KÜLTÜR SANAT

Haberi Sosyal Medyada Paylaş ! 25.12.2017 13:26:31

Müftüoğlu: Farklılıklarımızı koruyarak birlikte yaşayamıyorsak ahlaki sorunlarımız var demektir

Üstad Atasoy Müftüoğlu’nun Yeni Şafak Gazetesi’nde yayımlanan 25 Aralık tarihli yazısını iktibas ediyoruz Müftüoğlu: Farklılıklarımızı koruyarak birlikte yaşayamıyorsak ahlaki sorunlarımız var demektir

İslamî Analiz/Haber Merkezi

Üstad Atasoy Müftüoğlu’nun Yeni Şafak Gazetesi’nde yayımlanan 25 Aralık tarihli yazısını iktibas ediyoruz:

Hiçliğe doğru ilerlerken

Eleştirel bilince hayat hakkı tanınmadığı için, klişe kültürüyle, taşra hamasetiyle bütünleşiyor, kültürel nostaljide teselli arıyoruz. Parçalanmış zihinler, parçalanmış kişilikler, parçalanmış ilgiler, iktidarlar tarafından araçsallaştırılmak, yavanlık, vasatlık, karakter zaafları, hepimizi bütünlüğün mükemmelliğinden uzaklaştırıyor. Sahiciliklerini kaybeden kişilikler, gündelik kişiliklere dönüşüyor, kendi bütünlüklerini oluşturamıyor.

Modern seküler dilin/söylemin/ideolojinin ve siyasetin, biz Müslümanları inandırmaya çalıştığı kavram ve kurumlara inanmaya başladığımız takdirde, İslamî bir özgünlük, kendilik, üretkenlik, varoluş ve özgürlük mücadelesinden söz edemeyiz. Bu kavram ve kurumların ideolojik işlevlerine inandığımız takdirde, İslamî mücadeleye hiç bir şekilde ihtiyaç kalmayacağını bilmek, anlamak gerekir. Modern seküler zamanlar boyunca, İslam dünyası toplumlarına, kültürlerine yönelik olarak, Avrupamerkezci bir bakış açısı emperyalizmi uygulandı. Batı dışı toplumlar, çok kibirli-çok narsist bir sistemin maskesi olan ideolojik bir dil-kültür tarafından her durumda kontrol edildiler. Bu kontrol bugün de, eksiksiz bir biçimde sürdürülüyor. Kibirli ve narsist bir bakış açısı, araçları tek amaç olarak gören bir değer sistemi üretti. Modern uygarlık, insanlığa, araçsal anlamda biçimlendirilmiş bir hayat tarzı, değerden bağımsız, partizan bir bilim ve siyaset anlayışı dayatarak, her alanda rasyonel işleyişin ve uygulamanın tahakkümünü gerçekleştirdi. Aynı şekilde, bugün, ‘bilgi’ de araçsal temelde tanımlanıyor.

AYNILAŞTIRMA PROJESİNİN TAHAKKÜMÜ

Araçları tek amaç olarak gören modern-seküler sistem, farklı halkların, toplumların, kültürlerin gerçekliğini dikkate almaksızın, kendi özel ideolojik bakış açısını mutlaklaştırmaya çalışıyor. Sözünü ettiğimiz özel ideolojik bakış açısının mutlaklaştırılması, tarihi, hayatı, dünyayı, insanlığı, farklı bir dünya görüşü ve sistemi açısından farklı yorumlamamızı imkansız kılıyor. Böylece, insanlığın dünyası, ideolojik bir köleleşmeyle, köleleştirmeyle karşı karşıya gelmiş oluyor. İnsanlığın dünyası bir yanda modernlik yoluyla aynılaştırılırken, diğer yanda da gelenek yoluyla aynılaştırılıyor. Modern olsun, geleneksel olsun, tektipleştirici, aynılaştırıcı her yaklaşım, eleştirel dile, tavra, şüpheyle bakıyor. Aynılaştırmaya çalışan her ideoloji, her politik proje, ilgili toplumları düşüncesizleştirerek egemenlik ve iktidarlarına süreklilik kazandırıyor. Her aynılaştırma girişimi, büyük bir bayağılaştırmaya neden olduğu kadar, insanları, taraf olmaya da zorluyor. Taraf olmamak için direnenler etiketleniyor, klişelere hapsediliyor ve tehdit olarak damgalanıyor. Aynılaştırma ideolojileri, her toplumun bir karışım olduğunu görmek, bilmek istemiyor.

