Nuri Pakdil’in “Her yere serptiğim tohumlarım” dediği mektupları kitap haline getirildi

Sukut kalesi Nuri Pakdil'in 'her yere serptiğim tohumlardır' dediği mektuplar Hüseyin Su editörlüğünde, on yıllık bir çalışmanın ardından 3 cilt olarak yayınlandı. Mektuplarda, hem bir devrenin fotoğrafı hem de devrimci bir Müslüman'ın bir dünya inşasındaki çabası okunabiliyor.

Nuri Pakdil'in Edebiyat Dergisi, 1960'lardan 80'lere değin demirden bir kaleydi. İslâmcı edebiyatın, Büyük Doğu ve Diriliş'ten sonraki önemli yayın organlarındandı Edebiyat. Hüseyin Su, onun 'Her yere serptiği tohumları'; yani dava arkadaşlarına, Edebiyat dostlarına yazdığı mektupları derlemiş. On yıllık bir çalışmanın ürünü bu. Müslüman camiada, günlük, anı, gezi yazıları ve mektup yazma geleneği zayıftır. Oysa daha çok yazılsa, Müslüman düşünür ve yazarların hayatı, kişiliği, düşünce çizgisi, dönemin toplumsal olaylarına ilişkin görüşleri, beslendikleri/etkilendikleri kaynaklar ve İslamcı hareketin tarihi seyri hakkında daha ayrıntılı bilgi sahibi olabileceğiz. Ama Pakdil farklı.

Mektup yazmayı seviyor, yoldaşlarını diri tutuyor mektupla, Anadolu'da bir düşünce/eylem cereyanı oluşturuyor. Hüseyin Su, işte bu mektupları aramış yıllarca, bir kısmına ulaşmış, bir kısmı kayıp, bazıları vermek istememiş. Ama işte karşımızda üç ciltlik bir mektup külliyatı… Kimlere yazılmamış ki! Rasim Özdenören, Akif İnan, Erdem Beyazıt, Fethi Gemuhluoğlu, Nazif Gürdoğan, Musa Çağıl, Osman Kılınç, Mustafa Uslu, Şükrü Karatepe, Turan Koç ve niceleri… 1956'dan 2013'e kadar Usta'nın çeşitli kişilere yazdığı pek çok mektup.

İKİ GÖZÜM…

Bu mektuplar bize neler söylüyor? Önce İslâmcı edebiyatın 1970'lerden itibaren Edebiyat Dergisi çevresindeki gelişimini/değişimini, Pakdil'in düşünsel/sanatsal serüvenini, kişiliğini, ideolojisini, amaçlarını, aşkını, umutlarını, derginin kapanması sırasında yaşadığı hayal kırıklığını, küskünlüklerini, yalnızlığını, okuduğu, okunmasını salık verdiği eserleri, arkadaşlarına, genç kalemlere önerilerini, dayanışma ruhunu, evet bunların hepsini buluyoruz mektuplarda. Işık ve aşk, taşra sıkıntısı, İstanbul sevgisi, Ankara'nın kirliliği, derginin çıkışındaki heyecan, umut, komutan edası, dinmez heyecan, Edebiyat kalesinin burçlarından yurdun dört bir yanına emir veren şövalye, bir karınca hareketliliği, kaleye girenler-çıkanlar… Derginin kapanışı, küskünlük, yalnızlık… Mektuplara yansıyanlar bunlar. Pakdil deyince, ilkin derin ve insanı tedirgin eden bir 'suskunluk' gelir akla. O tedirgin edici suskunluğun ardında, müthiş coşkulu, toplumdan/kitleden, köylüleşmiş kitleden ayrı, diliyle, eylemleriyle, düşünme tarzıyla marijinal bir romantik devrimci silüeti beliriyor. Göğsünde 'Edebiyat' yıldızı, tıpkı mektuplarındaki gibi sondaki 'T' bir balyoz şeklinde, insanın bilincine, çağa inmeye hazır, sürekli eylemin, uyanıklığın ve gücün simgesi. Elleri iki yanda açık, bacaklar yay gibi gerili, silahı Edebiyat Dergisi, kurşunları söz… Rasim Özdenören'e yazdığı bir mektupta, 'Cebimde kelime bombaları, elimde kelime dinamit lokumları…' (I, s. 144) demiyor muydu? Her zaman düelloya hazır bir silahşor! İşte bu mektuplar, böyle bir romantik-devrimciden, böyle bir silahşordan geliyor. Erlerini, dava arkadaşlarını sürekli uyanıklığa, dayanışmaya, eyleme çağırıyor. Dünyayı bu çelik yürekli Anadolu delikanlılarıyla, -onlar mahcup, masum ve muti çocuklardı- değiştirmeye kararlıydı Pakdil! Edebiyat dergisi en önemli silahıydı, yazmak savaşmaktı ona göre. Âkif İnan'a yazdığı bir mektupta; 'Dergimiz çok önemli bir görev yüklenmiştir. (…) Daha somut, daha dövüşgen, ama hep sanat düzeyinde kalarak, elimizde İbrahim yapısı çekiçlerle yürümeliyiz üstüne ecinnilerin yurt yaptığı cin ülkelerinin.' (I, s. 167) diyor.

