KÜLTÜR SANAT

Haberi Sosyal Medyada Paylaş ! 6.4.2015 11:09:50

İsmail Kılıçarslan ile “İslamcılık, Demokrasi, Gençlik ve Yeni Türkiye” üzerine röportaj

Bursa'da faaliyet gösteren Erdemli Gençlik grubunun yayın organı olan Erdemli Duruş Gazetesi, İsmail Kılıçarslan'la bir röportaj yaptı. İsmail Kılıçarslan ile “İslamcılık, Demokrasi, Gençlik ve Yeni Türkiye” üzerine röportaj

İslamî Analiz/Kültür-Sanat

Bursa'da faaliyet gösteren Erdemli Gençlik grubunun yayın organı olan Erdemli Duruş Gazetesi, İsmail Kılıçarslan'la bir röportaj yaptı. 

İşte o röportaj:

İsmail Kılıçarslan kimdir, geçmişte ne yaptı, şimdi ne yapıyor?

1976 yılında Ankara’da doğdum. Liseyi Ankara’da bitirdim. Marmara İlahiyat’ı kazanıp İstanbul’a geldim. Toplamda iki buçuk sınıf okudum ama altı sene ilahiyat çevresindeydim. İlahiyatla iyi anlaşamayıp ayrıldım. Sonra İletişim Fakültesini kazandım, altı sene de orada okudum ama onu da bitiremedim, çünkü 1999’da iş hayatına atıldım, Kanal 7′de çalışmaya başladım ve bunun bana en uygun iş olduğunu düşündüm. Sonrasında bu işi yapmak için bir üniversite bitirmenin çok da gerekli olmadığına kanaat ettim. Yani toplam on iki sene üniversite okuyup lise diploması olan bir adamım.

O dönemde ciddi anlamda okumalar yapıyor muydunuz? Okula gitmeyip kitap okuduğunuz zamanlar oldu mu?

Tabi! Ben kendimi bildim bileli yapmaktan bıkmadığım yegâne iştir. Sigara içmekten bile bıktım artık, ama kitap okumaktan bıkmıyorum. Şimdi bir şeylerin sermayesi varsa o zamanın birikimidir. İlahiyatın kantininde bir köşe, bir masa bulup kitap okurdum. Bahçede de masalar olurdu. Sigara yakarsınız, kitap okursunuz sonra arkadaşlarınızla konuşur gene kitap okursunuz, millet derse gider, siz kitap okumaya devam edersiniz.

Peki, gelecekteki planlarınız neler?

Yaşamayı başarmak, en azından hala nefes alıp vermeye devam etmek var planımda. Türkiye’de artık belgeselle, sinemayla, diziyle ilgili hayal kurulamayacağını anladım. Karşıma ne çıkarsa onu yapıyorum, işle ilgili bir hayalim kalmadı. Galiba şiir yazmaya devam ederim, ama bunun dışında geleceğe dair net bir planım yok. Ben zaten öyle yaşayabilen biri değilim. “Zuhurata tabi olmak” diyor eskiler. Ben tam zuhurata tabi bir adamım. Karşıma ne çıkarsa, neyi başarırsam…  Çünkü ben dünyada kapladığım yerin, yaptığım işle değil;  o işi yapma gayretimle ilgili olduğunu düşünüyorum. Karşıma ne çıkıyorsa çıksın… Ki mesela bir otobüs şoförünün bir şairden daha değersiz bir iş yaptığını nasıl söyleyebiliriz ki ya da bir köşe yazarının bir kasiyer kızdan daha kıymetli olduğu fikrine nereden ulaşıyoruz? Dolayısıyla yaptığın işi yapma biçimin ve o işi yaparken ki gayretin seni net şekilde insan yapıyor. Plan yapmak için hem çok geç hem çok erken. Hele uzun vadeli plan yapmak için… Bugün bunu yapıyorum, bugün bunu yaparken en iyi şekilde yapmalıyım. Burada en iyi iş kavramını açmak gerekiyor; modern anlamda bir en iyi işten bahsetmiyorum, fıtrata uygun “en iyi iş”i, elden gelen “en iyi iş”i yapabiliyorsak bugünün hakkını verdik demektir ve böylelikle evimize huzurla gidebiliyoruz. Yapamıyorsak geçmiş olsun. Onun için plansız bir adamım denilebilir.

