KÜLTÜR SANAT

Haberi Sosyal Medyada Paylaş ! 30.4.2015 09:40:40

Hüseyin Akın: Nuri Pakdil’e güzellik katan piyasaya ayarlı insan kalabalığı değil; gece, Kudüs ve yalnızlıktı

Milli Gazete yazarı edebiyatçı Hüseyin Akın, suskunluğuyla onur aşılayanlardan biri olarak gördüğü Nuri Pakdil’in “halka arz edilmesi”ni eleştirdiği bugünkü yazısında, “Onu törenlerimize çağırmak, gevezeliklerimize ortak etmek yerine keşke çağrısına kulak verseydik” ifadelerini kullandı. Hüseyin Akın: Nuri Pakdil’e güzellik katan piyasaya ayarlı insan kalabalığı değil; gece, Kudüs ve yalnızlıktı

İslamî Analiz/Haber Merkezi

Milli Gazete yazarı edebiyatçı Hüseyin Akın, suskunluğuyla onur aşılayanlardan biri olarak gördüğü Nuri Pakdil’in “halka arz edilmesi”ni eleştirdiği bugünkü yazısında, “Onu törenlerimize çağırmak, gevezeliklerimize ortak etmek yerine keşke çağrısına kulak verseydik” ifadelerini kullandı.

Yazının tamamı şu şekilde:

Bu fakirin ömrü on yıllardır yazarların fikir izlerini takip etmekle geçti. Okuduğum yazarların kimisinin altını kimisinin ise üstünü çizdim.

Altını çizdiklerim yüreğimde derin izler bırakanlardı. Sezai Karakoç, İsmet Özel, Cahit Zarifoğlu, Nuri Pakdil, Cemil Meriç, Nurettin Topçu, Mustafa Kutlu, Rasim Özdenören bu isimlerin yerli olanlarından sadece bir kaçıydı.

Üstünü çizdiklerim ise bir süre okuduktan sonra ‘üstü kalsın’ dediklerimdi. Bu isimleri ne yazık ki sayamayacağım, çünkü hem sayılmayacak kadar çoklar hem de hafızamda kalmayacak denli yoklar.

Altını çizdiğim yazarlar arasında Nuri Pakdil apayrı bir yere sahipti.

Birincisi, çok az konuşuyordu ve bu yüzden söyledikleri yüreğe intikal edip akılda kalıyordu. İkincisi, kalabalıklara itibar etmediği için başı da kalabalık değildi.

Bu yüzden onu aradığımızda kitaplarında buluyorduk.

Sükût suretinde görünüyor ve sessizliğin tülünü aralayarak ona ulaşıyorduk.

Ses de suret de insana dair sözün büyüsünü alıp götürüyormuş meğer. Kitaplarda yürüyüşümüze eşlik edip hayatın sarp yokuşlarını çıkmakta bize refakat eden adamları karşımızda gördüğümüzde güvendiğimiz kitap dağlarına karlar yağıyor.

Zaman aralığından Pakdil Usta’nın çağrısı yankılanıyor birden: “ Nerelerdeler kitaplardaki yiğit insanlar? İşkencelere direnenler yiğittirler kuşkusuz, ama suskunluklarıyla bir onur aşılayanlar da yiğittirler” (Biat II- s.203)

Suskunluğuyla bir onur aşılayanlardan biri Sezai Karakoç ise diğeri Nuri Pakdil’dir.

En azından dünden bugüne biz böyle bildik bunu. Üstadın sessizliğinden çok anlamlar devşirdik.

Ekranlara çıkmadan, meydanlara inmeden de bir insan yaşadığı çağa karşı tanıklığını dile getirebilir. Hem de yüreğinden hiçbir şeyi yere düşürmeksizin yapar bunu. Bu sebepten biz onda ay ışığı aydınlığı bir ‘derviş hüneri’ görmüştük.

Kelimelerin ve nesnelerin halka açılma furyasına koşarak katıldığı bir ortamda insanlık denilen cümlenin en seçkin sözcükleri de bundan nasibini aldı.

Nuri Pakdil Usta da halka arz edildi. Politika ve edebiyat kimi zaman Nuri Pakdil’in koluna birlikte girerek ona “devrimci selamı” verdirdiler.

İlgili ilgisiz her programda Pakdil Usta’yı görmeye başladık. Daha önce görmediğimiz kadar gördük, duymadığımız kadar duyduk onu.

Hem artık “7 Güzel Adam” filmi sayesinde genç kuşaklar nezdinde de bir yeri vardı üstadın. Ayak bastığı yerde hiçbir edebiyat programında rastlamadığımız kitlesel kalabalıklar oluşuyordu. Oysa ona güzellik katan kalabalıklar değil gece, Kudüs ve yalnızlıktı. Bu piyasaya ayarlı insan kalabalığından ne Kudüs’ü görmek mümkündü ne geceyi ne de onun yanına kimseyi almayan yalnızlığını.

Suskunluğu bir tahta kıymık gibi tırnaklarının arasında taşıyıp giderken ve “yeryüzünün en melodik dili sükûnettir” fikrini ruhumuza işlerken birden kalabalıklar içerisinde bulduk Nuri Pakdil’i.

Ne yalan söyleyeyim, konuşması susması kadar derinlikli gelmedi bana.

Onu törenlerimize çağırmak, gevezeliklerimize ortak etmek yerine keşke çağrısına kulak verseydik.

 Onu gürültüye çekmek yerine biz ona yani sükûnete gidip, klâs duruşa geçseydik.

Öyle zannediyorum ki Nuri Pakdil’i benim gibi konuşmalarıyla değil sükûtuyla hatırlamak isteyecek daha nice insan vardır.

Ömrünü gürültü ve görüntü medeniyetiyle mücadeleye adamış devrimci bir yüreği görüntü ve gürültünün kucağına doğru çekmek onu anlamamanın eylem haline gelmiş şekli olsa gerektir. Anlamak insanda anladığı şeyi yaşatıp yeşertir. Anlamamak ise bir ağacın kökünü kurutup dallarını ve yapraklarını korumaya almaktır.

Bir şairin susması büyük konuşmaya hazırlık içindir. Geriye doğru değil, ileriye doğru susar sustuğu vakit. Zor zamanlar için sessizliğini biriktirir. Hepimizin yerine dua kıvamında yalvarır sessizliğe:

“Gözünü sevdiğim “sükûnet”! Hayalinle olsan da razıyım; bırakma insanoğlunu gürültünün yıkımlarında, umarsız.”

Paylaş:

Yorum Yaz

Yorumlar

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09