KÜLTÜR SANAT

Haberi Sosyal Medyada Paylaş ! 16.7.2015 11:03:21

Kitap Kritiği: Kaderle Tasarım Arasında-Yeni İnsan

İslami Analiz Kültür-Sanat bölümünde Fatma Polat, Nazife Şişman’ın “Kaderle Tasarım Arasında-Yeni İnsan” isimli eserini İslami Analiz okuyucuları için tanıttı. Kitap Kritiği: Kaderle Tasarım Arasında-Yeni İnsan

İslamî Analiz/Kültür-Sanat

İslami Analiz Kültür-Sanat bölümünde Fatma Polat, Nazife Şişman’ın “Kaderle Tasarım Arasında-Yeni İnsan”  isimli eserini İslami Analiz okuyucuları için tanıttı.

İnsan-ı Kamil’den “Yeni İnsan”a

Yaşam ve ölüm arasında yürüyen insanoğlunun sonsuz yaşam gayesi uğrunda yaşadığı çırpınışları, uğraşıları tartışmaya açıyor Nazife Şişman, “Kaderle Tasarım Arasında-Yeni İnsan” kitabında. Nazife Şişman, kalemi sağlam olan nadir Müslüman kadınlardan. Barbarosoğlu kadar ünü yoktur fakat daha felsefik ve akademik düşünür. Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi bölümü mezunu olup Sosyoloji bölümünde ise lisansüstü çalışmalar yapmıştır.

Ölüm ve hayatla ilgili meseleler insan muhayyilesini hep meşgul etmiş olmasına rağmen,     ‘Sonsuza dek yaşayabilir miyiz?’ sorusunun çok modern bir tınısı var. Çünkü bozulan organların yenileriyle ikamesi, protezler ve kimyasallarla takviye gibi tıp teknolojisinin yeni icatları, bir taraftan bu sorudaki ümidi besliyor, diğer taraftan maddi koşulları mümkün kılarak davetkâr bir ortam oluşturuyor. Tıbbi teknolojideki gelişmelerin sağladığı imkânlar, hayata ve ölüme dair anlayışımızı şekillendiriyor. Mesela “ölme hakkı”ndan bahsedebiliyoruz. Hâlbuki ölmek ya da yaşamak bir kaderdir, bir kaçınılmazlıktır. Bütün kadim anlayışlarda bu böyledir. Günümüzde biyoteknoloji bu kaçınılmazlıkları aşmak üzere, hayatın ve sınırlarında geziniyor.

Bu dikkat çekici girişle başlıyor “Yeni İnsan- Kaderle tasarım arasında” kitabı. Ölüm ve hayat arasındaki çizgide yürüyen insanı ve bu yolu gitgide uzatmaya çalışan bir sektörü,  üremenin bir üretim haline gelişi, bedenleri elinde tutan kapitalist güçleri, genetik müdahale ile kusursuz çocuk rüyası, ilaç sektörünün terör olabilme ihtimali, ölümün tıbbileştirilmesi, ahiretin günlük hayattan çıkarılışı, sağlıklı veya kaliteli yaşamın arzusu gibi konulara değiniyor Nazife Şişman kitabında.

Teknolojik gelişmelerin hızlı bir şekilde yaşandığı çağımızda biyoteknoloji de hızlı gelişmeler göstermektedir. Biyoteknoloji; bitki, hayvan veya mikroorganizmaların tamamı ya da bir parçası kullanılarak yeni bir organizma (bitki, hayvan ya da mikroorganizma) elde etmek veya var olan bir organizmanın genetik yapısında arzu edilen yönde değişiklikler meydana getirmek amacı ile kullanılan yöntemlerin tamamına denilmektedir.
Tıp, biyoteknoloji, genetik dallarındaki gelişmelerle insan ve ömrü yeniden tanımlanıp, ölüme daha farklı yaklaşılmaya başlanmıştır. Öyle ki gelecekte hastalığının tedavisi bulunursa diye dondurulan ölülerden bile bahsedilmektedir. İnsanın doğası üzerine yapılan bu gelişmelerde materyalist tıp anlayışı 19. yy’da insan ile hayvan arasındaki farkı göz ardı ederken 20. yy’ın tıp anlayışı ise insan ile makineyi ayrı düşünemeyen bir biyoteknoljiye dönüşmüş durumda. Biyoteknoloji, insanı bir parçası bozulduğunda yedeği takılabilen makinelere çevirmeye hizmet ediyor ve ruhu, insanın kutsiyetini göz ardı ediyor.

Denemelerden oluşan kitapta her bölümde farklı bir konu ele alınıyor. İlgi çekici, düşünüp analiz etmemizi sağlayan sorular ve örneklerle ufuk açıcı bir eser olan “Yeni İnsan” kitabı teknolojik gelişmeler karşısında nerede durmamız gerektiği, Müslüman’ın bu gelişmelere nasıl yaklaşması gerektiği üzerine de düşünmemizi sağlıyor.

Teknoloji kültürünün hâkimiyeti altındaki bilim, aynı zamanda günümüz küresel kapitalist yapının da ister istemez şeklini almış bulunmaktadır. İlaç sanayi, sağlık sektörü ve küresel kapitalizm arasında sarmal bir ilişki mevcut. İyileştirilen, uzatılan insan ömrü beraberinde  bazı sektörlerin de tırmanışa geçip küresel kapitalist pazarda yer bulmasını sağlamış durumda. DNA’lar, aşılar, virüsler, embriyolar, organlar bir canlı parçası değilmişçesine meta haline getirilip alınıp satılmakta. Günümüz biyoteknolojik gelişmeleri, yapay organ, organ nakilleri, tüp bebek gibi gelişmelerle insan hayatının uhrevi bir değerinin olmayıp artık insanın ve organlarının bir meta haline getirilişini gözler önüne seriyor. 

