Kitap Kritiği: Direniş Teolojisi

İslami Analiz Kültür-Sanat bölümünde Muhammed Burak Çamur, Prof. Dr. İlhami Güler’in “Direniş Teolojisi” isimli eserini İslami Analiz okuyucuları için tanıttı.

İslâmî Analiz/Haber Merkezi

İslami Analiz Kültür-Sanat bölümünde Muhammed Burak Çamur, Prof. Dr. İlhami Güler’in “Direniş Teolojisi” isimli eserini İslami Analiz okuyucuları için tanıttı.

Direniş Teolojisi

İlhami Güler, 1959 yılında Tortum'da dünyaya geldi. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde lisans öğrenimini tamamladı. Aynı üniversitede Kelam Ana Bilim Dalı araştırma görevlisi olarak göreve başladı. "Kur’an’a Göre Allah ve Ahiret İnancının Ahlakla İlişkisi" teziyle doktorasını tamamladı. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde profesör olarak görev yapmaktadır. İlhami Güler birçok meseleyi ele alan makaleler kaleme almıştır. Politik, siyasi, iktisadi, ahlaki birçok meselede yazdığı yazıları okurken ilahiyatçı ya da teolog, duyarlı, eleştirel kimliğini rahatlıkla görebiliriz. Yazarın Allah'ın Ahlakiliği Sorunu, Politik Teolojik Yazılar, Sabit Din Dinamik Şeriat, İtikattan İmana, İman Ahlak İlişkisi gibi kitapları da bulunmaktadır.

Resulullah'ın bir araya geldiğimizde ve ayrılırken okumamızı söylediği "Asr Suresi"nde Allah(c.c.): "Asra andolsun, insan gerçekten zarardadır ancak iman edenler, salih amel işleyenler birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna" buyuruyor. Asrımızda insanlığın hüsran içerisinde boğulduğu/bulunduğu bir dönemdir.  Sure insanlığın bulunduğu durumun tespitinden sonra kurtuluşu formüle etmektedir. Kurtuluşun iç içe geçmiş dört ayağı vardır; iman etmek, salih amel işlemek, hakkı ve sabrı tavsiye etmek. Bu ayaklardan olan sabır, direnç göstermek, mücadele etmek olarak karşımızda yer almaktadır. Kurtuluşu sağlayacak olan Hakk ve üzerinde ayaklarımızı sabit kılacak olan "direniş"tir. İlhami Güler'in kaleme aldığı "Direniş Teolojisi" adını taşıyan kitap da bu konuyu ele almaktadır. Kitabın birinci baskısı Ankara Okulu Yayınları tarafından 2010 yılında yapılmıştır.

Kitabı elimize aldığımızda haliyle en başta ilgi çeken noktası ismi oluyor: "Direniş Teolojisi." Bu isim, akla Latin Amerika'yı oradaki "Kurtuluş İlahiyatı" veya "Direniş Teolojisi"ni getirmektedir. Latin Amerika'da bu öğreti Hristiyan papazlar üzerinden inşa edilmiş, insanları direnişe davet etmekle beraber materyalizmin yıkıcı etkilerinden korumuştur. Bu kitapta ise yazar o teolojiyi açıklamak, izah etmek yerine Kitab-ı Kerim kaynaklığında bir teoloji fikri ortaya çıkarmaya çalışmıştır. "Aydınlanma"yla beraber oluşan dönem insanları aydınlatmamış aksine bir karanlığa/zulumata itmiştir. Aydınlanmanın gerçekleşmesi ya da insanların kurtuluşu kalplerini, kulaklarını, gözlerini İlahi nura açmalarıyla mümkündür. Bu ilahi nuru/hakikati açığa çıkarmak reel politik/dünya şartları gibi teslimiyetçi ifadelere sığınmadan direnişe/harekete/mücadeleye geçmeyi gerekmektedir. Yazar, kitabın neredeyse her makalesinde bunun mümkünlüğünü haykırmaya çalışmaktadır. İlhami Güler de kitabını bu sebeple olacak ki  "Kendini "Tarihin Sonu" olarak bütün insanlığa dayatan zalimliğe/israfa (kapitalizm) ve dünyamızı esir almaya çalışan tağuta (ABD) dünyanın her yerinde direnen herkese..."  ithaf etmiştir.

