KÜLTÜR SANAT

Haberi Sosyal Medyada Paylaş ! 28.4.2016 14:37:10

İslami Hareketlerin Takva Sorunu (Kitap Tanıtımı)

Nur Demet Damar, İslami Analiz okuyucuları için "İslami Hareketlerin Takva Sorunu" kitabını tanıttı.  İslami Hareketlerin Takva Sorunu (Kitap Tanıtımı)

İslami Analiz/Kitap Tanıtımı
 
Yazar Mehmet Göktaş, 1952 yılında Kayseri’de doğmuştur. Ortaöğrenimini orada gördükten sonra 1978 yılında Erzurum İslami İlimler Fakültesi’nden mezun olmuştur. On yıldan fazla çeşitli ilçelerde müftülük yapmasının ardından görevinden ayrılmıştır. Çalışmalarını serbest olarak sürdürmektedir. Haftalık Doğru Haber Gazetesi ve aylık İnzar Dergisinde yazmaktadır. Aynı zamanda Doğru Haber Gazetesi Genel Yayın yönetmenidir. Dört çocuk babasıdır. Yazarın yayınlanmış başka çalışmaları da mevcuttur. 
 
Kitap bir önsözle başlayıp İslami Hareketin ne olduğuna dair birtakım açıklamalarla devam etmektedir. Sonrasında Takva kavramı irdelenmiş ve bu kavram İslami hareket bağlamında değerlendirilmiştir. Devam eden kısımlarda ise ana hatlarıyla İslami hareket içerisinde amellerin önemine değinilmiştir ve ameli boyutta nelere dikkat edilmesi, Müslüman’ın nasıl olması gerektiği genel bir bakışla aktarılmıştır. Kitap herkesin anlayacağı bir dilde yalın ve net bir şekilde yazılmıştır. Konular ise esasen hepimizin düşündüğü fakat çoğu zaman gündemde tutmadığı şeylerdir. Bu bağlamda kitap bu gibi şeyleri bir hatırlatıcı ve gündeme getirici niteliktedir. 
 
“İslami hareket denildiğinde programla birlikte kesinlikle nihai bir hedefin olması gerekir. Sadece İslami Hareketin değil, sıradan en basit hareketlerin dahi mutlaka bir hedefinin bulunması gerektiğini hepimiz kabul ederiz. Ve bu hedefin nihayetinde iktidar, hâkimiyet bulunmalıdır. Daha açıkçası İslami Hareketin devlet olma talebinin bulunması gerekir.” Dedikten sonra bünyesinde bu kaygıyı gütmeyen yapılara İslami Hareket demenin mümkün olmadığını belirtmiştir. İslami bir hareketin temel mantığı esasında İslam’ı etkili oldukları topluma yaymak ve bu anlamda İslam’ın hâkimiyetini sağlamaktır. Bunu göz önünde bulundurduğumuzda da takvanın bu hareketin bünyesinde bulunmasının ne kadar mühim olduğu apaçık ortadadır. Takva denilince de “Takva sevap-günah, helal-haram konusunda derin bir hassasiyet gerektirir.” bu noktaya dikkat çekmek gerekir. Bu hassasiyete de gerçekten dert edinen ve düşünen insanların önem verdiği aşikârdır. İçerisinde ihlâs ve takva ile davranmayan bir hareket de yok olmaya mahkûmdur.
 
 İslami hareketlerin takva sorunu dediğimizde bu sorunu ortaya çıkaran nedir? Şunu söylemek gerekir ki, kendisini İslami Hareket olarak nitelendiren yapıların temelinde takva noksanlığı ciddi manada etkilidir. İçeride bunu dert edinen ve çabalayanlar elbette ki vardır fakat bakıldığında çoğunluğunu sadece fikirsel anlamda bu yapılarda bulunan şahıslar oluşturmaktadır. Böyle olunca da ya etki alanı daralmakta ya da İslami Hareket zamanla başka bir şeye dönüşüp yok olmaktadır. Hatta çoğu zaman insanların kendilerini ve vicdanlarını tatmin ettikleri uğrak yerlerine dönmektedir. Böyle olunca da halk bazında bir değişim gerçekleştirmek oldukça zor olmakta ve imkânsızlaşmaktadır. Bunun temel sebebi ise genel manada Müslümanların İslami Harekete hizmet ederken bile esasen kendi nefislerine hizmet etmesidir. Allah rızasını gütme ne yazık ki gerçekten ihlâslı ve takvalı olmayanlar dışındakilerde eksiktir. Bunu çoğumuz kabullenmek istemeyiz. Bu davaya çoluğumuzla çocuğumuzla baş koyduk gibi afili cümlelerle aksini iddia ederiz. Kalplerimize baktığımızda da bir şeylerin sinsice bize gülümsediğini görebiliriz. Çünkü gündüzleri meydanlarda gösterdiğimiz heyecanı geceleri köşemizde sindirip içselleştirmeyiz. Gündüz şehadet uykusu için slogan atarken geceleri gaflet uykusuna yatarız. Çünkü kolay olan meydanlardır zor olan ise nefsin arzularından sıyrılabilmektir. Bunu yapmadığımızda da İslami hareketin gönülleri etki altına alması imkânsız bir hale gelir. Çünkü İslam kuşatıcı olduğu için insanın her anını kuşatmak durumundadır fakat bizler bunu ne yazık ki eksik anlayıp İslam’ı meydanlarda yaşamaya çalışırız. Bilhassa kişinin evinde, odasında, zihninde ve kalbinde yerleşmemiş bir İslami farkındalık boşa yapılan amel gibidir. En doğrusunu Allah bilir ve bizim yapmamız gereken İslami Hareket içerisinde ihlâsı ve takvayı önceliğimiz olarak görmektir.
 
