Kitap Kritiği: Öküzün A’sı, Elektronik Çağda Yazılı Kültürün Çöküşü ve Şiddetin Yükselişi

İslami Analiz Kültür-Sanat bölümünde Ali Uslu, Barry Sanders’ın “Öküzün A’sı, Elektronik Çağda Yazılı Kültürün Çöküşü ve Şiddetin Yükselişi” isimli eserini İslami Analiz okuyucuları için tanıttı.

İslâmî Analiz/Haber Merkezi

İslami Analiz Kültür-Sanat bölümünde Ali Uslu, Barry Sanders’ın “Öküzün A’sı, Elektronik Çağda Yazılı Kültürün Çöküşü ve Şiddetin Yükselişi” isimli eserini İslami Analiz okuyucuları için tanıttı.

Öküzün A’sı

(Elektronik Çağda Yazılı Kültürün Çöküşü ve Şiddetin Yükselişi)

Teknolojinin ilerlemesi ile birlikte bireylerin gerek sosyal gerek psikolojik ihtiyaçlarını teknolojik aygıtlarla karşılamaya çalıştığı bir toplumla karşı karşıyayız. Bu teknolojik aygıtlar (televizyon, akıllı telefonlar ve bilgisayarlar) hayatımızla, tam anlamıyla bir bütün olmuş durumdalar. Yetişkin bireylerin, ihtiyaçlarını teknolojik aygıtlarla karşılaması bir yana, çocuk yetiştirmede de karşı karşıya olduğumuz bu teknolojik felaketin farkında değiliz. Kendi elimizle televizyon, akıllı telefonlar vb. elektronik aletlere bağımlı, hastalıklı gençler yetiştiriyoruz. Bu bağımlılığın sonucunda, asosyal, apolitik, okumayan, düşünmeyen, üretmeyen, herhangi zihinsel veya toplumsal faaliyetleri yerine getirmeyen bir genç nesil ortaya çıkıyor. Okumamak, düşünmemek ve üretmemek bizi yığınlaştırıyor ve her türlü kültürel saldırıya maruz kalıyoruz.

Gençlerdeki teknoloji bağımlılığının ortaya çıkardığı sorunlardan belki de en önemlisi, gençlerin okuryazarlık ve sözlü dünyadan uzak bir hayat sürmeleri. İngiliz Dili ve Düşünce Tarihi Profesörü Barry Sanders 1999 yılında kaleme aldığı Öküzün A’sı isimli kitapta ABD toplumundaki bu sorununu; mitoloji, teoloji, tıp, eğitim ve edebiyat ile ilgili verdiği örneklerle ele alıyor.

Sanders’a göre okuryazarlık herhangi bir eğitim kurumunda değil anne kucağında başlar. Çocuk annesiyle kurduğu yakın temas ile okuryazarlığa adım atar, ancak Sanayi Devrimi ile birlikte anne çalışmaya başladı. Annenin yokluğunda, anne tarafından verilen eğitimin yerini  profesyonel eğitimcilerin verdikleri eğitimler aldı. Yani, hem eğitim hem de tıp profesyonelleri Sanayi Devriminin coşku dolu havasında ürünleri ve hizmetleri için yeni bir pazar bulmuşlardı. Teknoloji devrimi sırasında çocuklar gözden kaybolmadı, birer tüketici olarak yeniden tanımlandı. Sonuçta çocuğun, anneyle aralarındaki bağların gevşemesinden dolayı gerçek sözelliği dolayısıyla okuryazarlığı yaşayamıyor.

Gerçek bir okuryazarın sağlam sözel köklere sahip olması gerekir, ancak Sanders’a göre bu yol tıkalı;

“Televizyondan sinemaya, plaklardan, CD’lere, bilgisayarlara, video oyunlarına kadar uzanan, aklınıza gelebilecek her tür elektronik aygıtla bu tıkanmış durumda.”  Listeyi bu kadar kısa tutan kitabın 1999 yılında yazılmış olması... Sanders 15 sene önce sözel köklere sahip olmanın zorluğundan bahsediyor. 2014 yılında bu listeye akıllı telefonları da ekleyebiliriz. Bununla birlikte bilgisayar bağımlılığının 15 sene önceye göre daha da arttığı söylemek sanırım yanlış olmaz. Yani işimiz 15 sene önceye göre çok daha zor.

Televizyonu, “Çocuğu hareket fırsatı elinden alınmış bir tanık ,konuşma yeteneğine sahip ancak ses telleri kesilmiş güçsüz bir yaratık haline getirir. cümlesiyle tanımlayan Sanders, televizyonunun çocuk üzerindeki etkileri hakkında şunları söylüyor:

“Televizyon izlemek dünyanın en kısır döngüsüne yol açar: Kişinin kendi imgelerini yaratma yeteneğini azaltarak, tıpkı bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi, onu hazır imgelere daha duyarlı hale getirir. Televizyon izlemek aynı zamanda iradeyi de zayıflatır. Elinin altında televizyon varken bir çocuk doğal kaynaklara başvurmayı gereksinim duymaz. Çocuk, televizyona olumsuz eleştiri getiren bir araştırmacının deyimiyle “down time” a (makinaların stop ettiği an) girmekten kurtulur ve günlük programının dağılıp kendini çaresizce zamanın akışına bıraktığı anları yaşamaz. Bir zamanlar bütün bir öğleden sonra “yapacak şey bulamayan” çocuklar oyunlar uydurur, kendilerini oyalayacak ilginç bir şeyler bulurlardı. Bugünlerde çocukların düş güçlerini kullanmalarına gerek yok. Yeni masallar uydurmak, yeni oyunlar icat etmek ya da gerçeği farklı bir şekilde kurmak zorunda değiller. Televizyon stüdyoları onların yerine bütün bunları yapıyor. Televizyon; ”kimse yalnızlık ya da can sıkıntısı çekmemeli, kimse eğlenmeden tek bir an geçirmemeli.”

Sander’s, ABD’de o dönemdeki çete gençliğindeki şiddet eğilimini; okuryazarlık oranının düşük olmasına ve bu gençlerde vicdan ve pişmanlık gibi duyguların az bulunmasıyla izah ediyor. Sanders’a göre okuryazarlık bir benlik yaratıyor. Yazar okuryazarlığı aynı zamanda ‘suçun ilacı’ olarak gösterirken şunları da söylüyor:

“Okuryazarlık, ayrı ayrı benliklerden oluşan, her biri bir vicdan tarafından yönetilen ve bir amaca yönelik yaşayan bireylerin meydana getirdiği bir topluluk yaratır. Okuma yazma insanları başkalarının yaşamlarını hayal etmeye zorlar. Okuryazar insanlar sürekli sorgular. Eleştirel düşünceye sahiptir. Çete gençliği ise yalnızca hareket eder, düşünmez.”

Sanders bu konu üzerinde, istatistikler yardımıyla da çarpıcı sonuçlar çıkarıyor. Ama yine de ABD’de şuan veya 15 yıl önce gençlerin başrolde olduğu şiddet olaylarını sadece okuryazarlık, sözellik veya cehalet üzerinden değerlendirmek eleştirilebilir.

Son olarak kitabın/yazarın aile, çocuk veya şiddet sorunları hakkındaki çözümlerini eleştirel bir şekilde okumak gerekir. “Öküzün A’sı” dil, okuryazarlık, çocuk eğitimi veya ABD’deki şiddet olayları hakkında okuma yapmak isteyenler için güzel bir kitap.

Paylaş:

Yorum Yaz

Yorumlar

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09