Kitapta ithaf kısmının yanındaki sayfada içindekiler bölümüyle karşılaşıyoruz. Bu bölüme bir göz gezdirdiğimizde küresel mali krizden Davos’a, küresel ısınmadan Obama'ya, İktisattan Kürtlere kadar birçok meseleyi görüyoruz. Bu çeşitlilik bizi saldırının tek cepheden olmadığı ve direnişin bütün cephelerde olması gerektiğini sonucuna ulaştırıyor. 

Kitap esas itibariyle iki ana bölümden meydana gelmektedir; Küresel Direniş ve Yerel Direniş. Yazılış usulü olarak da bir konu merkezinde değil çeşitli konulara ilişkin makalelerden derlenmiştir. Kitaptaki eleştirileri üç ana unsur merkezinde yerleştirebiliriz: 1)küresel tiranlar ve onların sistemleri (emperyalizm, kapitalizm, Makyavelizm), 2)yerel iktidarlar (maddi, manevi) ve militarizm ve 3) dinin istismarı üzerinden kitleleri uyuşturan muhafazakârlık ve muhafazakârlar.  Kitabın eleştirilerinin bu üç başlığa yönelik kaleme alındığını görmekteyiz.

Kitap "Günümüzde Bir "Direniş Teolojisi"ne Duyulan İhtiyaç" makalesiyle başlıyor. Kitabın yazılış amacını da belki bu bölümde yer alan " Bugün ihtiyacımız olan şey, egemen iktidarlara yamanmış dogmatik teolojilerin(tuzu kuruların) ve dinsel kurumların ve söylemlerin arasındaki "diyalog" değil; Güney Afrika ve İsrail ırkçı rejimlerine karşı, ezilen Müslümanların ve Hristiyanların, Güney Afrika ve Lübnan'da ortaya koyduğu örnekliklerdeki gibi, Dünya Sosyal Konseyi örgütlenmelerinde olduğu gibi, dinler arası ve halklar arası "dayanışma" ve "direniş"tir."  cümleleri yeterince ifade etmektedir. Bu amaç konunun ana başlığıyla (Küresel Direniş) doğrudan bir ilişki kurmaktadır. Amaçta karşımıza çıkan ufuk, insanların üzerine peygamberi bir şahidlikle sorumlu tutulan ümmetin sahip olması gereken ufuktur. Bu ufka göre hareket edenler maalesef şu anda direnişçi kesimler değil saldırgan kesimlerdir. Diğer başlıklar da zaten çeşitli saldırılarının tespiti ve tahlilini içermektedir. “Direniş Teolojisine Duyulan İhtiyaç” makalesiyle başlayan bölüm “Müslümanlar İngiltere'de En Alttakiler: Peki Neden?” sorusunun sorulduğu başlıklı makaleden sonra eklere geçiyor.  Ashab-ı Kehf'te Direniş Felsefesi ve İşgal ve Tahakküm Durumunda İslam'ın "Kurtuluş/Direniş Teolojisine" Dönüşmesi başlıklarıyla sona eriyor. Eklerden ilki İhsan Eliaçık'ın yazdığı makale diğeri ise Hasan Hanefi'nin makalesinin çevirisidir. 

Kitabın birinci bölümündeki en etkili makale "İktisat İtikattır: Çağdaş Ekonominin Metafiziğine Giriş" başlığıyla kaleme alınan makaledir. Yazar, Müslümanların üzerinde konuşması/araştırması/vakit harcaması gereken "iktisat" konusu üzerinde önemli tespitlere yer veriyor ve alternatif üretmenin gerekliliğinden bahsediyor;

"ABD ve AB, Müslüman dünyanın halkını, siyasi elitlerini -hatta bir zamanların İslamcı entellektüellerini- "karı maksimize etmek" (güzel yemek-içmek)  için kolayca ayartabiliyor. Şiddetinin zuhurundan özünü gizleyen bu insanın "Hevasını ilahlaştırmasını"(25/43) önce görmek, daha sonra da ona direnmek ve alternatifini ortaya koymaya çalışmak zorundayız. Marifet (Müslümanlık), bu feleğin (liberal kapitalizm) çarkının dönmesine el vermek, destek olmak değildir; çomak sokmaktır."