DSCF8941İslam ve demokrasi kavramlarının yan yana durması bazı İslamcıları rahatsız ederken bazılarında bu durum bir rahatsızlık hali oluşturmuyor, hatta bu iki kelimeyi yan yana çok şık buldukları da söylenebilir. Bu bağlamda İslam ve demokrasi sizin kafanızda neye karşılık geliyor?

İslam beyazsa, demokrasi siyahtır, demokrasi beyazsa İslam siyahtır. Hiçbir zaman ‘hadi demokrasiden bahsedelim’ insanı olmadım. ‘Halk kime oy verecekse o iktidar olacak’, benim kafamda böyle bir sistem yok; benim kafamda bütünüyle vahye dayalı bir sistem var ve demokrasiden de nefret ediyorum normalde. Ama vahye dayalı sistemi hayata geçirirken de bu demokrasi oyununu oynayan adamlardan bana en yakın olan birine destek vermem gerekiyorsa veririm. Bu yüzden de bana en çok kim benziyorsa onu destekliyorum. Hatta bazen çok pasif, ne işime yarayacak, bana ne katkısı olacak dediğim şeyleri bile destekliyorum, katkısı olsun yeter. Daha fazlasını önemsemek bence Müslümanca bir tavır değil. Bir siyasi partiden daha fazlasını beklemek zekâmıza haksızlık. Buradan yürümez yani hayat.

İslamcılık bağlamında bizim kuşağı düşündüğünüzde nasıl bir gelecek canlanıyor gözünüzde? Yani gençlik İslamcılığın tam olarak neresinde ve bizim kuşak bu manada gelecek vaat ediyor mu? Sizin önerileriniz genel hatlarıyla nedir?

Ben, ‘ana akım İslamcılık’ aklının krizde olduğunu düşünüyorum. Yani, Türkiye üzerinden düşünelim; Türkiye’de Namık Kemal’le,  Mehmet Akif’le, Necip Fazıl’la, Sezai Karakoç’la, Nuri Pakdil’le ilerleyen ana akım İslamcılık aklı, 80′lerin sonundan beri ortaya hatırı sayılır yeni çözümlemeler, yeni metinler koyabilmiş değil. Genel bir problem olarak söyleyebilirim bunu. Ve bu durum Türkiye’deki İslamcılığı biraz köhne hala getiriyor. Ne demek bu? Şimdi Seyyid Kutup, Hasan el-Benna, Mevdudi ya da Necip Fazıl, Sezai Karakoç çok değerli insanlar ve görevlerini kendi zamanları içinde hakkıyla yerine getirmiş insanlar. Ali Şeriati kendi zamanının hakkını vermiş bir insan. Biz, yani kendini İslamcı olarak addeden insanlar bu zamanın hakkını yeteri kadar verebiliyor muyuz? Bunun Türkiye üzerinde iki sebebi var; birincisi, İslamcılık hep defansta olmuş, hiç hücum oynamayı düşünmemiştir. 2002′den beri “aralarında İslamcılarında bulunduğu bir  muhafazakâr parti” iktidar olunca Müslümanlar da hücuma geçtik zannettiler. Hâlbuki öyle bir şey yok. İslamcılık Türkiye’de hep %7′nin takip ettiği bir anlayıştı. Şimdi de % 7, dolayısıyla İslamcılık sokakta gerilla savaşı verirken artık kendine ait mevziler belirleyip balkon savaşı yapmaya başladı, kendi evine çekildi. Dolayısıyla ana akım İslamcılık aklının yeniden kendini gerçekleştirmesi gerekiyor.

