KÜLTÜR SANAT

Haberi Sosyal Medyada Paylaş ! 23.2.2018 10:16:33

Latin Amerika'nın Kesik Damarları (Kitap Tanıtımı)

Sümeyra Demiryürek İslami Analiz okurları için Eduardo Galeano'nun Latin Amerika'nın Kesik Damarları kitabını tanıttı. Latin Amerika

Sümeyra Demiryürek-İslami Analiz/Kitap Tanıtımı

-Bizi felçli insan yapanların şimdi bize tekerlekli sandalye vermeye hakkı var mı?-

"Yazmanın nedeni, kafayı kurcalayan, bir sinek vızıltısı gibi uyku uyutmayan sorulara cevap vermeye çalışmaktır. Yazılanlar, cevaba duyulan toplumsal gereksinimle çakıştığı zaman ortak bir anlam kazanabilir. Latin Amerika’nın Kesik Damarları’nı, başkalarının görüşlerini yaymak ve öteden beri peşimizi bırakmayan soruları gerçekçi oldukları için biraz olsun açıklığa kavuşturabilecek kişisel deneyimlerimi aktarmak amacıyla yazdım" diyor Eduardo Galeano.

Bu ifadeler bize daha kitaba başlamadan, kitabın yazılış amacındaki derinliği ve dertli birinin kaleminden çıkan bir eser olduğunu gösteriyor. Dertli ve taraflı bir adam. Adaleti amaçlayan birinin tarafsız olması gibi bir durum olamaz zannımca. Eduardo Galeano da ezilenlerin ve ötekileştirilenlerin safındaydı. "Ben her zaman boğanın tarafını tuttum, matadorun değil. Ve hâlâ aynı taraftayım" diyordu 1984’te verdiği bir röportajda.

"Gerçeğin ne olduğuna bakmadan onu değiştirmenin sihirli bir yolu yok. Bir şeyi değiştirmek içinse önce ne olduğuna bakmak gerekiyor. Latin Amerika'daki sorun bu. Onu göremiyoruz, körüz, çünkü kendimize başkalarının gözüyle bakmaya şartlandırılmışız". "Bugünümüz konusunda olduğu gibi, geçmişimiz konusunda da bize yalan söyleniyor. Gerçekler bizden gizleniyor. Ezilenlere, ezenlerin yarattığı uzak, sersemleşmiş ve kısır bir bellek mal edilmeye çalışılıyor. Ezilenler böylelikle, başka bir seçenek yokmuş gibi, kendilerinin olmayan bir hayatı yaşamaya boyun eğeceklerdir." İşte bu sözler onu Latin Amerika’ya yapılan haksızlık ve zulümleri yazmaya itti. Peki o eserini kimler için yazmıştı? Kendi ifadesiyle; "Ben okumayanlar için yazıyorum, ezilmişler için, yüzyıllardır tarihe geçebilmek umuduyla kuyrukta bekleyenler, kitap okuyamayanlar ve kitap alacak parası olmayanlar için" yazıyordu.

Çok yakın bir tarihte kaybettiğimiz yazar, 2009’da, yani yayımlandıktan tam 38 yıl sonra, dönemin Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez’in, ABD Başkanı Barack Obama’ya “Latin Amerika’nın Kesik Damarları’nı’’ hediye etmesiyle dünya gündemine girdi. Kitap o hafta en çok satan beş eser arasına girdi ve birkaç gün içinde baskısı tükendi.

