TÜRKİYE

Haberi Sosyal Medyada Paylaş ! 1.12.2018 16:17:42

Kuruçay: Bugün belki anlamıyoruz ama yarın bize 'sizin Peygamberiniz de çocuğu cinsel istismar etmişti' diyecekler

Aile Akademisi Derneği yönetim kurulu üyesi Yasin Kuruçay, İstanbul’da düzenlenen 3. Uluslararası STK Fuarında yapılan “ Güçlü Aileler Güçlü Toplumları Oluşturur” konulu panele katıldı. Kuruçay: Bugün belki anlamıyoruz ama yarın bize

Aile Akademisi Derneği yönetim kurulu üyesi Yasin Kuruçay, İstanbul’da düzenlenen 3. Uluslararası STK Fuarında yapılan “ Güçlü Aileler Güçlü Toplumları Oluşturur” konulu panele katıldı. 

İslam Dünyası STK'ları Birliği (İDSB) ve Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı'nın (TGTV) iş birliğinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin desteğiyle düzenlenen ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirmeyi hedefleyen 3. Uluslararası STK Fuarı Yenikapı Avrasya Gösteri ve Kültür Merkezi’nde yapıldı. Fuara 40 ülkeden 175 kuruluş, 10 binin üzerinde ziyaretçi katıldı.

Organizasyonunu Dünya Müslüman kadınlar Birliği başkanı Dr. Samia Raheel Gazi ve Dr. Rabiya Yılmaz’ın yaptığı panele Pakistan, Kuveyt, Malezya, Sudan, Bangladeş ve  Türkiye’den toplam 7 konuşmacı katıldı. Panelde İslam dünyasında aile kurumunun durumu ve bu konudaki çözüm yolları ele alındı. 

Aile Akademisi Derneği Başkan yardımcısı Yasin Kuruçay’ın panelde ele aldığı konular şu şekilde:

GÜÇLÜ AİLELER GÜÇLÜ TOPLUMLARI DOĞURUR

KONUŞMA BAŞLIKLARI

1. Aile Kurumunun İslami Bir Toplum Düzeni Açısından Önemi

2. Türkiye’de Ailenin Durumu

3. Dünya’da ve Türkiye’de Aile ve Kadın Politikaları

a. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Ne Anlama Geliyor? 

b. Kadın Hakları ve Kadına Şiddet Söyleminin Eleştirisi / Kritiği

c. İstismar, Cinsel İstismar ve Çocuk İstismarı

4. Aileyi Güçlendirmek İçin Neler yapılmalı?

 İÇERİK 

1. Aile Kurumunun İslami Bir Toplum Düzeni Açısından Önemi

▪ Aile bir imtihandır.

▪ Allah Hz. Eyüp'ü çocuklarıyla, Hz. Yusuf'u kardeşleriyle, Hz. Nuh'u çocuğuyla ve karısıyla, Hz. İbrahim’i babası ile imtihan etmiştir.

▪ Ailelerimizi küresel sömürüye, neoliberalizme, sekülarizme, ahlaki bozulmaya karşı direniş kaleleri yapmalıyız.

▪ Müslümanlar yeryüzünün savunma sistemidir.

 İslam Ve Batı Düşüncesinin Temel Farkları

BATI DÜŞÜNCESİ

İSLAM DÜŞÜNCESİ

Birey-kişi olarak tanımlanır

Yeryüzünün halifesi olarak tanımlanır

Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamak esastır

Yarın ölecekmiş gibi yaşamak esastır

Bireysel hedefler öncelenir

Toplumsal hedefler öncelenir

Özgürlük odaklı

Erdemlilik odaklıdır

Özgüven

Değerlere güven

Ahlaki hassasiyet yoktur

Ahlak temel ilkedir

Kadın merkezli

Aile ve toplum merkezli

2. Türkiye’de Ailenin Durumu

▪ Türkiye’de 2017 yılı itibariyle 

▪ Son 16 yılda 1 873 037 aile boşanmış.

▪ Kaba evlenme hızı (%7,09 ile) son 16 yılın en düşük düzeyinde

▪ En çok boşanmalar 25-35 yaş arasında yaşanıyor (TÜİK,2018 verileri)

Meselelere küresel ve evrensel bakış açısı önemlidir. Aile, kadın ve çocukları bu suruma getiren küresel planlar, projeler ve politikalar göz ardı edilerek mevcut durum anlaşılamaz.

Türkiye’de maalesef aile, kadın ve eğitim ile ilgili bakış açımız batılı ve feminist algının etkisi altında şekilleniyor. Aile ve gençlerle ilgili eğitimlerin büyük çoğunluğu AB programlarının aynısı ya da benzeridir.

