KÜLTÜR SANAT

Haberi Sosyal Medyada Paylaş ! 16.4.2015 12:02:35

Film Kritiği: “İyi Geceler, İyi Şanslar”

Saniye Yaşar, İslami Analiz okurları için “İyi Geceler, İyi Şanslar” filmini kritik etti. Film Kritiği: “İyi Geceler, İyi Şanslar”

İslamî Analiz/Kültür-Sanat

Saniye Yaşar, İslami Analiz okurları için “İyi Geceler, İyi Şanslar” filmini kritik etti.

İyi Geceler, İyi Şanslar

2005 yapımı bir Amerikan filmi olan “İyi Geceler, İyi Şanslar”, George Clooney yönetmenliğinde ve senaristliğinde çekilmiş bir film. Senaryoya ayrıca filmin yapımcılığını üstlenen Grant Hesloy da katkılarını sunuyor. Oyuncu olarak kendisinin de yer aldığı filmde Clooney’e David Strathairn, Robert Downey, Patricia Clarkson, Ray Wise, Jeff Daniels gibi önemli isimler eşlik ediyor. Akademi Ödüllerine 6 dalda aday olarak gösterilen ve bir dönem filmi olan bu yapıt, George Clooney’nin sinema kariyerinin en iyi işlerinden biri olarak kabul ediliyor.

Siyah-beyaz olarak ve belgesel tarzında çekilen filmde, 1950’li yıllarda komünist avcılığı yapan dönemin bakanına (McCarthy) karşı kendi doğrularını yaptığı programlarıyla savunmaya çalışan bir sunucunun (Murrow) yaşamından bir dönem anlatılıyor. Radyo-televizyon gazeteciliğinin ilk günlerinde yaşanan medya-devlet-ideoloji sarmalının farklı ipuçlarını sunan film, girift gibi gözüken olayların temsili karakterler üzerinden bir portresini çiziyor seyirciye. Önce renkli çekilen ve daha sonra siyah-beyaza dönüştürülmüş olan film, sade olan kurgusu ve az sayıdaki mekân tercihi ile dikkat çekiyor. Kapalı mekân dramlarda oyuncunun yerinin önemine binaen iyi bir oyuncu kadrosu kullanılıyor. Clooney, seçtiği konu ve içerik bakımından politik yanını ortaya koyuyor ve yaşanmış bir dönem üzerinden hem siyasete, hem topluma hem de haberciliğe güncel eleştiriler getiriyor. Medyanın sorumluluğunun ne olması gerektiği, medyanın devlete muhalif bir tavır aldığında nelerin yaşanabileceğinin bir bilançosunu seyirciye aktarmaya çalışıyor. Film, ismini Murrow’un her zaman yayınını bitirdiği mottosundan alıyor: ‘İyi Geceler, İyi Şanslar’

1947-1957 yılları arasında Wisconsin eyaletinin Cumhuriyetçi parti senatörlüğünü yapan McCarthy, senatodaki bu görev süresinde komünist parti ya da sempatizanları hakkında yaptıkları sorumsuz suçlamalarla kötü bir şöhret kazanmıştır. ABD’liler için ‘Kızıl Panik’ olarak da adlandırılan bu dönem boyunca çok sayıda insan çeşitli baskılara, kovulmalara ve tutuklanmalara maruz kalmış; neticede yaşanan bu olaylar Soğuk Savaş’ın bir parçası olmuştur. Bu dönemde televizyon haberciliğinin öncü isimlerinden biri olan Edward R. Murrow, gerçekleri yazma ve bu gerçekler ışığında kamuoyunu aydınlatma arzusuyla, ekip arkadaşlarının da yardım ve desteğini alarak McCarthy tarafından yayılan haberleri ve yalanları sorgulamak üzere şirket ve sponsorlarına başkaldırmıştır. Ülkeyi ‘yurtseverler ve komünistler’ diye ikiye ayıran, bölücülük ile mücadele edebilmek için bölücülük yapan McCarthy’nin yarattığı korku ve misilleme ortamında, kendi yalan ve taktikleri açığa çıkmıştır. Sürdürdükleri başarılı habercilikleri sayesinde Murrow ve ekibi yayın hayatlarına devam ederken, şirket ve sponsorları yaptıklarına bir karşılık olarak programlarını geç bir saate atmıştır.

“Bu araç eğlendirmek, oyalamak ve izole etmekten başka işe yaramıyorsa televizyon artık sarsılmaya başlamıştır ve yakında bütün mücadelenin kaybedildiğini göreceğiz demektir. Bu araç öğretebilir, insanı aydınlatabilir hatta ilham verebilir. Ama bunu sadece insanlar televizyonu o yönde kullanmaya kararlıysa yapabilir. Aksi takdirde sadece bir kutuda bulunan kablolardan ve ışıklardan ibarettir.” sözleriyle televizyonun amacının ne olması gerektiğine vurgu yapan cümleleri ile film genel olarak ‘medya’ olgusu ve medyanın kapasitesi, tarafsızlığı, gücü, olanakları hakkında düşünceler uyandırmaya çalışmaktadır.

Yeni dönem sinema anlayışında oldukça sık kullanılan sağlam karakterler çerçevesinde diyalog temelli ve altyapısı oldukça sağlam kurgular izleyici için doyurucu unsurlardan. Özellikle karakterlerin boşluk bırakılmadan doldurulması ve misyonunu çekinmeden ortaya koyması, gerektiğinde sembolik anlatımlarla (sigara dumanı) zenginleştirilmesi iyi bir filmin çıtasını yükseltmeye yarayacak etmenlerden. Korkuların birilerine hizmet etmeye başladığı ve en çok paranın korkudan kazanılmaya başladığı son dönem sinema anlayışında özellikle insanların bu duyguları sürekli istismar ediliyor. Paranoyanın hâkim olduğu günümüz dünyasının parametrelerinin çoğu sinema ve televizyonda istismar edilen bu duyguların bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor.

Sanatın doğru bir bakış açısı yakalayabilmesi ve bunu etkili bir şekilde sunabilmesi, sanatın özgürlüğünü koruyabilmiş olmasına bağlıdır. Sanatsal kaygılarla gerçeklerin üzerinin örtülmeye çalışılması ya da sanat ve ideolojinin ayrı unsurlar olarak ele alınması ise son kertede toplum-sanat sorunsalının başlıca dayanağını oluşturmaktadır. Böyle bir atmosferde bağımsız diye nam salan filmler de bir başka sektörü ortaya çıkarmakta ve bunlar da çarkın içinde ayrı bir dişliyi meydana getirmektedir. Sistemin önemli bir parçası olan ABD sineması, dünya siyaseti içerisinde yaşanan tüm zulümleri ortaya çıkarmak ve sessiz kalmamak adına kutsal bir misyon (!) üstlenmiş gibi görünerek kendi düşünce sistematiğini tüm dünyaya pazarlamaktadır.

Sözlerimize Tarkovsky’nin sanatın mahiyetine ilişkin sözleri ile son veriyoruz; “Sık sık sanıldığının aksine, sanatın işlevsel belirlenimi, düşünmeyi teşvik etmek, bir düşünce iletmek ya da bir örnek oluşturmak değildir. Hayır, sanatın amacı daha çok, insanı ölüme hazırlamak, onu iç dünyasının en gizli köşesinden vurmaktır.”

Yorum Yaz

Yorumlar

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09