Mektuplarının muhataplarının rahat duruşa, gaflete, bir an dalmaya hakları yok! Bir an dalsalar, gevşeseler, Usta hemen sıkıyor söz kurşunlarını mektuplarıyla. Onun için bu mektuplar, muhatapların bilinçlerinin göğüne sıkılmış, onları irkilten, sürekli uyanık, hazırolda ve hizada tutan mermiler. Biat, karşılıksız biat, karşılıksız verme, cömertlik ve kardeşliktir beklenen. Edebiyat Dergisi, bu marijinal devrimcinin kalesi. Mektupların muhatapları o kalenin erleri. Kalede bir evrensel eylem, bir İlahî savaş durumu. Kardeşlik, eylem, dayanışma, mektuplarda sık sık vurgulanan. Erlerine nasıl besleneceklerini bile yazıyor komutan, 'Veto ve Kabul Listeleri' hazırlıyor. Çünkü; '… bir ideolojiye inanan için, sağlık çok titizce kollanması gereken bir olgudur.' (I, s. 176). Bir ekip, birbirine ödünsüz, yürekten bağlanmış bir ekiptir istediği. Bir mektubunda; 'Kültür girişimleri mutlak bir dayanışma ister. Önce yürekten. Sonra yürekten. En sonunda yine yürekten.' (I, s. 194) diye yazmış. Çünkü dayanışma, sorumluluk, eylem bilinci ve kardeşliğin ilk koşulu. Dayanışma sadakadan ve yardımdan farklı, yiğit bir kavram (I, s. 273). Askerlerini sürekli izliyor, bir dayanışma listesi hazırlıyor, haklarında dosyalar tutuyor, ölçüyor, çünkü onları bir ekip kılmak amacında. Sonra mutlaka bir yabancı dil öğrenmelerini salık veriyor. Kendisi de Fransızca öğreniyor, Fransızca mektuplar yazıyor, mektuplarında sık sık Fransızca, İngilizce, Almanca ibare ve cümlelere yer veriyor. Çizgiler ve şekillerle beziyor yazdıklarını. Bir de okumalarını, yazmalarını istiyor onlardan, kimilerine yazar listesi vermiş; örneğin Bekir Karlığa'ya Shakespeare, Dostoyevski, Tolstoy, Aristo, Eflatun, Goethe, Balzac, İbni Haldun, Sadi, Gazali ve Muhiddin Arabi'yi, Rasim Özdenören'e, İmam-ı Rabbani'nin Mektubat'ını okumasını önermiş.

YAKICI VE ÖLÜMSÜZ SELAMLAR

Mektupları okuyunca Pakdil'i büyük düşleri olan ve düşünü dünyaya indirmeye çalışan bir fatihe benzettim, bir düş-ordusu, düşsel bir karargâhı (Edebiyat Dergisi) olan romantik bir devrimci komutana. Edebiyat Dergisi, toplumun kirinden, çıkardan, mülkiyetten arınmış, sarp ve yükseklerde kurulmuş düşsel bir kale gibi. Ve kalede çelik iradeli, daima devinim hâlinde erler… Hummalı bir çalışma, dayanışma, uzak iklimlere, şehirlere, köylere, Anadolu'ya yayılan ulaklar… Emirler, emirler, öneriler, peş peşe sıralanıyor mektuplarda. Bu mektupların muhataplarının çoğu yazar/şair, akademisyen ve okur. O mektup ve eylemlerin bilinçlerinde bıraktığı derin izden mi nedir, hâlâ az konuşuyorlar, keskin ve derin bakıyorlar, yüzlerinde sert çizgiler var ve sürekli hazırolda, hizada duruyorlar. Oysa ne demişti Cemal Süreya, 'Jandarma nesirde'. Şairler çapraz asar mermilerini omuzlarına eşkıya gibi. Şimdi 'Her yere serptiğin tohumlar' meyve veriyor Usta!

Kitabın künyesi:

Mektuplar

Nuri Pakdil

Haz. Hüseyin Su

Edebiyat Dergisi Yayınları

Mayıs 2014

Üç cilt

Haber: Alâattin Karaca/Yeni Şafak

Yorum Yaz

Yorumlar

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09