KÜLTÜR SANAT

Haberi Sosyal Medyada Paylaş ! 4.12.2017 10:11:27

Müftüoğlu: Filozoflarımız, düşünürlerimiz olmadığı için ufuksuz kabile şeflerimiz ve bağnaz partizanları var

Üstad Atasoy Müftüoğlu’nun Yeni Şafak Gazetesi’nde yayımlanan 4 Aralık tarihli yazısını iktibas ediyoruz Müftüoğlu: Filozoflarımız, düşünürlerimiz olmadığı için ufuksuz kabile şeflerimiz ve bağnaz partizanları var

İslamî Analiz/Haber Merkezi

Üstad Atasoy Müftüoğlu’nun Yeni Şafak Gazetesi’nde yayımlanan 4 Aralık tarihli yazısını iktibas ediyoruz:

Zihinsel engelleri aşmak

Biz Müslümanlara sunulan ontolojik ve epistemolojik düzenin sınırlarının aşılabileceğine ilişkin inancımızı kaybettiğimiz için, farklı bir seçeneğin, farklı bir yöntemin, farklı bir düzenin mümkün olabileceğini düşünmüyoruz, akletmiyoruz. Kendi bilgi sistemini ve dünya görüşünü özgürleştiremeyen bir kültürün ve toplumun, hiçbir şekilde özgürlüklerden söz edemeyeceği bilinmeli ve hatırlanmalıdır.

Farklı uygarlık, tarih, kültür yapılarına sahip, modern-seküler-liberal toplumlar için icat edilen, bu toplumlar için uygun görülen kavram ve kurumların, İslam dünyası toplumları için uygun olup olmadıkları düşünülmeden, tartışılmadan ve sorgulanmadan kopya edilerek uygulamaya konulması, kopya edilen kavram ve kurumların yapıları, misyon ve içerikleri gereği, ilgili toplumlarda, Türkiye’de de görülebileceği üzere, İslam’ı her durumda araçsal bir konuma, araçsal bir işleve ve araçsal bir misyona mahkûm etmiştir. Sözünü ettiğimiz araçsal işlevler sebebiyle, bizler, Müslümanlar olarak, İslami bütünün çok küçük bir bölümünü, çok küçük bir boyutunu idrak edebiliyoruz.

SENTEZ VAROLUŞLAR

Hayatın içerisinde, kapitalizmi/sekülerizmi/liberalizmi/milliyetçiliği/ulus-devlet kutsallarını bütün boyutlarıyla, bütün tezahürleriyle, bütün gelenekleriyle, bütün somutluklarıyla ve yaptırımlarıyla idrak ve tecrübe ederken, aziz İslam’ı ancak sembolik düzlemde, bağlamlarda tecrübe ediyoruz, edebiliyoruz. Hayatlarımızı büyük ölçüde seküler-liberal ontolojik referanslar şekillendiriyor. İslam’ı ontolojik anlamda temsil ve tecrübe etmiyoruz. Bu amaca yönelik olarak hiç bir çalışma yapılmıyor. Böyle bir toplumda Müslümanlar, varoluşlarını hep, her durumda kimi sentezlere mecbur kalarak, mecbur bırakılarak ifade etmeye çalışıyor.

İslami varoluşun kendi başına bir meşruiyet sistemi oluşturması gerektiği üzerinde konuşmuyoruz. İslamî bir kavramsallaştırma sistemi oluşturmaktan ise hiç mi hiç söz etmiyoruz. Türk-İslam sentezi gibi, ulus-devlet-İslam sentezi gibi, demokrasi-İslam sentezi gibi, kapitalizm-İslam sentezi gibi her biri ayrı bir ucube teşkil eden sentezlere ikna edildiğimiz anlaşılıyor. Yüzeysel, öykünmeci ve taklitçi okumalar sebebiyle maruz kaldığımız, geleneğin ya da modernitenin/post-modernitenin oluşturarak empoze ettiği zihinsel engelleri aşmaya çalışmıyoruz. Karşı karşıya bulunduğumuz, aşmaya çalışmadığımız, aşmaya cesaret edemediğimiz zihinsel engeller sebebiyle toplumlarımızda dini hayat, cemaatler, içerikleri büyük ölçüde batınî spekülasyonlardan oluşan bir zihniyet tarafından ele geçiriliyor. İstisnasız bütün büyük cemaatler-akımlar, İslam’ı tek boyuta indirgeyerek, bireysel-içsel dindarlık biçiminde temsil ediyor.

