Kitap Kritiği: Postmodern Kaosta Kıble Arayışı

İslamî Analiz Kitap Kritiği bölümünde Muhammed Burak Çamur, Ali Bulaç’ın Postmodern Kaosta Kıble Arayışı adlı eserini İslamî Analiz okuyucuları için tanıttı.

İslamî Analiz/Kültür-Sanat

İslamî Analiz Kitap Kritiği bölümünde Muhammed Burak Çamur, Ali Bulaç’ın Postmodern Kaosta Kıble Arayışı adlı eserini İslamî Analiz okuyucuları için tanıttı.

Postmodern Kaosta Kıble Arayışı

Kitabın ilk başta ismi insanın dikkatini çekmektedir. Dört kelimeden meydana gelen başlığın her kelimesi başlı başına bir önem arz etmektedir. Postmodern, kaos, kıble ve arayış… Postmodern, en temelde bir zaman dilimini ve o zaman dilimindeki durumu, düşünceyi ifade etmektedir. Kaos; her şeyin karıştığı, belirginliğinin ortadan kalktığı ve “Furkan”a olan ihtiyacın en çok olduğu andır. Kıble, kılavuz, yön, istikamet, rota, amaç, hedef vb. insanın yolda kaybolmamasını sağlayacak, yoldan sapmamasını engelleyecek, gideceği yeri gösterendir. Arayış, insanın beşerden insan tekâmülünde bulunduğu durumdur. Statik bir durum değil dinamik bir durumdur; sürekli hareketi, enerjiyi ve derli olmayı temsil eder. İnsanlık tarihinde insan ilk insandan beri bir arayış içerisindedir. Arayış, insanı insan yapan en önemli özelliklerden biridir. Kendi kendine bir başlık olma değeri taşıyan bu dört kelimeyi bir başlık haline getirdiğimizde “Postmodern Kaosta Kıble Arayışı” başlığı meydana geliyor. Kitabın içeriğiyle tamamen uyumlu bir başlık olması da kitabın değerini arttırıyor. Kitap başlığından da anlayacağımız gibi postmodern zaman dilimindeki kaosta insanların, Müslümanların durumunu ve ihtiyaç duyulan kıble arayışına katkı sağlamak için kaleme alınmıştır. Yazar modern dönemin insanlarda kalıcı hasarlar bıraktığını ve bu hasarların telafisi için çözüm olarak sunulan postmodernizmin ise sorunları çözmekten çok sorunları büyüttüğünden bahsetmektedir. İnsanlarda açılan bu hasarlardan (maalesef) biz Müslümanlar da etkilendik ama Ali Bulaç’ın vurguladığı gibi bizim bu hasarları giderecek ve insanların bu durumuna çözüm üretecek bir mirasımız vardır. Bu mirastan yola çıkarsak umutlu/aydınlık/özgür yarınlardan söz edebiliriz. Tanrının dünyadan kovulmasıyla yeni tiranların oluşturduğu bu dönemin insana verdiği en büyük, zarar özgürlüğü elinden almak olmuştur. Kitaptaki ifadesiyle insan “yiyen, içen, çiftleşen, dışkı atan ve eğlenen bir organizma haline dönüştürüldü.” İşte böyle bir dönemde eskinin bir devrimle yıkılıp yeninin doldurulması gerekmektedir. İnsan özgür haline dönmek istiyorsa devrime muhtaçtır. İmam Humeyni’nin de dediği gibi “Devrimler sadece ekmek için yapılmaz, fakat özgürlük için yapılır.”

Kitabın yazarı Ali Bulaç’tır. Ali Bulaç özelde Türkiyeli Müslümanların yakından tanıdığı bir isimdir. Eserleriyle düşünce dünyamıza genişletmiştir. Özet olarak hayatından bahsedersek; 1951 yılında Mardin’de dünyaya geldi. İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü ve İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümünde yüksek öğrenimini tamamladı. Yazdığı eserlerle düşünce dünyamızın gelişmesine katkıda bulundu. Halen Zaman Gazetesi, Today’s Zaman köşe yazıları yazmaktadır. Kur’an mealinin yanı sıra, Çağdaş Kavramlar ve Düzenler, Din-Felsefe/ Vahiy Akıl İlişkisi gibi değerli kitapları kaleme almıştır.