Çocuklarımız istediğimiz gibi değil. Çocuklardaki ve gençlerdeki sorunların sebebi, küresel güçler tarafından anne ve baba olarak gösterilmektedir. Oysa bu bakış açısı çocuklarımızı kuşatan haz, eğlence ve tüketim simsarlarının plan ve uygulamaları göz ardı etmektedir. Bu bakış açısı erotizm, şiddet, argo, tüketim çılgınlığı, kumar, şans oyunları, marka bağımlılığı gibi küresel faktörleri görmezden gelmektedir.

Müslüman dünyasının asıl sorunu seküler ve neoliberal yaşama ve düşünme alışkanlıklarıdır.

Müslüman dünyasının asıl sorunu Müslümanca düşünmemektir.

Müslüman dünyasının asıl sorunu liberal batılı söylemlerin sonuna ayet hadis eklemektir. Bu tavır batılı düşüncenin gönüllü misyonerliğini yapmaktır.

3. Dünya’da ve Türkiye’de Aile ve Kadın Politikaları

a. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Ne Anlama Geliyor? 

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği (TCE), kabaca farklı cinsiyetlere ve cinsel yönelimlere sahip bireylerin eşit haklara sahip olması ve farklılıklarını özgürce yaşayabilmeleri anlamına gelmektedir. 

TCE politikalarının en önemli kazanımı CEDAW (Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Yok Edilmesi) Sözleşmesi ve İstanbul Sözleşmesidir (Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi). Türkiye Cedaw Sözleşmesini 1985 tarihinde kabul etmiş, buna bağlı olarak 2002 yılında medeni kanunda, 2005 yılında ceza kanununda ve 4320 sayılı Ailenin Korunması Kanununda çok önemli değişiklikler yapmıştır. Türkiye İstanbul Sözleşmesini ise 2011 tarihinde onaylanmıştır.  Türkiye sözleşmeyi parlamentosunda onaylayan ilk ülkedir. 

İstanbul Sözleşmesinin 4. Maddesi “cinsel yönelim ve toplumsal cinsiyet kimliği” ifadeleri her türlü sapkınlığı meşrulaştıran bir bakışa pencere aralamaktadır.. Cinsel yönelim ifadesi lezbiyen, gay ve biseksüelleri ve hatta pedofilik yönelimleri de içermektedir. İstanbul Sözleşmesine göre 18 yaş altı kız çocukları kadın olarak tanımlanmaktadır. Bu tanıma hangi ulvi amaçları gerçekleştirmek için başvurulmaktadır? Kendini kız değil de kadın olarak algılayacak çocuklarımızın neler hissedeceği ve neler yapabileceği yeterince düşünülmüş müdür? Bu tanımın gelecekte karşımıza neler çıkaracağını tahmin etmek bile yeterince ürkütücü değil midir?

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği politikasının en iyi uygulandığı 4 ülke olarak gösterilen İzlanda, Finlandiya, Norveç ve İsveç kadının, ailenin ve çocuğun ciddi sorunlar yaşadığı ülkelerdir. Bu ülkelerde kadına şiddet, aile içi şiddet, boşanma oranları, intiharlar, alkol ve madde bağımlılığı Türkiye ve dünya ortalamalarının üstündedir. Kendi sorunlarına çözüm bulamayan, aileyi ve çocukları gittikçe kötüye götüren batılı uygulamaları yürütmenin bir mantığı yoktur.

b. Kadın Hakları ve Kadına Şiddet Söyleminin Eleştirisi / Kritiği

Kadına Şiddet, Kadın Hakları ve Cinsel İstismar söylemleri üzerinden aile yapımız ve toplumsal değerlerimiz ciddi bir tehdit altındadır. 

Gelen tehlikeyi doğru okumak gerekmektedir. Dünyada kadına şiddeti ve kadının özgürlüğünü engelleyen en önemli sebep, ataerkil yapıyı ortaya çıkaran dini ve ahlaki kurallardır şeklinde bir anlayış yaygınlaştırılmaktadır. Bugün belki anlamıyoruz ama yarın bize sizin Peygamberiniz de çocuğu cinsel istismar etmişti diyecekler. Yarın bize sizin babalarınız ve dedeleriniz de sapık ruhluydu ve istismarcıydı diyecekler. Çünkü çoğu 18 yaşının altındaki kızlarla evlendiler. Bize istismara neden olan asıl unsur sizin dininiz, değerleriniz ve aileniz diyorlar ve bu söylemleri artarak devam edecek. Tıpkı Kur’an’ın buyurduğu biz onların dinine geçmedikçe bizden asla razı olmayacaklar (Bakara, 2/120) 

Yarın bize istismar en yakınınızda diyecekler. Amcanız, dayınız, amcaoğlunuz çocuğunuzu istismar edebilir. Sevmesine izin vermeyin, dikkat edin diyecekler. Amcası çocuğunuzun saçını okşarsa cinsel istismar belirtisidir diyecekler. Aklınıza karpuz kabuğunu koyacaklar bir kere.  Çocuğunuzu sık kucağınıza oturtuyorsanız, bu sizin genital ya da oedipaldönemde tatmin edilmemiş cinsel doyumunuzla ilgilidir. Ya da sizin babanız ya da dayınız tarafından cinsel istismara uğramış olma ihtimaliniz ile ilgilidir. Tedavi olmanız lazım, bizim müşterimiz olmanız lazım diyecekler. Bunun teorileri, tasarıları, siyasi planları hepsi hazır.  Toplumda güven duygusunu darmadağın edecekler. 