Yeni İslamcılık söylemi gerekiyor. Mesela maden kazaları oluyor, yeni İslamcılar bu maden kazalarına, emek sömürü düzenine ne diyor? Daha basit şeyle ifade edeyim; hayvan haklarına, sosyal medyaya yeni İslamcılar ne diyor? Bunlara derli toplu cevap yok. Dolayısıyla size düşen değil bizim kuşağa düşen bir şey var! Size düşen bu literatürü takip edip sonra kendinize ait olan sözü söylemek. Çünkü ortada takip edeceğiniz güncel İslam literatürü yok. Asıl sorun bu bence. Birtakım fıkıhçı hocalar görüyoruz ve bu hocaların yönlendirdiği İslamcı gençler görüyoruz. Ama o hocalar yönlendiremez yani o hocalarla olmaz en azından. Çok iyi niyetli girişimler var. İslamcılık dediğin, düşünürler üzerinden ilerler. Bizim düşünürlerimiz nerede? Seksenlerin sonundan beri kayıp bir durum var. Dolayısıyla önce bizim kuşağa düşen bir şey var; İslamcılık idealini Türkiye’deki yeni duruma göre güncellemek, nediyeceğini, nasıl davranması gerektiğini biliyor olmak. Sonrasında size düşen şey olarak söyleyeceğim şu; sizin de İslamcıları zorlamanız lazım, bir beklenti oluşturmanız lazım. Örnek veriyorum; 2015′te yaşıyoruz, hocaların twitter’ı anlatmaları gerekiyor, yani twitter’ın da bir fıkhının olması gerekiyor. “Bir Müslüman kız, Müslüman bir erkeğe ‘DM’ attığında bunun hükmü nedir?”, hocalarımız bize ne diyor; “gerçek hayatta yapmadığını sanal ortamda da yapma!” Zaten burası sanal hayat, buranın başka kuralları var. Bunun fıkhını senin araştırıp bana anlatman lazım. Tıpkı abdesti, teyemmümü anlattığın basitlikte bana twitter’ı, metrobüsü anlatman lazım. Konferans fıkhını da anlatman lazım; “Bir konferans salonunda kızlarla erkeklerin yan yana oturmasının dini hükmü nedir hocam? Ya da mesela polisten kaçan eylemcilerin camiye sığınmasının hükmü nedir?” meselesini bana niye kimse dümdüz anlatmıyor. Çünkü ana akım İslamcılık aklı bütün bunları sorun olmaktan çıkarmıştır. Bir şekilde yaşayıp gidiyoruz, bundan da hepimiz memnunuz. Kendimiz birtakım yöntemler buluyoruz. E namaz da kılıyoruz zaten… Namaz bugün en önemli, en hayati dini eylem haline geldi. Dolayısıyla hepimiz kendimize mahsus sokakçıklar, caddecikler bulup İslamcılık bulvarını terk ediyoruz. Sizin üst kuşağı zorluyor olmanız lazım ki üst kuşak da buna dair çalışmalar yapsın. Benim umudum o dur ki, artık dünyayı çok iyi tanıyan, dünyanın gelişimini çok yakından takip eden İslamcılık ve yeni İslamcı gençler bu koridoru açacaklar. Size düşen vazife bu!

DSCF8970Genel kabul Ak Parti’nin muhafazakâr, İslamcı kesimin partisi olduğu yönünde. Buna bağlı olarak Müslümanlar rahat bir dönem geçirdiler, fakat bu rahatlamanın yönü sadece olumlu yönde midir sizce? Bir başka ifadeyle Müslümanlar muhalefette kalsalardı İslami değerler bazında daha iyi halde olur muydu?

Ben Müslümanların  her zaman muhalefette kalmasını savunan biri değilim. Ama Ak Parti, Müslümanların partisi mi, onu bilmiyorum.