Farklılıklarımızı koruyarak birlikte yaşayamıyorsak eğer, ahlaki sorunlarımız var demektir.

Farklılıkları inkâr eden her yaklaşım, bir şekilde herkesi birbirinin kopyası haline getirmek isteyen bir kültür oluşturmaya çalışıyor.

Günümüzde kapitalist dünya görüşü ve hayat tarzı, moda aracılığıyla, özgürlük söylemi aracılığıyla, bireyleri kendi çıkarları doğrultusunda amansızca araçsallaştırabiliyor. Modern zamanlarda insanlığın dönüşümü büyük ölçüde kapitalizm yoluyla olmuştur.

BÜYÜK ÇÖKÜŞÜ MÜ SEÇTİK?

Müslümanlar olarak, alışılanın dışında düşünme çabası içerisinde olsaydık, önyargılarımız ve bencilliklerimizi sorgulayabilseydik, eylemci sorumluluk bilincini üstlenebiliyor olabilseydik, tarihsel çözümleme üretme yeteneğine/birikimine sahip olabilseydik, bugün absürd kuruntular içinde bulunmayacaktık.

İçe ve geçmişe kapanan İslam dünyası toplumları, bu kapanmayla birlikte, zihinsel-düşünsel-entelektüel-felsefi mücadeleye son verdiler. Zihinsel-entelektüel-bilimsel mücadeleden vazgeçen toplumların ya da kültürlerin tarihe ve insanlığa söyleyebilecekleri hiç bir şeyleri olmayacağı halen gereği gibi anlaşılabilmiş değildir. Zihinsel-bilimsel-kültürel-felsefi mücadeleden vazgeçen bir bünye, bu tercihiyle, büyük çöküşü seçmiş olur. Zihinsel-entelektüel mücadeleye, mücadele sorumluluğuna ve bilincine yabancılaşan bir toplumun, halkın, koşullarla birlikte sürüklenmekten, savrulmaktan başka yapabileceği hiç bir şey yoktur.

Zihinsel-bilimsel üretkenliği ve mücadeleyi bıraktığımız zamanlardan bu yana, tarihi ve hayatı bilinçsiz, edilgin büyük sayılar-sürüler halinde yaşamaya başladık. Zihinsel mücadeleyi terkettiğimiz ve üretkenliği kaybettiğimiz zamanlardan bu yana, içi boşalan zihin dünyamız, sömürgeci-kolonyalist bilgi/ideoloji ve dünya görüşü tarafından ele geçirildi. Yüzyıllardır, dünya ölçeğinde tanınan, bilinen, okunan, etkili olan, eserleriyle/görüşleriyle yankı uyandıran tek bir düşünür yetiştiremedik.

TAKLİTÇİ YAKLAŞIMLARDAN UZAK DURMALIYIZ

Gerek bireysel anlamda, gerekse toplumsal anlamda başkalarını kopyalayarak yaşamaya devam edemeyiz. Gidişatın tümüne, İslamî bir nazarla bakmanın zamanı geldi geçiyor. Dinî ya da politik karizmatik figürlerin ihtiraslarına, çıkarlarına ya da amaçlarına, sorgusuz, sualsiz bir samimiyet, tartışılamaz bir bağlılıkla hizmeti kutsal bir geleneğe dönüştüren bir anlayışın/yaklaşımın, düşünsel/kültürel/siyasal hayata anlamlı hiç bir katkısı olamaz. Kendi zamanlarının insanları olmaları gereken genç kuşakları geçmişe doğru düşünmeye davet etmek, genç kuşakların kendi zamanlarını gereği gibi idrak etmelerini imkansız kılar. Taklitçi ve mirasçı her yaklaşım, İslami dikkat ve hassasiyet bozukluklarına neden olur, oluyor.

