük bir orduyla dünyanın en süper gücüne sahip Kızıl Ordu’ya karşı savaşmak elbette kolay değil.

“BEN O İNSANLIK FACİASI SÜRGÜNÜN ÇOCUĞUYUM”

Evet her anı, acı her anı çile ve her anı kahırla dolu bir yaşama rağmen yılmadı, zorluklara ve yokluklara karşı direnmesini bildi. Sabır ve kararlılıkla yürüdü ve Kızıl Ordu’da general olmayı başardı. Ancak O, milletine reva görülen sürgünleri, zulümleri baskı ve toplu katliamları hiç unutmadı. Acılarını içinde gizledi sabırla gelecek günü ve o anı bekledi. Ve o gün ve o an geldiğinde milletinin önüne çıkarak haykırdı: “Şimdi bayrak açmanın zamanı, şimdi özgürlük için bedel ödeme zamanı, şimdi bağımsız Çeçenistan’ı kurma zamanı, kısacası şimdi din, hürriyet ve vatan için ölme zamanı” diyordu. 

İLERİYİ GÖREN, İMANLI VE ÇOK CESUR BİR KOMUTANDI

Gece geç saatlere kadar süren sohbetimizin bir tarih olacağını biliyormuş gibi çok ciddi ve önemli açıklamalarına devam ediyordu. Yorgun savaşçının gözleri uyku bilmiyordu. 

Sürgünde yaşadıklarını ve neden savaştığını şu şekilde sıralıyordu. “Savaşa karşıyım ancak haksızlığa karşı savaşmak karakterimdir” diyerek başladığı konuşmasında “Bana göre haksız güç zulümdür, güçsüz hak ise mağdurdur. Haksız gücün karşısında, güçsüz hakkın yanında olmak benim imanımdır. 13 yılım sürgünde geçti. Baskılar, açlık ve sefaletin yanında sürgünde vatandan ayrı kalmanın verdiği ıstırabı hep içimde hissettim. Ben o ruhla yetiştim ve hayatımın her anında milletime yapılan bu zulmü hep hatırladım”.  Onun vaktinin ne kadar kıymetli olduğunu biliyorum ancak bu tarihi söyleşiyi de bitirmeyi arzuladığımı kendisine bildirdiğimde gülümseyerek gözlerimin içine bakıp, “Biz her ikisini de yapmaya mecburuz. Bu savaşın tarihini bilmek ve yazmak da bu savaş kadar önemlidir” diyordu. O, ileriyi gören tecrübeli bir devlet adamı, imanlı ve çok cesaretli bir komutan idi. Ateist eğitimin verildiği askeri okullarda yetişmesine rağmen dini inancını ve Çeçen kültürünü gizlemesini ve korumasını başaran azimli ve kararlı bir kişiliğe sahipti. Sohbetimiz esnasında “Ben dinimi annemin koynunda öğrendim” diyerek şöyle devam etti: “Ben ateist bir eğitim aldım ve ateist bir ordu olan Kızılordu’da generalliğe kadar yükseldim. Burada size bir tarihi hakikati nakledeyim. Okul öncesi çok iyi bir terbiye aldım. Sürgünde olduğumuz o yıllarda neden anavatandan çok uzaklarda olduğumuzu, sürgün edilişimizi ve halkımıza yapılan zulmü rahmetli anam başta olmak üzere büyüklerimden öğrendim. Çocukluğumda arkadaşlarımla oyun aralarında hep bunları konuşurduk.  Aramızda hep anavatanı hayal eder mutlaka bir gün kendi vatanımızda özgür olacağımıza olan inancımızı söyleşirdik. Bugün o çocukluk yıllarımı hatırladığımda düşünüyorum... Bugün Çeçenistan’da olanlar geleceğin büyükleri olacak çocuklarımız nasıl değerlendirecek acaba? Bu işgali ve zulmü unutmayacakları bir gerçek! Ben müslüman olduğumu hiçbir zaman unutmadım.”

“YEMİNİMİ KUR’AN ÜZERİNDE VE ÇEÇEN BAYRAĞI ÖNÜNDE YAPTIM”

Büyük Komutan şöyle devam etmişti tarihi konuşmasına: “Namaz kılmasını ve Kur’an okumasını okul öncesi ve okul sırasında annem ve diğer büyüklerimden öğrendim. Düzenli bir dini bilgi almam imkansızdı ve zaten yasaktı. Çocukluğumda geceleri yatakta annem okur ben tekrarlardım. Namaz sürelerini böyle öğrendim. 

Allah’ın birliğine, Hz Muhammed Aleyhisselam’ın O’nun kulu ve resulü olduğuna kendimi bildim bileli iman etmiştim ve bu imanımı o günden bugüne Allah’a çok şükür muhafaza ettim.

Bu inancım sayesinde ateist okulların ve komünistlerin etkisinde kalmadım.  İnanıyorum ki inanç insanların mücadele gücüdür. Toplumların birlik ve beraberliğini sağlar. Cumhurbaşkanı seçildiğimde kendime taraftar toplamak için değil, inandığım için yemin törenimi İslam’a göre yaptım ve Kur’an üzerine yemin ettim. 

Bu vesileyle yüce Allah’a hamd ediyor ve bu iman ve inançla O’na kavuşmamı bana nasip etmesini niyaz ediyorum.” Evet O, bunu diledi ve Allah ona şehadeti nasıp etti. Aziz ruhu şad olsun.

Yorum Yaz

Yorumlar

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09