Yok mu bir rahatlama? Bu rahatlamayı ben pozitif olarak değerlendiriyorum. 28 Şubat’ta yaşananlar… Artık başörtüsü serbest vs. Ben Ak Parti’ye şöyle bakıyorum; Ak Parti İslamcı bir parti değil. Kendi tanımlamalarıyla söylüyorum “muhafazakâr, demokrat bir parti”. Ben kendimi ne muhafazakâr ne de demokrat olarak tanımlıyorum. O halde Ak Parti ile kurduğum ilişkinin adı nedir? Bunun adını koyalım; menfaat ilişkisi. Ak Parti benim ne işime yarıyor; bir sürü işe yarıyor, bir sürü işe yaramıyor. Ben Ak Parti’yi destekliyorum -bunu bir Makyavelist gibi söylemiyorum- işime gelmediği yerlerde de eleştiriyorum, tepkimi ortaya koyuyorum. Bir Müslümanın Ak Parti’yle bundan daha derin bir ilişki kurmasını da doğru bulmuyorum. Sadece Ak Parti’yle değil bütün bir siyaset meselesiyle.

Müslümanın siyasetle ilgili tek derdi olur; “Benim ne işime yarıyor mu, bana alan açıyor mu, benim özgürlüklerimi garanti altına alıyor mu, yolumu yapıyor mu, hastanemi yapıyor mu?” Ak partiden ya da başka bir siyasi partiden daha fazlasını beklemek partiye haksızlıktır. Şöyle bir şey yok: “Ak Parti Filistin meselesini niye halletmiyor?” Çünkü Türkiye’de Filistin meselesinin hallolmasını isteyen İslamcıların oranı yüzde yedi, hani yüzde altmış olsa Filistin meselesi için somut adım atarız. Çok basit değil mi; sen ne yaptın, sen nasıl bir kitlesin? Sen nasıl bir kitleysen seni temsil eden siyasi parti de öyledir. Sen toplumda yüzde yedi iken toplumun yüzde ellisinin oyunu almış bir partinin İslamcı olmasını bekleyebilir misin? Bu bir yanılsama ve bu yanılsamaya hepimiz düştük. Benim Ak Parti’yi desteklemem için sebepler var, fakat desteklememem için de bir sürü sebep var. En basitinden “Kemal Kılıçdaroğlu iktidara gelmesin.”. Çok basit ve hayati bir sebep; Kılıçdaroğlu gelirse hepimizi süründürür. Ben o kâbusu yaşadım 28 Şubat’ta, bir daha yaşamamak için bile hayatımın sonuna kadar Ak Parti’ye oy verebilirim.

Peki, AK Parti muhafazakârlık ve demokratlığın hakkını verebiliyor mu?

Yüzde üzerinde değerlendirirsek tam olarak değil. Şunu söyleyebilirim; toplumdaki sivilleşme, vesayetten kurtulma adına AK Parti on iki-on üç yılda, doksan yılda yapılamayan işler başardı. Askeri vesayetle, İstanbul sermayesinin vesayetiyle uğraştı. Bir ‘Kürt açılımı’, ‘Roman açılımı’ yaptı, başörtüsüne serbestlik getirdi, şimdi ‘Alevi açılımı’ yapmaya çalışıyor. Yani elinden gelini yapmaya çalışıyor, yeterli mi elbette yeterli değil; çünkü zaten muhafazakârlık da demokrasi de yeterli değil.

DSCF8946Ebu Bekir’in ‘‘Beni kılıçlarınızla düzeltin’’ düsturundan hareketle, “bize benzeyen bu kardeşimizi’’ düzeltmek için hiç eleştirmeyecek miyiz?

Ben AK Parti’nin eksiklerini köşesinde en üst perdeden yazabilen bir adamım. Bunlar neticede bizim kardeşimiz. Kardeşime yapacağım uyarıyı yapıyorum. Bazen sert de yapıyorum. Ben, beklentiden bahsediyorum. ‘’AK Parti gelecek ve bizim kafamızdaki her şeyi bizim adımıza yapacak’’ düşüncesi AK Parti’ye yapabileceğimiz en büyük haksızlık. AK Parti’den de, Saadet Partisi’nden de, herhangi bir partiden de böyle bir şey bekleyemeyiz. “Sen kimsin, bu dünyadaki varoluş nedenin ne, varoluş nedenine uygun hareketleri hayata geçirebiliyor musun?” Vahyin beklediği şey budur bizden. Reel politikayla Müslümanların kurduğu ilişkiyi sağlıklı bulmuyorum. Niye bu kadar çok şey bekliyoruz? Biz ne yapıyoruz da ne bekliyoruz. Hüküm açık değil mi? “Siz hakkınızdaki hükmü değiştirene kadar Allah da sizin hakkınızdaki hükmü değiştirici değildir.”

