KÜLTÜR SANAT

Haberi Sosyal Medyada Paylaş ! 1.1.2018 09:26:09

Müftüoğlu: İslami bünyenin yaşadığı parçalanmalar İslami kendiliklerin kaybına neden oldu

Üstad Atasoy Müftüoğlu’nun Yeni Şafak Gazetesi’nde yayımlanan 1 Ocak tarihli yazısını iktibas ediyoruz Müftüoğlu: İslami bünyenin yaşadığı  parçalanmalar İslami kendiliklerin kaybına neden oldu

İslamî Analiz/Haber Merkezi

Üstad Atasoy Müftüoğlu’nun Yeni Şafak Gazetesi’nde yayımlanan 1 Ocak tarihli yazısını iktibas ediyoruz:

Belirleyici tercihler yapmak

İslami bünyenin kendi içerisinde yaşadığı, yaşamaya devam ettiği parçalanmalar, zaaflar, çözülmeler nedeniyle dışarıdan maruz kaldığı saldırılar, İslami kendiliklerin kaybına neden oldu. İslami kendilikleri kaybettiğimiz günden bu yana, İslam toplumları Avrupamerkezci güç yapıları aracılığıyla dönüştürülüyor.slam dünyası toplumlarında tarih disiplini, büyük adamlar ve büyük olaylar üzerinde yoğunlaşırken, büyük fikirlerle, büyük fikirlerin dünyasıyla ilgilenmedi. İslam toplumlarının, akla, bilgiye, felsefeye yabancılaşarak içlerine kapanması, büyük fikirlere ihtiyaç duymadığının çok açık bir kanıtıdır. Toplumlarımız büyük fikirlere ihtiyaç duymadıkları için, tarihe, dünyaya, insanlığa hitap etme yeteneklerini/sorumluluklarını da kaybettiler. İslami bünye, dinî ve politik popülizm uyuşturucularına maruz kalmamış/bırakılmamış olsaydı, sahte/yanlış/ideolojik/ırkçı modern mutlakların hükümranlığı ile uzlaşmamış, bu hükümranlığı içselleştirmemiş olacaktı.

Büyük fikirlere, akla ve bilgiye yabancılaşan toplumlarımız, aklın ve bilginin ürünü olan modern/seküler uygarlığın otoritesini/üstünlüğünü/tahakkümünü kabul etmek durumunda kaldılar. Bu otoritenin üstünlüğünü ve tahakkümünü kabul etmek, kendi yetersizliklerimizin kabulü anlamına gelir. Hangi nedenlerle olursa olsun, içe ve geçmişe kapanan bir toplumun ve kültürün, düşünsel-felsefi-entelektüel bir gelişme kaydetmesi beklenemez. Aklı ve bilgiyi tahfif eden bir yaklaşım, düşünme yeteneğini, düşünmenin hayati işlevini inkar etmiş olur.

VAROLUŞSAL BÜTÜNLÜĞÜN PARÇALANMASI

Aziz İslam, dünya-ahiret bilincini, vizyonunu, sorumluluğunu bir bütünlük içerisinde hayata, topluma, siyasete kazandırarak tarihe girdi ve tarihi değiştirdi. İslam toplumlarının dünyaya, dünyaya ilişkin sorumluluklara yabancılaşarak tarihten çekilmesi, ahirete yönelmesi, dünyaya ilişkin yükümlülükleri ihmal pahasına ahiret üzerinde yoğunlaşması, taklit ve tekrar dairesinin dışına çıkma iradesi gösterememesi, İslam’ın varoluşsal bütünlüğünün parçalanmasına neden oldu. Bu parçalanma nedeniyle İslam, sembolik/folklorik/kültürel bağlamın dışında bir gerçekliğe sahip olamıyor.

İslami bünyenin kendi içerisinde yaşadığı, yaşamaya devam ettiği parçalanmalar, zaaflar, çözülmeler nedeniyle dışarıdan maruz kaldığı saldırılar, İslami kendiliklerin kaybına neden oldu. İslami kendilikleri kaybettiğimiz günden bu yana, İslam toplumları Avrupamerkezci güç yapıları aracılığıyla dönüştürülüyor. Günümüzde de bu güç yapıları, enformasyon, kitle iletişimi, kitle kültürü ve propaganda yoluyla sömürgeci egemenliklerini sürdürüyor. Sömürgeci egemenliğe karşı düşünsel/kültürel/felsefi/eleştirel bir direniş dili üzerinde çalışmıyoruz. Toplumlarımız popülist uyuşturucuların etkisinden kurtulamadığı için, kurtulmaya çalışmadığı için, kendi amacının, temsil etmesi gereken anlamların ve sorumluluklarının bilincine varamıyor, kendi dünya görüşünü ve hayat tarzını nasıl tecrübe edebileceğini bilmiyor. Avrupamerkezci güç yapıları, biz Müslümanlar için varoluşsal değeri/önemi/anlamı olan İslami dünya görüşünü ve hayat tarzını değersizleştirerek, anlamsızlaştırarak, marjinalleştirerek, bireysel vicdana hapsederek, hepimizi sistematik bir aşağılamaya tabi tutuyor ve rencide ediyor.