O zaman biz de şu soruyu sormalıyız:

Modern psikoloji ve pedagojinin temel varsayımları olan birey, özgürlük, kadın hakları, özgüven, haz, mutluluk vs. kavramlar eğitim ve siyaset dâhil tüm alanlara hâkimken kadınla ilgili sorunlar da dâhil olmak üzere dünyada sorunlar neden hızla artıyor? Buna rağmen yine de sonuçlar kadını mağdur, erkeği zalim gösterecek şekilde özellikle yorumlanır. Neden mi? Çünkü kadına şiddet Neoliberalizmin sattığı bir metadır. Çünkü kadına şiddet eko-politik bir söylemdir.

Avrupa kadın cinayetlerinin en fazla işlendiği 2. kıta durumundadır. Avrupa'da kadın cinayetleri oranı (%28) Türkiye'den ve dünya ortalamasından 7 puan daha fazladır.Avrupa cinayetten dolayı hüküm giyen kadın oranında da birinci sıradadır. Toplumsal cinsiyet eşitliğinde bir numara olan İzlanda, tecavüz oranları verilen 50 ülke arasında kadınların en fazla tecavüze uğradığı 4. Ülkedir. Toplumsal cinsiyet eşitliğinde 2 numara olan Finlandiya 7. sırada yer almaktadır.

ABD’de her 15 saniyede bir, bir kadın öldürülüyor ya da fiziksel saldırıya maruz kalıyor. Yine ABD Adalet Bakanlığı’nın bildirdiğine göre her 90 saniyede bir, bir kadın tacize uğruyor. Avrupa Birliği ülkelerinde kadınların %40-50?si partnerlerinden cinsel ya da fiziksel şiddet gördüklerini belirtiyor. İspanya’da her 5 günde bir, Britanya’da her 7 günde bir kadın partneri tarafından öldürülüyor. İsveç’te bir yıl içinde kadınlara karşı işlenmiş 27 bin şiddet vakası kayıtlara geçmiştir. İsveç’te yaklaşık her iki kadından birinin erkekler tarafından şiddete maruz kaldığı bildirilmektedir. Uluslararası Af Örgütü’nün bildirdiğine göre sadece Fransa’da her yıl 25 bin kadın tecavüze uğruyor. (2012 verileridir)

Kadının cinsel bir obje olarak kullanılmasına, ucuz iş gücü olarak sömürülmesine, çocuklarından koparılmasına ses çıkarmayan kadın hakları söylemini ret etmeliyiz.

Kadına şiddetin en önemli nedenleri;

▪ Alkol 

▪ Kapitalist emek sömürüsü ve 

▪ Hazzı, erotizmi ve rekabeti önceleyen neoliberal yaşam koşullarıdır

Kadına en büyük şiddet, onu cinsiyetiyle ve aidiyetlerinden ayrı tanımlamaktır. Kadını insanlık, Müslümanlık, annelik, toplum ve aile bütünlüğünden ayrı tanımlamak onu yabancılaştırmak ve yalnızlaştırmaktır...

Son 100 yıldır kadını güçlendirme adına atılan her adım aileyi zayıflatmış, çocuğu yalnızlaştırmış ve kadını doğasından uzaklaştırmıştır. Kadının çalışma hakkı kadar, kadının çocuğuna insanca bakabilme hakkı ve çocuğun anneliği hissetme hakkı konuşulmamıştır. Eğlence dünyası, iş dünyası, reklam sektörü “kadın hakları ve kadına özgürlük” kavramının ardına gizlenerek kadını cinsel ve ekonomik bir obje olarak kullanmıştır.

c. İstismar, Cinsel İstismar ve Çocuk İstismarı

Cinsel istismara karşı çıkanlar çocukların reklam, moda ve medya endüstrisi tarafından "erotik obje” olarak kullanılmasına karşı çıkmıyorlarsa ortada bir tutarsızlık vardır. Cinsel istismara karşı çıkanlar 5 milyon porno web sitenin çocuklarımızı kirletmesine neden karşı çıkmıyorlar?