 Hepimiz bir şeyler yaparız. Bu dava için birtakım şeylerin içindeyizdir. Fakat bütün yaptıklarımız anın içine hapsolur gider. Kuşatıcı, etkileyici ve kalıcı olmaz. Bunun sebebi de bizzat kendi içimizde sözümüzün tesirinin olmamasıdır. Söylediğimiz şeyi kendimiz yapmayız ki insanlardan yapmalarını bekleyelim. Bununla ilgili Ebu Hanife’den bir menkıbe anlatılır: Bal yemekten yaralar içerisinde kalan bir çocuk babasıyla Ebu Hanife’ye gelir ve ondan nasihat ister. O da 40 gün sonra gelmelerini talep eder. 40 gün sonra gelirler. İmam “Bal yeme.” Der. Bunu 40 gün önce de söyleyebileceğini neden bu kadar zaman sonra söylediğini sorarlar. O da 40 gün önce kendisinin de bal yediğini söyler. Bunun gibidir. Sözümüzün tesir etmesi için esas olan kendimizin yaşamasıdır. Kitap bu konuyla ilgili şöyle bir hadiseden bahsetmektedir: 
 
“Hudeybiye andlaşmasının sonuna gelinmiş, antlaşmanın maddeleri taraflarca imzalanmıştı. Başta Hz. Ömer olmak üzere orada bulunan sahabilerin büyük bir bölümü bu antlaşmayı hiç de içlerine sindirememişler, bu konudaki hoşnutsuzluklarını açıkça dile getirmişlerdi. Her şeyden önemlisi, umre yapamadan geri döneceklerdi Medine'ye. Hâlbuki kesin umre yapabilme ümidiyle yola çıkmışlardı. Her şey bitmişti, yapılacak bir şey kalmamıştı, şimdi Medine'ye geri dönülecekti. Fakat beraberlerinde getirdikleri kurbanlıklar vardı, umre yapılamamış olsa da onların kesilmesi gerekiyordu ve ardından da saçlar tıraş edilmeliydi. Allah'ın Rasûlü (s.a.v) ashabına buyurdu ki: "Kurbanlarınızı kesin, saçlarınızı tıraş edin!" Hiç kimse duymamıştı, dönüp bakmıyordu bile.  Evet, bir yanlışlık yoktu, hiç kimse oralı değildi,  Aynı emri üç defa tekrarladı. Fakat bir tek kişi yerinden kıpırdamamış, bakışıp duruyorlardı. Çok üzülmüştü buna. Olacak şey değildi. Çünkü ashabı kendisine ilk defa böyle toptan itaatsizlik ediyor, emrini yerine getirmiyordu. Beraberinde sefere çıkardığı eşlerinden Ümmü Seleme validemizin yanına geldi. Biliyor musun, ümmetim ilk defa bana itaat etmedi, hem de toplu olarak, dedi. Ümmü Seleme validemiz: "Ey Allah'ın Rasûlü! Onların şu anda içinde bulunduğu durumu biliyorsun.  Onları bağışla, sen şimdi onlara hiçbir şey söyleme. Haydi kendin kurbanını kes, başını tıraş ettir, başka bir şey yapma." Aynen öyle yaptı Allah'ın Rasûlü (s.a.v),  hiç kimseye bir şey söylemeden kurbanını kesti ve saçını tıraş ettirdi. Allah Allah, o da neyin nesi? Onu gören bütün sahabiler derhal yerlerinden kalkıp fırladılar ve kurbanlarını kesmeye başladılar. Hatta birbirlerini çiğnercesine hücum ettiler kurbanlarını kesmeye, ardından da saçlarını tıraş ettiler." Evet, sözümüzün tükendiği, sözümüzün etkisini yitirdiği yerde, lafımızın yalama yaptığı yerde insanlardan yapmalarını istediğimiz ne varsa önce kendimiz yapmalıyız. Ardından onların da yaptığını göreceğiz.” Bu sebeple, Allah peygamberleri, bizzat örnek teşkil etmesi için, insanlığa armağan etmiştir. Her ne olursa olsun bir insan hissediyorsa ve yaşıyorsa, insanların kalbine giden de odur. Sözler her ne söylerse söylesin, insanın kalbinin bir aynası olan gözler her daim kendi içimizdeki hakikati yansıtır. Ne kadar çabalasak da kendimiz yaşamadığımız zaman karşıdaki insan bunun sinyalini alacaktır. Bu kaçınılmazdır.
 
Son olarak, Allah’tan İslam davası için canını ortaya koyan yiğitler, öncüler gibi olabilmeyi ümit etmek gerekir. Her Müslüman’ın idealinde bu olmalıdır. Bir İslami Hareketteki her bireyin bir şehit, bir şahit gibi olmaya çalıştığını düşünün. Böyle olduğunda Allah’ın çabaları zayi etmeyeceğinden biliriz ki tevfik, biiznillah, nasib olacaktır.
 
Nur Demet Damar
 

Yorum Yaz

Yorumlar

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09