Bu reel politik düzlemde, ‘araç’ olan partileri ‘amaç’ haline dönüştürüp fanatikleşen tebaası hakkında ne düşünüyorsunuz?

Allah ıslah etsin demek lazım, ben başka bir şey diyemem. Nerede Efendimiz, nerede siyasi bir partinin lideri. Öyle bir şey yok. Peygamberlerin bile  küçük hataları var. Yaptığı her şeyi doğru bulmak ne kadar yanlışsa, yaptığı her şeyi bir şekilde yanlış bulmakta o kadar yanlış. Bizim ölçütlerimiz vardır, o ölçütlere uyacağız; iyi yaptığına iyi, kötü yaptığına da kötü diyeceğiz. İyisi artsın, kötüsü de azalsın diye uğraşacağız. Bu fanatikleşen kesim sadece AK Parti’ye ya da Erdoğan’a değil ki. Siz Türkiye’de hangi şeyh efendinin, hangi cemaat liderinin herhangi bir hata yaptığını gördünüz şu ana kadar. Fanatiklik, kesin inançlılık modern zamanların laneti. İman başka, kesin inançlılık başka bir şey.

Şimdilerin tabiriyle, yeni Türkiye’de 28 Şubat’ta yaşanan zor günlerin yerine verili özgürlüklerin hayatımıza tek tek yerleşmesiyle beraber Müslümanlar seküler, liberal bir hayat tarzı benimsediler. Örneğin sizler 28 Şubat sürecinde Müslüman kardeşlerimizin salt eylem sorunlarıyla ilgilenirken, şu an bizler cinsel sapkınlıkları da dâhil, ahlaki problemleriyle ilgilenmek zorunda kalıyoruz. ‘Emr-i bilma’rufnehy-i ani’l-münker’ çerçevesinde düşündüğümüzde; “bu özgürlükler niteliksel anlamda bir kazanım mıdır” sorusu aklımıza gelmiyor değil. Siz bu konuda neler söylersiniz?

Birbiriyle ilgisiz olarak değerlendiriyorum ki şöyle; 28 Şubat Müslümanlar açısından sert bir dönemdi ve acilen halledilmesi gereken sorunlarımız vardı. Ama bu sorunlar teker teker çözülünce, bizim zaten öteden beri potansiyel olarak taşıdığımız fakat  fırsatını bulup ortaya çıkarmakta zorlandığımız birtakım sorunlarımız da teker teker gün yüzüne çıktı. Ne demek bu? Eskiden de bizim  çok zengin abilerimizin hanımları, kızları zenginlere mahsus bazı yanlışlar yapardı. Ama bu yanlışların duyulması tamamen ayıptı, şimdi ayıp değil. Bu yanlışlığın içinde dergi çıkarıyorlar. Bunu görünür alana taşıyorlar, niye? Çünkü verili özgürlüğün yan etkisi. Dolayısıyla birbirinden bağımsızdır. Tabi ki verili özgürlüklerimize sonuna kadar sahip çıkacağız. Başörtüsü, dini eğitim, iktisadi özgürlüğümüze sonuna kadar sahip çıkacağız. Bunları ortaya çıkaran şey AK Parti’nin kendisi değil, olayların seyri. AK Parti temel sorunlarımızı hallettikçe başka sorunlar çıktı. Yan etkileri bizatihi AK Parti’nin ortaya çıkardığı etkiler olarak değerlendirmenin  haksızlık olduğunu ve  AK Parti’yi gereğinden fazla önemsemek olduğunu düşünüyorum. Ama AK Parti’ye bağlı sorunlar var diyelim. Biz sürekli siyaset kurumu üzerinden kendimizi temizlemeye çalışıyoruz. Oysa bizim temizlememiz gereken şey bizatihi siyaset kurumu. O yüzden siyaset üzerine kafa yormak, siyaseti önemsemek yerine  sosyolojik olandan ilerlemek lazım. Ne yapıyorum ben, kişinin zihnine girebiliyorum, kendim için ne yapıyorum, neyi değiştirebiliyorum, ne biriktiriyorum kendime. Oyun senin değil, oyunu oynayanlar senin sadece. Oyunu oynayanların  nasıl davrandığı üzerinden biz bir dünya tasavvuru olduğundan ilerlersek çok yanlış yaparız. Bizim ayrıca bir dünya tasavvurumuz olsun, onlar da kumda oynayadursunlar. Ana akım İslamcılık aklı derken de tam bundan bahsediyorum. Senin kendine mahsus bir oyunun var mı, bir dünya vizyonun?

