Film Kritiği: Ölümün Soluğu

İslamî Analiz olarak her ay bir film kritiği yayımlamaya devam ediyoruz. Bu ay Saniye Yaşar, İslamî Analiz okurları için “God on Trial” filmini kritik etti.

İslamî Analiz/Kültür-Sanat

İslamî Analiz olarak her ay bir film kritiği yayımlamaya devam ediyoruz. Bu ay Saniye Yaşar, İslamî Analiz okurları için “God on Trial” filmini kritik etti:

Ölümün Soluğu

Orijinal adı ‘God On Trial’ olan ve Türkçeye ‘Ölümün Soluğu’ ya da ‘Tanrı Yargılanıyor’ diye çevrilen filmin yönetmen koltuğunda Andy Deemmony oturmaktadır. 2008 –İngiltere yapımı olan filmin senaristliğini Frank Cottrell Boyce üstlenmiştir. Film, ayrıca güçlü bir oyuncu kadrosuna sahiptir.

Diyalog üzerine kurulu olan film, akıcı ve etkileyici bir tarzda ele alınmış senaryosu, başarılı kurgu ve geçişler ile seyirciyi kendine çekmeyi başarmaktadır. Filmde sorgulanmaya çalışılan Tanrı, Yahudiliğin Tanrısıdır. İncelenen kutsal metin de Eski Ahit yani Tevrat’tır. Bu yüzden sorulan sorular ve verilen yanıtlar bugünkü Yahudi zihniyetini ve politikalarını, toplumsal zihin kodlarını anlamamıza yardımcı olacaktır.

II. Dünya Savaşı sırasında Auschwitz toplama kampına alınan bir grup insanın –ki bunların içinde sadece Yahudi olduğu için hapsedilenler de vardır- hayatlarının ölümle sonuçlanıp sonuçlanmayacağını merakla beklerken varoluş amaçlarını sorgulamaya başlamalarını konu edinmektedir. Esir tutulan Yahudiler arasında kimisi Tanrıya olan güvenini ve inancını korurken kimisi Tanrıya isyan etmektedir. Esirler arasında işçi, fizikçi, hukukçu, haham gibi toplumun farklı kesimlerinden insanlar bulunmaktadır.

Tanrının varlığı ve olaylara neden müdahale etmediği, bunca zulme nasıl izin verdiği, inananların inançlarının birer boş vehimden ibaret olduğunu ispat etmek üzere bir grup entelektüel Yahudi, son saatlerini çaresiz bir şekilde yaşarken, Tanrı’nın bu kadar acıya nasıl müsaade ettiğini sorgulamak için aralarında bir mahkeme kurarlar. Aslında pek çoğunun bu konudaki yanıtı kesindir: “Çünkü Tanrı kötü, istese tüm bu vahşeti engellerdi ama yapmıyor, sadece seyrediyor.” Peki, asıl kötü olan, sahtekâr, hilekâr ve sözünün eri olmayan insan mı yoksa Tanrı mı?

Özgür irade sorunun başarılı bir perspektifle sunulduğu film, çıkarcı insan mantığını, Tanrı ile hesaplaşmaya gidecek kadar uç bir noktaya gelen zihin yapısının haritasını başarılı bir şekilde çizmektedir.

Film boyunca her ne kadar Tanrının yeryüzündeki hâkimiyeti ve olaylara neden kayıtsız kaldığı tartışılsa da nihayetinde sorgulanan şey aslında kişinin zihnindeki Tanrı algısıdır. Yapılan tüm dualara ve ibadetlere rağmen Tanrının zulme son vermediği ve inanan bir avuç insanın ölüme gitmesine göz yumduğu vurgulanmaktadır. Bu durum şu sözlerle dillendirilir:

“Beni duyuyor ve hiçbir şey yapmıyor… Eğer beni duyuyor ve bir şey yapmıyorsa kötü biri demektir. O burada olmalıydı, bizler değil. O halde onu yargılamalıyız belki o zaman bizi duyar.”

“Tanrı benimle ilgili hayal kırıklığı yaşadığı için tüm Yahudi halkını cezalandırıyor mu? Asıl soru neden iyi adamı cezalandırmayı seçtiği? Neden Hitler’i değil mesela? Peki, Firavun’u katletti mi? Yahudiler tümden bir katliama uğramak için ne yapmış olabilirler? Bir yanıtı olan var mı?”