Hangi alanda olursa olsun, her bencillik, anlamları ve ahlakı büyük ölçüde değersizleştiriyor. Her ulus-devlet, her milliyetçilik, bugün, kendisini merkeze alarak ayrımcılık ve kriz üretiyor. Kendisini merkeze alan ulus-devletler ve milliyetçilikler sebebiyle ulus-ötesi kitlelere seslenemiyor, sesimizi duyuramıyor, kalbimizi açamıyoruz. Bugün, İslam dünyası toplumları, bu toplumlardaki siyasal ve kültürel hayat, siyasal ve kültürel yapılar, canhıraş bir şekilde sömürgecilerin kendi çıkarları doğrultusunda, keyfi bir şekilde çizdikleri sınırları kutsallaştırıyor, içselleştirerek savunabiliyor. Toplumlarımızda politik hamaset, dinî hamaset, bilgisizliğimizi, ufuksuzluğumuzu, bilinçsizliğimizi fütursuzca istismar ediyor.

PARÇALANMIŞ KİŞİLER, ZİHİNLER VE İLGİLER

Milliyetçiliklerin duygusal gücü, her toplumda sınırsız bir biçimde istismar edilebiliyor. Tüm parçaları bir araya getirerek tutarlı İslamî bir bütün oluşturması gerekenler/beklenenler, parçalı ve sınırlı duyarlılıklar üzerinde, sansasyonel bir dil kullanabiliyor. Her durumda hakikatin ifadesi olması gereken Müslümanlar, belirsizlikler içerisinde beklemeye devam edemez, sorumluluk almaktan kaçınamazlar. Neye inanıyorsak, hangi fikirlerin sahibiysek, onları tam olarak ve en güzel şekilde söyleyebilmeliyiz. Aksi takdirde gittiğimiz yerin hiç’lik olduğunu, hiç’liğe doğru sürüklendiğimizi fark edebilmeliyiz.

Müslümanlar arasında da ayrıcalıklı özel hayatlar, ölçüsüz öznellikler çoğalıyor. Taşralı-muhafazakâr-sağcı, kültürel statüleri olmayan, tuhaf-kaba yeni bir elitizm ortaya çıkıyor. Sadeliğe, safiyete, samimiyete, büyük dostluklara, büyük sorumluluklara, ortak hassasiyetlere, ortak ölçütlere, ortak kaygılara yabancılaşıyoruz. Eleştirel bilince hayat hakkı tanınmadığı için, klişe kültürüyle, taşra hamasetiyle bütünleşiyor, kültürel nostaljide teselli arıyoruz. Parçalanmış zihinler, parçalanmış kişilikler, parçalanmış ilgiler, iktidarlar tarafından araçsallaştırılmak, yavanlık, vasatlık, karakter zaafları, hepimizi bütünlüğün mükemmelliğinden uzaklaştırıyor. Sahiciliklerini kaybeden kişilikler, gündelik kişiliklere dönüşüyor, kendi bütünlüklerini oluşturamıyor.

Günümüz dünyasında etnik öncelikler, çıkarların öncelikleri, devletlerin öncelikleri, iktidarların öncelikleri, İslami öncelikleri ezip geçiyor. İslami tercihler, duygusal bağlılıklarla sınırlı hale geliyor. Kendi tarzlarıyla, çevreleriyle, gündem ve ilgileriyle büyülenen küçük parçaların şizofrenik bencillikleri, fanatizmleri ve partizanlıkları, İslami bütüne ve bütünlüğe giden bütün yolları kapatıyor. Küçük parçaların fanatizmi, büyük insanlık ailesiyle ilgili kapsayıcı, kuşatıcı bir dil inşa etmeyi giderek imkansızlaştırıyor.

Yorum Yaz

Yorumlar

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09