UNICEF’le çalışan küresel "Save The Children " örgütü her 7 saniyede bir kız çocuğu (18 yaşın altında) evleniyor diye ürkütücü bir raporu hazırlamış. Ama;

▪ Aynı kız çocukları İskandinav ülkelerinde ve Güney Asya’da da üst düzey fuhuş sektöründe kullanılınca rapor hazırlamıyorlar.  

▪ AVM, kafe, disko, podyumlarda aç iştahlara dekoltekıyafetlerle sunulunca rapor hazırlamıyorlar. 

▪ Dünyada 5 milyon aşırı müstehcen siteyi kimin ve neden özgür (!) bıraktığı ile ilgili rapor hazırlamıyorlar.

▪ Oyun üreten şirketlerin aynı zamanda silah üreten şirketler olduğuyla ilgili rapor hazırlamıyorlar.

▪ Tüketim endüstrisinin internet oyunlarında kızları ve kadınları şiddet ve erotizm aracılığıyla nesneleştirmesine özgürlük gerekçesiyle rapor hazırlamıyorlar.  

▪ Çocukları korumanın asıl yolunun ahlak ve karakter aşılamak olduğu gerçeği ile ilgili rapor hazırlamıyorlar.  

Ve Hazırlamayacaklar... Çünkü bunlar " ekini ve nesli helak etmeye koşanlar" lobisinin oyuncaklarıdır.  Çünkü BM çalışmalarının pek çoğu üst aklın Truva atıdır.

4. Aileyi Güçlendirmek İçin Neler yapılmalı?

▪ Kuran insanın serüvenini yaradılış kıssasıyla başlatır.  Bu kıssa kadını ve erkeği değil insanın yüce hedeflerini merkeze alır.

▪ Medeniyet değerlerimizin kadına ve anneye verdiği değerler göz ardı edilerek aile, kadın ya da çocuk konusu ele alınmamalıdır. Referans kavramlar hayatımızdan uzaklaştıkça, bizim olmayan kavramların hizmetkârı oluyoruz.

▪ Kadını erkeğe, erkeği kadına karşı rakip olarak sunan yaklaşımlar bırakılmalıdır. Kadının ve erkeğin birbirini tamamlayan varlıklar olduğu vurgulanmalıdır.

▪ Kadın önce insan sonra da annedir. İnancımız çocukları cennete kavuşmak için annesinin ayaklarının altına yatırır. Liberalizm ise çocukları annesinin tepesine çıkartır.

▪ Kadına verilen gerçek değer, Hz. Muhammed’in kızı Hz. Fatıma’yı “babasının anası” olarak tanımlamasıdır.

▪ Kadına verilen gerçek değer, onu “ Rabbetül Beyt” yani “evin Rabbi” olarak tanımlamaktır.

▪ Kadına verilen gerçek değer, kız çocuklarını rahmet ve bereket olarak tanımlayan inancımızın özünde gizlidir. 

▪ 1500 yıllık tarihimizin müstesna örnekleriyle bu konuda eğitimler, projeler üretmeliyiz.

▪ Çocuklarımızı ve gençlerimizi ailenin önemi ve anne baba – çocuk ilişkileri hakkında eğitmeliyiz. Binlerce derneğimiz, sendikalarımız, vakıflarımız, platformlarımızla el ele gönül gönüle verip bu konuda projeler ve eğitimler geliştirmeliyiz. Devlet yetkililerine bu projeleri sunmalıyız. 

▪ Çocuklarımıza kul hakkını, Allah’tan korkmayı, kuldan utanmayı, utanmanın ayıp değil erdem olduğunu, annenin cennetin giriş kapısı, babanın cennet yolunun rehberi olduğunu ayetlerle hadislerle, Veysel Karanigibi örneklerle öğretmeliyiz. Ve tabii ki bilimsel çalışmalarla tüm bunları geliştirmeli ve desteklemeliyiz.

▪ Ev hanımlığını küçümseyen, kadının erkeğe eşitliğini iş yaşamına atılması üzerinden test eden anlayışlar, Amerika'da ve Batı Avrupa’daki eğitimli annelerin iş yaşamını bırakıp evlerine dönüşü üzerinde bir kere daha düşünmelidir. Kapitalist ekonomik sistemin erkeğin, kadının ve çocuğun bütün psikolojik performansını dışarıda bırakmasından kaynaklı bir şiddete yol açtığının altı çizilmelidir.

▪ Evlenecek gençlere sabır, şükür, merhamet, paylaşma ve adalet gibi kavramlarla örülü olan "İslami Aile “anlayışı öğretilmeli bu çerçevede eğitimler yapılmalıdır. 

Yasin KURUÇAY

Uzm. Psi. Dan.

Aile Akademisi

Başkan Yardımcısı

yasinrehber@hotmail.com

 

Yorum Yaz

Yorumlar

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09