İSLAM TOPLUMLARI ARAFTA KALDI

Avroamerikanmerkezciliğin evrensel bir paradigmaya dönüştürülmüş olması, başka/farklı bir merkezciliğe hayat hakkı tanımayan, ideolojik/politik/finansal dehşetin, diktatörlüğün belirleyici olduğu bir dünyada yaşadığımızı gösterir. İslam dünyası toplumları, tamamlanmamış bağımsızlıklar sebebiyle, her durumda, her şartta hep arafta kalıyor. Arafta kalmak, bir türlü kendisi olamamak, kendisini özgürleştirememek, her durumda güçlüye eklemlenerek yaşamak anlamına geliyor. Bu durumda toplumlarımızın belirleyici ve nihai tercihler yapmaları gerekiyor. Belirleyici ve nihai tercihlerin yapılabilmesi İçin, öncelikle kendi tarihsel konumumuzun idrakine vararak, İslami dilin, bilincin sömürgesizleştirilmesini sağlayarak, varoluşsal bütünlüğümüzü yeniden inşa etmemiz hayati bir sorumluluk haline gelmiştir.

Avroamerikanmerkezcilik, kapitalizm, emperyalizm ve kültürel egemenlik yoluyla evrenselleştirildiği için, bu evrensellik her tür tahakkümü, sömürüyü, haksızlığı ve zulmü bir şekilde ideolojik anlamda haklılaştırabiliyor. Pasif ve biçimsel bir gelenekçiliğe dayalı romantik bir söylemle fetişleştirilen Batı’nın “beyaz mitolojisini” sorgulamayı, reddetmeyi, aşmayı başaramıyoruz.

Kültürel niteliklere, yoğunluklara, derinliklere ve zenginliklere sahip olmayan toplumlar, her durumda milliyetçiliklere ve hamasete başvuruyor. Büyük sayılar ancak hamaset yoluyla kontrol edilebiliyor. Bu tür toplumlarda İslami ufkun yerini, kültürel milliyetçilikler alıyor. Sınırları aşma iradesi/liyakati gösteremeyen, yerel sınırlara ve milliyetçiliklere sığınan toplumların ve kültürlerin, insanlığa söyleyebilecek etkili sözleri olmadığını görüyoruz.

KENDİ REFERANSLARIMIZ ÖZGÜRLEŞTİRİLMELİ

Günümüzde İslam dünyası toplumları, Avroamerikanmerkezci ideolojik sömürgeciliğin, medyatik, finansal, kültürel saldırılarıyla, terörizmiyle baskı altında tutuluyor. Uluslararası finans oligarşisinin elinde bulunan medya aracılığıyla, bütün egemenlik biçimleri, alanları bir şekilde kontrol ediliyor. Dolara dayalı finansal sistem aracılığıyla da küreselliğin egemenliği tahkim ediliyor.

Avroamerikanmerkezciliğin tek-mutlak referans olmadığını anlamak, her tür bağımlılık nevrozundan kurtulmak için, kendi referanslarımızı özgürleştirerek hayata ve tarihe kazandırmamız gerekir. Bunun için, maruz bırakıldığımız popülist uyuşturucular sebebiyle hiç kullanamadığımız, hiç tecrübe edemediğimiz, hiç farkına varamadığımız İslami potansiyeli ve bir arada olma bilincini harekete geçirmemiz yeterlidir. Ancak, bunların mümkün olabilmesi için, toplumlarımızın çok güçlü bir değişim arzusu, ihtiyacı, iştiyakı duymaları ve etkili bir değişim gücü oluşturmaları iktiza eder. Dünya ölçeğinde yaşanan kültürel değişimin hızının, genç kuşakları kendilerinden önceki kuşaklara çok ciddi bir şekilde yabancılaştırdığını da dikkate almak çok önemlidir.

Yorum Yaz

Yorumlar

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09