1970’in sonlarında Eduardo Galeano’nun yazdığı Latin Amerka’nın Kesik Damarları 2 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, "Toprağın Zenginliği İnsanın Yoksulluğunu Doğuruyor" başlığını taşımakta. İlk bölüm Amerika’nın keşfiyle başlayıp, Latin Amerika’daki yeraltı ve yerüstü kaynaklarının nasıl sömürüldüğünü ele alıyor. Özellikle köleleştirilen siyahilere yapılan vahşeti gözler önüne seriyor. "Alonso Zuazo, 1518’de Dominik’ten V. Karl’a şunları yazıyordu: ‘Zencilerden korkmak anlamsızdır. Portekiz adalarında 800 kölesi olan dul kadınlar kaygısızca yaşayabiliyor. Mesele onları yönetmeyi bilmekte. Geldiğimde, ormana saklanmış birkaç sinsi zenciyle kaçak köle buldum. Bir kısmını kırbaçladım, birkaç tanesinin de kulaklarını kestim, mesele halloldu.’’ Yine Amerika’nın keşfinden sonra yerlilere bulaştırdıkları hastalıklar, madenlerde zorla çalıştırılan, kırbaçlanan insanlar. Bütün bu aşağılanma ve işkencelere katlanamayanların elinde kesici hiçbir şey olmadığı için, kako ağacının yapraklarını çiğneyerek biraz daha yavaş da olsa nasıl intihar ettiklerini okuyoruz.

İkinci bölümün başlığı ise "Kalkınma Denen Tehlikeli Yolculuk" Sömürenlerin, sömürülen kesimi kimse savunmasın, onlar bile kendilerini lanetli addetsin diye kalkınma ve gelişmişlik kavramlarını da kullanarak, ezilmiş halkların ne kadar cahil, suçlu, kendini yönetmekten-eğitmekten-üretmekten aciz olduklarını tüm dünyaya inandırma çalışmalarını anlatıyor.Nitekim başarılı da olduklarını ortaya koyuyor kitap. Bu bölümde Galeano, özellikle Paraguay’da yaşananlar üzerinden bu "kulağa hoş gelen kavramların" ne kadar açgözlü istekler uğruna alçakça kullanıldığını anlatıyor bizlere. Brezilya, Arjantin ve Uruguay’ın ittifakıyla "uygar ulusların bütün gelenekleri çiğneme" suçuyla bir savaşa mecbur bırakılır Paraguay ve savaşın sonunda eski nüfusun 6’da biri hayatta kalır.

Kitap herkesin anlayabileceği, basit bir dil kullanmasıyla birlikte ciddi sorgulamalar, öz eleştiriler yapmamıza yardım ediyor, özellikle de sömürünün tek yönlü olmadığını, kullandığı yöntem ve araçları da öğretiyor bizlere. Öncelikle Latin Amerika’nın sömürülmesinde bu ülkelerdeki ABD merkezli şirket ve fabrikaların payının çok büyük olduğunu görüyoruz. Petrol, şeker, kahve, kakao, kauçuk vs. -döneminde en çok para getiren ürünlerin- üretimini tek ellerinde tutmaya nasıl çabaladıklarını, buralarda çalışan insanların kazanılan paranın kendilerine ‘lutfedilen’ çok çok az bir miktarıyla yaşamlarını devam ettirme gayretlerini öğreniyoruz.

Burada insanları başka bir alternatifin oluşmasını önleyerek ya da olmadığına inandırarak kendilerine bağlı kalmalarını sağladıklarından söz ediyor Galeano. Çoğu zaman zor kullanarak, terörle ve işkencelerle korkutarak, darbelerle yönetimi ele geçirerek bazen de yumuşak ve akademik/finansal bir dille sömürülen halkı ve dünya kamuoyunu inandırmaya çabaladıklarını görüyoruz. Burada tepki gösteren, ayaklanma başlatan grupları da ele almakla beraber bu grupların güçlü ve zayıf yönlerine de değiniyor yazar.

Bütün bu işkence, zulüm ve savaş dönemlerinden sonra da emperyalistlerin kurdukları Dünya Bankası gibi gerek ulusal gerek küresel örgütlerle, sömürünün daha az görünürde olarak ancak şiddetini daha arttırarak nasıl devam ettiğini de öğreniyoruz kitaptan. Eserinde bunların örneklerini defalarca ayrıntılı ve kaynaklarıyla birlikte veren Galeano, "Demokratik ülkelerde ekonominin şiddet özelliği fark edilmez, otoriter ülkelerde fark edilmeyen, şiddetin ekonomik özelliğidir." diyor. Gerçekten de Galeano’nun verdiği Latin Amerikan tarihindeki örneklerde bu durumu çok net bir şekilde görebiliyoruz.