Üreme alanındaki gelişmelerle “Toplumsal anne-babalık ile biyolojik anne babalık ilişkisi ortadan kalktı denebilir. Bugün rutin bir tedavi metodu olan tüp bebek uygulaması, doğada var olan bir hatayı düzeltmeye yönelik bir girişimdi. Oysa yeni teknolojiler, doğada mümkün olmayanı üretmeye kalkıştılar: Taşıyıcı annelik, anonim sperm bankaları, menopoz sonrası gebeliği mümkün kılan yumurta bankası, donmuş yumurta hücrelerinin zaman gecikmeli olarak kullanılması.” Yeni üreme teknikleri ile adeta üremeden üretime geçilmiş durumda. “Kadınların bir kısmı, babayla hiç paylaşmadan kendi çocuklarına sahip olmak istiyor; bir kısmı ise rahim kiralayarak ‘kendisi için doğuran köleler’e sahip oluyor.”

Bilim ve teknolojinin eleştirilmez, mutlak doğrulardan oluştuğu zannı bütün bu gelişmelerin kaçınılmaz, insan yaşamını kolaylaştırdığı, bilimin her şeyi bilebileceği kanaatini topluma zerk ediyor. “Esasında teknolojiyi eleştirebilmek için bir bakış, bir perspektif gerekir. Bir perspektifin olabilmesi için de, insan bir yerden bakıyor olmalıdır.” diyen yazar, Müslümanların günümüz teknolojisine bakış zemininde ciddi bir sorun yaşadığını dile getiriyor satırlarında. Yeni teknoloji ile ilgisi olmayan fetvalarla bu sorunlar karşısında hareket edemeyeceğimizi söyleyen yazar, bu sorunların daha güncel şekilde ele alınması ve buna göre tavır alınması gerektiğini vurguluyor.

Yeni insanla aslında daha fazla dünyevi, daha maddi, daha meta haline getirilmiş insan kastediliyor. Aydınlanma çağı ile birlikte, İnsan-ı kâmil düşüncesinden yeni insan düşüncesine dönülmüş durumda. Artık insanın mutluluğu; erdeme, insanın yaratılışına uygun davranmasına değil sağlıklı olmasına bağlanmış durumda. Yaşadığımız çağdaki gelişmeleri pratik düzeyle birlikte teorik olarak metafizik, felsefi, dini, ahlaki düzeylerde de tartışmamız gerekiyor.

Bilim ve teknolojinin her şeyi yapabileceği vehmi ölüme de farklı bir boyut kazandırmış, ölümün bir hastalık durumu olarak algılanmasına sebep olmuştur. “Doğal bir insanlık durumu olarak ölüm, Allah’ın iradesi ile gerçekleşir ve öbür dünyaya ulaşmak için insanların geçmesi gereken bir köprüdür.”  Ölüm bir hastalık değil bir kaderdir.

“Eğer insanın bir kutsiyeti ve doğası yoksa onu biteviye değiştirmemize, yapay organlarla takviye etmemize, embriyoya müdahale ederek üstün nitelikli insan ya da insan-hayvan-makine arası bir varlık inşa etmemize ne engel olabilir?”

“Bilim her şeyi bilir, teknoloji her şeyi yapabilir mi?” sorusuna insan yaşamının, bedeninin, tabiatının uhrevi bir boyutu olduğunu düşünen her insan “bilim her şeyi bilemez, bilse bile uygulamamalı çünkü bu yaşam, tabiat, bedenlerimiz bize bir emanettir” şeklinde cevap verebilmeli. Fakat yaşanılan hızlı gelişmeler ve insan hayatının her gelişme ile daha da kolaylaşması insana tabiatın bir emanet olduğu düşüncesini unutturmaktadır.

“Aydınlanmacı düşüncenin tabiata hâkim olma arzusu bugünkü tekniğe, yani atom bombasına geçit vermişti. Oysa tabiat bir emanetti.” Atom bombası milyonlarca insanın hayatına mal olmuştur. Atom bombasının atılması ile bir taraf tabiata hâkim olup güçlenirken atom bombasına maruz bırakılan taraf ise, yıllarca süren mekânsal ve bedensel acılara maruz bırakılmıştır. Bilimsel bilgi güçlü kesimin, büyük sermayedarların elinde adeta ideolojik bir silah haline gelmektedir.

Kitap, biyoteknolojik gelişmelerin hayatımızdaki yankısını anlatmasına rağmen; birkaç terim dışında kitabın anlaşılmasını zorlayacak bir dile sahip değil. Sade ve akıcı bir üslupla yazılan kitap konusunu günlük yaşamdan hepimizi ilgilendiren örneklerle sunduğu ve güncel olduğu için oldukça ilgi çekici. Kitapta bir de öneri film kısmı var ki oldukça hoş. Yani kişi okuduklarını görme ve yaşanılanların yansımasının aslında ileride şu anki gösterilenler gibi hoş olmayacağını müşahede etme şansı elde ediyor. Kitap, hayatımızda aslında önemli görmediğimiz, görmezden gelinen sorunlar karşısında bizleri yeni bir perspektiften bakmaya ve düşünmeye çağırıyor. Okumaya değecek ve olaylara bir Müslüman, bir emanetçi olarak nasıl yaklaşmamız gerektiği konusunda yeni fikirler verecek bir kitap.

Hakkıyla düşünebilen ve hareket edenlerden olabilmek duası ile. 

Paylaş:

Yorum Yaz

Yorumlar

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09