Bu sözleri ayrıca tarihsel olaylarla desteklemeye çalışırlar. Onlara göre Tanrı ile mücadele etmek zorunludur. Çünkü İbrahim de Sodom için Tanrı ile pazarlık yapmıştır, Yakup bir melek ile savaşmıştır, İsrail ismi için Tanrı ile mücadele etmiştir. O halde kaçınılmaz olarak Tanrı ile ilgili bir karara varmak lazımdır.

Taraflardan biri Tanrının yokluğunu, olsa bile Yahudi halkı ile ilgilenmediğini savunurken diğer taraf son derece teslimiyetçi bir tavır takınmaktadır. Tanrı’nın varlığına ve insanın tercihlerinin bedelini ödediğine dair verdiği yanıtlar ilgi çekicidir:

“Romalılar Yahudilerin kendileri gibi yaşamalarını ve Tevrat’ı terk etmelerini istiyorlardı. -Peki, Romalılar şimdi nerede? –Toprak oldular. –Ya Tevrat? –Hala var, hala yaşanıyor. Eğer Tanrı’nın planının bir parçası ise bu acımız bir ayrıcalıktır. Bu acıyla insanları arındırabileceksek şanslı kişileriz. İnancınızı almalarına izin vermeyin. Sadece güçlüyse büyüyebilir. Küçük ateşler rüzgârla sönüp gider ama büyük ateşler daha büyüklerine neden olur. Hitler ölecek. Savaş bitecek. İnsanlar ve Tevrat ise yaşayacak. Kesinlikle. İşte burada. Tevrat, yaşayacak. Bu yüzden Tanrı’ya güvenmeliyiz.“ (?!)

“Acı, Tanrının planının bir parçasıdır. Eğer Tanrı ile mutluluğu bulursak, neden acıyı da almayalım ki? Tanrıyı suçlamadan önce kendimize bakmamız gereklidir. Belki de anlaşmayı bozan Tanrı değil de bizlerizdir. Tanrı böyledir. Demek ki bir şeyleri yanlış yapmış olmalıyız. Kendi vicdanlarımızı sorgulamak zorundayız. Umudumuzu yitirmemeliyiz.”

“Durmadan kötülüğün nereden geldiğini soruyorsunuz, ya bu iyilik nereden geliyor?”

Tanrının suçlu olup olmadığına karar vermek üzere seçilen hâkimlerden birinin sözleri, Tanrı-İnsan birlikteliğini, inancın kişi için belki de sahip olacağı tek değer olduğunu ortaya koymaktadır:

“….ismini alıyorlar, saçlarını kesiyor, çocuklarını senden alıyorlar. Eşini ve anneni de, hatta dişlerini bile. Seni sen yapan her şeyi alıyorlar. Tanrınızı da almalarına izin vermeyin. Ne kadar aptalca ve faydasız görünse de bu anlaşma sizin. Tanrı sizin Tanrınız, hiç var olmasa bile.” Buna rağmen insanlık gururuna yenilen jüri, mahkemenin sonucunda Tanrının suçlu olduğuna karar verir. Ancak tam da varılan bu sonuçta insanın yaşadığı dilemma ortaya çıkar:

“Artık Tanrı suçlu, şimdi ne yapacağız?”

“ Şimdi dua edeceğiz!”

Bu yanıt aslında Yahudilerin seçkinci din anlayışlarını, kendilerine has Tanrı kabullerini, ırk olarak ne denli zorluklara maruz kaldıklarını ve yaptıkları zulmün, çektikleri acıların meşrulaştırıcı temellerini ortaya koymaktadır. Tarihsel acıları üzerinden edebiyat yaparak kendilerini mağdur ve hak arayan doğru bir pozisyonda göstermeye çalışmaları, zihniyetlerini yansıtması açısından önemlidir. İzlerken zihniyet analizinin dikkatli yapılması, filmin sosyolojik olarak Yahudi ırkını hangi düzlemde değerlendirdiği ve ne beklediği tartışılmalıdır. Bu noktada Kuran’ın müslümanlara öğüdünü hatırlatmakta fayda vardır:

“Sen onların inanç sistemini benimsemedikçe, ne Yahudiler ne de Hıristiyanlar senden asla hoşnut ve razı olmayacaklar. Onlara şöyle de: Allah’ın rehberliği var ya, işte gerçek rehberlik odur. Eğer sana gelen mutlak hakikatin bilgisinden sonra onların keyfi sistemine uyarsan, Allah’ın elinden seni kurtaracak ne bir yar, ne de bir yardımcı bulabilirsin.” Bakara-120   

Bir zihniyeti ortaya koyması bakımından son derece önemli ve eleştiriye açık olan bu filme 10 üzerinden 8,4 veriyoruz. 

Paylaş:

Yorum Yaz

Yorumlar

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09