Örnekleri ayrıntılarıyla vermeyeceğim. Galeano’nun kendi dilinden okumanızı tavsiye ederim. Özellikle de Paraguay’ın yaşadıklarını okumalısınız. Çünkü kitap verdiği örneklerle aslında bugüne de ışık tutuyor. Paraguay’da ya da Brezilya’da oynanan oyunların aynısını Irak’ta, Afganistan’da, Mısır’da da görebiliyorsunuz. Ortadoğu’da yaşananlarla daha çok hemhal olduğumuzdan, farklı coğrafyalarda yaşananlarıpek bilmiyoruz. Ancak bu kitap, size bugün de geçmişte olduğu gibi düşmanın din, dil, ırk, cinsiyet ve yaş ayrımı yapmadığını tek bir amacının olduğunu ve bu amaç için her türlü yolu denediğini hatırlatıyor. Bununla birlikte düşmanın her insanı, her coğrafyayı kendilerine mecbur bırakmaya zorladığını ve herhangi bir direniş ve mücadelenin oluşmasını kat’i suretle engellemeye çalıştığını görüyoruz. Yazar; "Sistem kendini vatanın yerine koymayı amaçlıyor. Resmi propaganda gece gündüz yurttaşlara sistemin vatan demek olduğunu haykırıyor. Sistemin düşmanı da vatan haini oluyor. Adaletsizliğe karşı çıkmak ya da değişiminden yana olmak ihanete kanıt kabul ediliyor." diyor.

Kitapta en çok etkilendiğim iki bölümden bahsederek yazımı bitirmek istiyorum.

EduardoGaleano soruyor: "Bizi felçli insan yapanların şimdi bize tekerlekli sandalye vermeye hakkı var mı?" Elbette ki yok. Olamaz da. Bu küstahlığı göstermelerine müsaade edemeyiz. Bizim ahlakımızı, eğitimimizi, duygu ve düşünce dünyamızı bozanların bize kalkıp ahlak, düşünce ve eğitim sistemi öğretmeye hakları olabilir mi? Bizim çocuklarımıza, gençlerimize akbaba gibi üşüşenlerin, tek amacı onları pazarlamak olan ve üzerlerinden kazanacakları paranın hesabını yapanların, bizim nesillerimizin iyiliğini düşündüklerini kim iddia edebilir? Kim bize göz göre göre evlatlarımızı, geleceğimizi ateşe atma pahasına bu kötülüklere teslim etmemiz gerektiğini söyleyebilir? Ailelerimizi, hayatlarımızı  parçalayanların ne kadın haklarıyla ne çocuk haklarıyla işi var!

Bunun çözümüne ve bizim üzerimize düşen görevlere ilişkin, ikinci bölümün sonunda yazar çok önemli bir şey söylüyor: "Geçmişin ihanete uğramış kahramanlarının ülkülerini gerçekleştirecek olanlar bugünün hainleri değildir. Latin Amerika’nın yeniden canlandırılması sürecinde denizin dibine atılması gereken yığınla çürümüş, kokuşmuş şey vardır. Ezilmişlerin, onuru kırılmışların, lanetlilerin payına düşmekte bu görev." Evet bizim payımıza düşmekte bu görev. Latin Amerika’daki, Ortadoğu’daki, Asya’daki, Avrupa’daki kendi ülkemizdeki adaletsizliklerle savaşmak Galeano’ nun ezilmiş ve onuru kırılmış dediği, Kur’an’nın ise mustazaf ve yalınayaklı dediği bizlere düşüyor.

Kendi ülkemizin kesik damarlarını okumak ve Türk halkına bugün olduğu gibi geçmişte de söylenen yalanları öğrenmek isteyenlere Mücahit Gültekin’in Türkiye-ABD İlişkilerinin Psikolojisi kitabını tavsiye ediyorum.

 

Yorum Yaz

Yorumlar

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09