Aydınlanma mutlakiyetçiliğinin İslam dünyası toplumlarına ihraç-ithal edilmesi ile birlikte, İslam’ın bütün boyutlarıyla tarihe/hayata/topluma/siyasete kazandırılması inancı-düşüncesi-fikri, tarih ve gündem dışı sayılmıştır. Fransa’ya özgü bir istisna sayılan, Fransız devrimi tarafından dokunulmaz kılınan laiklik, tarihsel bağlamı hiçbir şekilde dikkate alınmaksızın, bugün toplumlarımızda maalesef belirleyici hale getirilebilmiştir.

İSLAMİ BÜTÜNÜ TEMSİL NİTELİĞİ

Günümüz dünyasında, İslamî bütünü ve bütünlüğü dünya ölçeğinde temsil-ifade liyakatine sahip filozoflarımız, düşünürlerimiz, bilginlerimiz, kültür insanlarımız olmadığı için, sadece parçaları temsil eden, kendilerini parçalarla sınırlandıran, ufuksuz, birikimsiz demagoglarımız, kabile şeflerimiz ve her parçanın bağnaz partizanları var. İslâmî bütünü en güzel şekilde temsil liyakatine sahip filozoflarımız, düşünürlerimiz, bilgelerimiz olmadığı için, İslam dünyası toplumları çarpıtılmış algılarla, manipüle edilebilen algılarla kuşatılabiliyor. İslam ve Müslümanlar kolaylıkla şiddet’le ilişkilendirilebilirken, Hıristiyan-Yahudi-Budist köktendincilikleri hiçbir şekilde tartışma konusu yapılamıyor. Burma’da 1948 yılından bu yana iç savaş devam ederken, Arakan Müslümanları’nın maruz kaldığı trajediler hiçbir şekilde dünya gündemine getirilmezken, Budizm’in barışçıl bir din olduğu ısrarla savunulabiliyor.

Bugünün dünyası, Hıristiyan-Yahudi-Budist şiddet karşısında seçici bir körlük içerisindedir. Nerede olursa olsun, hiçbir ırkçılık insanlık hakkında düşünemez, insanlığın hayrına hareket edemez. Bugün, her ırkçılık, her faydacı rasyonalizm, yüzkızartıcı, utanç verici bir tarih oluşturmaktadır. Bu utanç verici tarihten, büyük bir tükenmişlik krizi içerisinde bulunan ve içerisine sıkıştığı ideolojik saplantılardan bir türlü kurtulamayan modern Batı dünyası sorumludur.

BİRBİRİNİ YALANLAYAN HAYATLAR

Biz Müslümanlara sunulan ontolojik ve epistemolojik düzenin sınırlarının aşılabileceğine ilişkin inancımızı kaybettiğimiz için, farklı bir seçeneğin, farklı bir yöntemin, farklı bir düzenin mümkün olabileceğini düşünmüyoruz, akletmiyoruz. Kendi bilgi sistemini ve dünya görüşünü özgürleştiremeyen bir kültürün ve toplumun, hiçbir şekilde özgürlüklerden söz edemeyeceği bilinmeli ve hatırlanmalıdır. İslami varoluş ile pratik hayatımız, ilişkilerimiz, dünyamız derin çelişkiler teşkil ediyor. Pratik hayatımızı kapitalist/seküler ilişkiler, yapılar, beklentiler belirliyor. Dünya görüşümüzle yaşayış biçimimiz iç içe geçmeliyken, birbirini yalanlıyor.

Statükoya kapanan, statüko ile bütünleşen toplumlar, kültürler, kendi yeteneklerini keşfedemez, yeni çerçeveler/yanıtlar üretemezler. Karizmatik figürlerin/liderlerin mülkü haline getirilen toplumlarda, kamusal ortak bilincin, eleştirel bilincin ve muhalefetin gelişmesi söz konusu olamaz. Hangi kültür ve toplumda olursa olsun, bütün karizmatik figürler-liderler, otoriteye düşkünlükleri ile bilinirler.

İslam dünyası toplumlarında, düşünce hayatının, kültür hayatının, ilahiyat hayatının, İslami anlamda mülksüzleştirilen dil/bilgi/algı/kültür/siyaset bağlamında hiçbir çözümleme yapmıyor oluşu, bağımsız bir gelecek umuduna gölge düşürüyor. Tarihin fırtınaları karşısında, ideolojik ve politik hakimiyet sistemleri karşısında, hamaseti kurumsallaştırarak değil, ortak bilincin imkanlarıyla ayakta kalabiliriz.

Yorum Yaz

Yorumlar

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09