DSCF8961Türkiye’de var olan cemaat ve tarikatların yerini yavaş yavaş STK’lar aldı. Yani iktidara karşı sivil itaatsizlik artık STK’ların elinde. STK’lar  sivil kalıp bir emniyet sibobu işlevi görürlerse daha mı iyi olur, yoksa iktidar ile birlikte mi hareket etmeliler? Sizce STK’lar iktidar ile ilişkilerini nasıl belirlemeliler?

Ben, ‘cemaat ve tarikatların yeri’ derken modern cemaat ve tarikatları kastediyorum, geleneksel tarikatları kastetmiyorum. Geleneksel tarikatların STK’laşmasına karşıyım. Modern cemaat ve tarikatlara ise kökten karşıyım. STK’ların varlığını çok daha anlamlı buluyorum. STK’ların iktidarla olan ilişkisine gelince; karşılıklı beklentiyi doğru belirlemek lazım. Mesela iktidarın imkânıyla Afrika’ya daha hızlı ulaşan bir STK’yı niçin önemsemeyeyim ya da iktidarın yaptığı bir takım yasal düzenlemelerle diyelim çocuklara, üniversite öğrencilerine yurt açan STK’ları iktidarla iyi ilişki kurdu diye niçin eleştireyim? Müslümanların STK yapılanmasını sağlıklı buluyorum ancak bu STK’ları tıpkı birer cemaatmiş gibi örgütlemeyi yanlış buluyorum. İktidara bağımlılık ya da iktidar karşıtlığına bağımlılık, o yapıyı STK olmaktan çıkarır.

Nebevi çizgide ‘dert felsefesi’ önemli bir yere sahiptir. Onların mücadelesine baktığımızda şunu diyebiliriz ki; ‘insan eşittir derdi’. Sizin uykularınızı kaçıran en büyük derdiniz nedir?

Bu da zor soru. Şu ara  kafama taktığım mesele burnumuzun dibine kadar gelmiş mezhep çatışmasıdır. SünnilerleŞiilerin, Vahhabilerle Şiilerin birbirlerini öldürdükleri bir dünyaya doğru tehlikeli bir ilerleyiş var. Bunu ortadan kaldırmak için dünya Müslümanlarının hızlı adımlar atması gerekiyor. Ümmet olamayacağız başka türlü.

Şair olan duygusal tarafınızla düşünür tarafınızı nasıl dengeliyorsunuz, dengelemeye çalıştınız mı ya da…?

Birbirini beslediği durumlar da oluyor, engellediği durumlar da. Mesela bir şiir birikirken yarınki köşe yazısı aklınıza geliyor ya da köşe yazısı yazarken parmaklarınız şiire gidiyor, birbirlerini çok besledikleri anlar da oluyor. Dengelemek için özel bir şey yapmıyorum. Çünkü şiir de, düşünce de kendine has olarak ilerleyen şeyler, kendine mahsus dengeleri yok, ikisi de dengesiz şeyler.

Röportajımıza armağan olarak “İşte bunlar hep şiir!” diyebileceğiniz bir şey var mı?

“Bunlar hep şiir”i bıraktım; çünkü onu gerçekten şiir zannedenler oldu. Açıklama yapmak zorunda kalmaktan bıktım. Ama tabi beş tane genç kızın bir şeyin peşine düşerek buralara gelmesi şiir gerçekten.

Paylaş:

Yorum Yaz

Yorumlar

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09