KÜLTÜR SANAT

Haberi Sosyal Medyada Paylaş ! 28.2.2017 12:10:33

Göçebe Kimlik - Gilad Atzmon (Kitap Tanıtımı)

Göçebe Kimlik - Gilad Atzmon (Kitap Tanıtımı) Göçebe Kimlik - Gilad Atzmon (Kitap Tanıtımı)

İslami Analiz/Kitap Tanıtımı

Göçebe Kimlik - Gilad ATZMON
 
Göçebe Kimlik, kendini “İbranice konuşan bir Filistinli” ve aynı zamanda “onurlu, kendinden nefret eden bir Yahudi” olarak tanımlayan Gilad Atzmond tarafından kaleme alınmış. Aztmond, Yahudi ideolojisini, Yahudi kimlik siyasetini ve Yahudi siyaset söylemini ele alıyor ve birçok Yahudi siyasetçi, filozof, akademisyen ve tarihçiden alıntılarla Siyonizme dair çarpıcı tespitlerde ve analizlerde bulunuyor.  Ayrıca Yahudi kimlik siyasetine dair yapılan söylem, strateji ve uygulamaları da eleştiriyor.
 
Yazar, öncelikle Yahudileri üç kategoriye ayırıyor; birinci kategori “bir din olarak Yahudiliği takip edenler”, ikinci kategori “kendilerini Yahudi bir kökenden gelen insanlar olarak görenler”, üçüncü ve problemli kategori ise “diğer bütün özelliklerinin üstüne ve üzerine ‘Yahudi olmaklık'larını koyanlar.” 
 
Atzmond, “Yahudi olmaklık”ı açıklarken Şaron’un kabine bakanı Lapid’in şu sözüne yer veriyor: “Yahudi olmak herhangi bir yasal ya da ahlaki kural tanımayan, derin bir bağlılıktır.”  Siyonizmi üçüncü kategori mensuplarının dayanışmasından beslenen küresel bir ağ olarak niteleyen Atzmond, onun yok edilemeyen bir ruh olduğunu ancak tüm bunlara rağmen ipliğinin pazara dökülmesi gerektiğini savunuyor.
 
Yazar, Siyonizm’in marjinal siyasetini incelerken felsefesini, çelişkilerini ve stratejilerini ortaya koyuyor. “…marjinal siyasetçiye göre benzeşme (asimilasyon), özgürlük, bütünleşme(entegrasyon) ve hatta kurtuluş ölüm tehdididir. Bir kez benzeşmiş ve bütünleşmiş oldu mu kıyı(marj) ciddi bir kimlik kriziyle karşı karşıya kalır.” Yazar, Siyonizm’in tarihin her safhasında farklı bir “öteki” ile kendini tanımladığını, ne olduğundan çok ne olmadığıyla ilgilendiğini söylüyor. Bu konuda, Yahudi siyasi söyleminin merkezini oluşturan olumsuzlama diyalektiğine ilişkin şu tespitleri yapıyor; “Onun siyasi kimliği, kendisinin ne olduğundan daha çok ne olmadığı üzerinden tanımlanır. …ilk bakışta olumsuzlama ile tanımlanmış olmakta yanlış bir şey yokmuş gibi görünmektedir. Amma ve lakin olumsuzlama kavramına daha derin eleştirel bir bakış, bu özgürleşmiş diyalektik biçiminin bazı yıkıcı yönlerini ortaya çıkaracaktır. …Filistinliler ve Iraklılar olumsuzlama siyasetinin benzer bahanelerle aldatıcı bir haklılık imajı veren siyasetin kurbanları olarak ağır bedel ödemektedirler. Ama bedel ödeyenler sadece Filistinliler ve Iraklılar değildir.”  Atzmond, “olumsuzlama diyalektiği” ile “nefret siyaseti” arasındaki mesafenin oldukça kısa olduğunu vurguluyor: “Eğer kim olduğunu bilmiyorsan, hemen kendine bir düşman bul. Diğer bir deyişle, bana kimden nefret ettiğini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.”
 
“Bizi kendimiz üzerinden tanımlamaktan ziyade nefret ettiğimizi farz ettiğimiz kimseler üzerinden tanımlayan siyasetçilerimize alışmış durumdayız; bu bir zamanlar ‘Nazi’ydi sonra ‘komünistler’ oldu, daha sonra ‘Kötülük Ekseni’ydi ve şimdi de ‘İslamofaşistler’dir. Bu liste pek tabii değişime açıktır.” 
 
Yazar Siyonizm hakkında birçok tanımda bulunuyor ancak temelde Yahudilerin yok olmasını engellemek için var olduğunu ve bu temelden hareketle siyonizmin hedefini şöyle açıklıyor: “Siyonizm’in hedefi, bir dünya jandarma gücü ve Yahudi çıkarlarının bir savunucusu olarak ‘İngilizce konuşan’ imparatorluk ile birlikte yeni bir ‘dünya düzeni’ kurmaktır.”
 