Egemen olan veya dünyayı karanlığa boğan tiranlığın ne olduğu sorusuna cevap ararken kitaptaki tespitleri toplarsak şu sonuca ulaşmış oluyoruz: Egemen tiran/görüş=nefsi emmare. Bu sonucunda bizi götüreceği sonuç: "Nefsinin esiri olmuş insanın kurtulması doğru Rabb ile nefsini terbiye etmesidir." parolasıdır.

Kitabın ikinci bölümü, "Yerel Direniş" daha bizden, bu topraklara ait konulardan meydana geliyor. Atatürk'ten Atatürkçülüğe, Siyasetten Askere, Başörtüsünden Muhafazakârlığa kadar birçok meseleyle alakalı makalelerden oluşmaktadır. Bu bölüm de yazarın "Sayın Başbuğ, Sayın Başbakan, bir ilahiyatçı olarak sizi siyasette şirke davet ediyorum: günahınız boynuma gelin biraz siyasette müşrik olun, inanın halk da razı olacak, Allah da" ifadelerinin yer aldığı "Başbuğ ve Başbakan'ın Eleştiriye Kükreyişlerinin "Siyasi İlahiyat" Açısından Değerlendirilmesi" başlıklı makalesiyle başlıyor. Laiklik temelinde inşa edilen devletin ve siyasetin Atatürkçülük’ten de laikleştirilmesi gerektiği başlığıyla devam ediyor. Siyasetteki istismarlar, askeri bürokrasi, peçe ve çarşaf, adalet mi aşk mı, sekülerizm ve laiklik, birlikte yaşamanın formülü gibi çarpıcı başlıklarla devam eden bölüm "Türk Muhafazakârlarının Amerika Muhibliğinin Kültürel- Ahlaki Genelojisi" başlıklı makale ile sona eriyor.

Kitabın bu bölümünde eleştirilen merkezler oranlandığında karşımızda en büyük oranda Müslüman kesim çıkmaktadır. Yazar Türkiye'deki bürokrasinin, sistemin eleştirilmemesinin sebeplerinden en önemlisi olarak yerleşik bulunan "hikmetin sual olunmaz" düsturu olduğunu belirtiyor. Kitabın bu bölümü çok çarpıcı ve ciddi eleştirilmesi gereken değerlendirmelerin bulunduğu bölüm. Örneğin yazarın peçe ve çarşaf başlığı altında başörtüsü üzerindeki değerlendirmesini gösterebiliriz. Yazarın yerel direniş bölümündeki yaklaşımlarının/değerlendirmelerinin merkezinde neyin olduğu sorusu sorulmalı ve üzerinde düşünülmesi gerekir.

Bütüncül olarak kitapta zalime/zulme/tiranlığa karşı çıkmak ahlaki bir zemin üzerine oturmaktadır. Buradan hareketle direnişin bir ahlaki gereklilik olduğunu hatırdan çıkarmamamız gerekmektedir. Aynı zamanda kitabı okurken kullanılan dil ve üslup akıllara Ali Şeriati'yi getirmektedir. Kitabı okuduktan sonra keşke dediğim nokta; yazarın Hz. Hüseyin'den başlatabileceğimiz İslami direniş geleneğinden daha fazla beslenmemesiydi. Direniş teolojisinin en güçlü ayağını oluşturacak İslami direniş geleneğinin kitapta belirgin olarak yer almamasıydı.

Kitapta ele alınan konular üzerinde düşünülmesi gereken konulardır. Her kitabı okurken yapmamız gereken zihinsel/entelektüel/eleştirel okumanın konunun/direnişin önemi açısından bu kitabı okurken de yanımızda yer alması gerekmektedir.

Hayatımızın her alanında direnişi kuşanarak yaşamak dileğiyle...

Arka Kapak

Gözleri aydınlanmanın yarattığı neon ışıklarıyla kamaşmış olan insanlığın büyük bir bölümünün, ilahi "nuru" bir müddet daha göremeyeceği kanaatindeyim. Oysa gezegenimizi kurtaracak olan bu nurdur. Dahası, seküler kapitalist yaşam tarzının yarattığı fesadın sonuçlarının biraz daha canımızı yakması gerekiyor. Özgür irademizle, ahlaki olarak Tanrı'nın buyruğuna boyun eğmediğimiz için, nefsimizin (arzularımızın) yarattığı fesadın sonucunda "zorunlu" olarak boyun eğeceğiz gibi. Tabii, geç kalmamış olursak.

Paylaş:

Yorum Yaz

Yorumlar

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09