Kitabın önsözünde kitabın içeriği ve amacıyla ilgili yazar şu cümleleri kuruyor: “ Bu kitap insan, varlık ve hayatın anlamı konusunda kendi kaynaklarımızdan hareketle yeniden düşünme imkânına işaret etmeyi hedeflemektedir. Kitabın iki ana temasından biri “postmodern kaos, diğeri “kıble arayışı”. İç içe geçen bölümlerden biri “modern ve postmodern dünyanın dramı”nı, diğeri de “yön ve kıble arayışı”nın zengin imkânlarını anlatmaktadır.”

Kitap iki ana başlık altında toplam on dört bölümden meydana gelmektedir. Birinci ana bölüm; “Neyi Unuttuk: Din, Tasavvuf ve İnsan” başlığı altında on bir alt bölümden müteşekkildir. İnsanın ilk olarak neyi unuttuğunu sorgulayarak bölüme başlayan yazar daha sonra unutulan “sözü” referans alarak modern dönemin oluşturduğu gediklerden bahsetmiştir. Kitabın en çarpıcı yerlerinden biri de bu bölümde yazar -son dönemlerde isimlerini çok fazla duyduğumuz, bir proje ürünü olarak sunulmaya çalışılan- Yunus Emre’yi ve Mevlana’yı iki başlık altında ele almıştır. Bize sunulan Mevlana’nın da Yunus’un da aslında sunulduğu halinin “bizim” olmadığını güzel bir şekilde anlatmıştır. Asılında bu iki isim de dahil olmak üzere bugün aslından çok uzaklaştırılmış bir tasavvuf anlayışının eleştirisi (aslından bakılarak) yapılmıştır. Kitabın ilk bölümü Unutulmuş ve tahrif edilmiş konuların yoğun olarak işlendiği bir bölüm olmuştur. Kitabın son bölümü ise kitabın ismi ile aynı bölümü taşıyan “Postmodern Kaosta Kıble Arayışı” bölümüdür. Bu bölümde üç alt bölümden meydana gelmiştir. Söz’ün önemi ile başlayan kitap Can Sıkıntısı: Cennetin Özlemi bölümü ile sona ermektedir. Başlangıç ve bitiş bölümlerini ele aldığımızda şöyle basit bir sonuç çıkarabiliriz; İnsanın bu dünyada başından eksik olmayacak olan can sıkıntısından hakkıyla kurtulabilmesi için tekrar “söz”ün önemini hatırlayıp uyması gerekmektedir.

Yazar kitapta insanların ilgisini birçok yere çekmeye çalışıyor.  Bu yerlerden biri de kitapta en çarpıcı tespitlerden biri olan “Türkiye Müslümanlığı” başlığıdır. Yazarın Türkiye Müslümanlığı adını verdiği anlayış; fıkhın ve şeriatın olmadığı bir İslam anlayışıdır. İşin ikinci vahim kısmı ise yazar bu anlayışın batıya, dünyaya satılmaya çalışıldığını belirtiyor. Bu tespit üzerinde ciddi ciddi düşünülmesi gereken tespitlerdendir. Bu gibi tespitlerin yer aldığı kitap insanı zihin açıcı bir okumaya davet etmenin yanında tartışmalara da açık kapı bırakıyor. Ali Bulaç bu tartışmalara Yunus Emre, Mevlana, Hegel, Marks, İmam Gazali gibi pek çok ismi de davet ediyor.   

Kaos eski düzenin yıkıldığı ama sonrasında yeni bir düzenin kurulduğu an/karmaşadır. İçinde bulunduğumuz kaostan kendi/İslami değerlerden yola çıkarak kurduğumuz düzenle çıkmanın dileğiyle…

Arka Kapaktan:

“Aristo, “Kaza şeylerin özünü ortaya çıkarır,” der. Postmodernizm, bir vazo gibi moderniteyi orta yere attı. Vazo kırıldı, parçalara ayrıldı ve ne olduğu ortaya çıktı. Postmodernizmin yegâne hayrı vazoyu kırmasından ibaret. Ancak postmodernizmin yeni bir vazo yapma düşüncesi yok, her bir parça kendi başına yeter diyor. Postmodernizm şehvetle ve iştahla kışkırtılmış bedenler üzerinden zihinlere ve ruhlara narkoz yüklemektedir. Dünya gezeninin ortasındaki, çekim gücü yüksek merkez dağılmış durumda, her şey ve herkes uzay boşluğunda sanki. Şimdi ya kaosun belirsiz uzay boşluğunda yuvarlanıp gideceğiz ya da yeni baştan kendimi toparlayıp paradigma değişikliği yapacağız.” 

Yorum Yaz

Yorumlar

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09