Atzmond, ilk dönem Siyonistlerin; milliyetçilik, marksizm, erken dönem romantizmi, darwinizm ve yaşam felsefesi gibi 19. yüzyıl ideolojilerden esinlenerek “Yahudi ve toprağı” arasındaki bağın kurulmasını salık verdiklerini belirtiyor. 
 
Sabra Yahudi, Yerleşimci Yahudi ve Diaspora Yahudisi arasındaki farka da ayrıca değinen Aztmond, Siyonist söylemlere en çok bağlı olanların Diaspora Yahudileri olduğunu gerekçeleriyle anlatıyor.
 
Yazar, Siyonizm’in söylemlerini desteklemek amacıyla üretmiş olduğu “Anti-Semitizm”, “Soykırım”, ”Sürgün”, “Kitab-ı Mukaddes”, “Yahudi Tarihi” gibi birçok imgeyi çürüten delillerini okuyucuya sunuyor.
 
“Yahudi halkı adına Filistin’in biteviye talan edilmesi; Kitab-ı Mukaddes, Siyonist ideoloji ve (denizaşırı destekçileriyle beraber) İsrail devleti arasındaki manevi ideolojik, kültürel ve uygulamalı sürekliliğin bir parçasıdır. Her ikisi de başarılı siyasi sistemler olan İsrail ve Siyonizm, Yahudi kutsal metinlerinde İbrani tanrısı tarafından söz verilmiş yağmayı kurumsallaştırmışlardır. Fakat bu süreklilik, salt hırsızlıktan daha da öteye gitmektedir: “Nefes alan hiçbir canlıyı sağ bırakmayın. Tamamen yok edin… Tıpkı Rabbin size emrettiği gibi… “(Tesniye 20:16)”
 
Yazarın özellikle soykırım hakkında söyledikleri pek çok kişiyi sarsacak türden: “Çağdaş Yahudi itikadının çekirdek inancı olan soykırımın tarihsel bir anlatı olmadığını anlamam yıllarımı aldı, çünkü tarihsel anlatılar siyasetçilerin ve kanunun korumasına ihtiyaç duymaz.” “ …Soykırımı inkâr kanunlarının hangi amaca hizmet ettiğini de sormalıyız. Soykırım dini neyin üstünü örtmek için bulunmaktadır? Bu soruları sormada başarısız olduğumuz sürece, Siyonist lobilere ve onların komplolarına maruz kalacağız.”
 
Atzmond, kitabında Siyonizm’i, Kolektif Yahudi ruhunu koruyan şeyin “korku” olduğunu söylüyor ve Siyonizm’in ruh halini Travma Öncesi Stres Sendromu (Pre-TSS) olarak adlandırıyor; “…Filistinliler ne kadar umutsuz ve savunmasız düşerse, İsrailliler o kadar zalimleşir. Dahası İsrailliler ne kadar zalimleşirse o kadar terörden korkar hale gelirler. Gerçekte, İsrailliler kendi zalimliklerinin korkusunu yaşarlar. En çok korkutan, kendi zalimliklerinin korkusunu yaşarlar. En çok korkutan kendi içindeki terördür. Yakın zamanda dokuz barış aktivistinin açık denizde İsrail donanmasına ait özel birlik komandoları tarafından soğukkanlılıkla katledilmesi, bu ölümcül dinamiğin şoke edici bir teşhiriydi. Bu hayretengiz saldırıyı kamçılayan şey, hayali bir terör tehdidiydi(Pre-TSS). İsrailli komandoların zalimliğini arttıran şey, Gazze yardım filosunun masum şeffaflığıydı.”
 
Siyonizm’in, dünya siyasetini, düşünce kuruluşlarını, ekonomiyi ve medya pazarını hayatta kalmak için yönettiği hususu da yazarın değindiği noktalardan biri. Yazar, Yahudi siyasi nevrozunun farklı yönlerini gözler önüne serse de bir soruyu cevaplamakta başarısız olduğunu belirtiyor: “Kurtulmuş modern Yahudiler ne istiyor? …Bir sürü para harcıyorlar, fakat neyi satın almaya çalışıyorlar?”
 
Son olarak Atzmond, mevcut şartlar altında Yahudi devletinin kesinlikle bölgeye uzlaşma getiremeyeceğini, bunun için gerekli olan unsurlardan yoksun olduğunu, barışı getirebilecek olan tek halkın Filistinliler olduğunu belirtiyor.
 
İsrail’i ve Yahudiliği, kendi içinden çıkmış bir ses olarak eleştirdiği ve birçok kişinin sorgulamaya cesaret edemediği noktalara dikkat çektiği için okunması gereken bir kitap.
 
Zehragül Direk

Paylaş:

Yorum Yaz

Yorumlar

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09