KÜLTÜR SANAT

Haberi Sosyal Medyada Paylaş ! 21.6.2016 10:56:01

Fecr Yayınları editörü Hüseyin Nazlıaydın ile Ali Şeriati üzerine

Dünyabizim'den Salih Ağbalık, Fecr Yayınları editörü Hüseyin Nazlıaydın ile Türkiye’de Şeriati’nin okur kitlesi, etkileri ve bilinmeyenlerine dair konuştu. Fecr Yayınları editörü Hüseyin Nazlıaydın ile Ali Şeriati üzerine

Dünyabizim'den Salih Ağbalık, Fecr Yayınları editörü Hüseyin Nazlıaydın ile Türkiye’de Şeriati’nin okur kitlesi, etkileri ve bilinmeyenlerine dair konuştu.

İşte o röportaj: 

Bir çağın uyanışına öncülük eden Ali Şeriati, Batı ve Doğu düşüncesini derinlemesine irdelemiş ve bunun neticesinde toplumların hastalığını teşhis edebilme imkânı sağlamıştır okuruna. Şeriati’nin temel felsefesi “öze dönüş”tür” ki, öz dediğimiz insanın kendisini anlamlandırması ve bütün yaratılanların içinde kendisini değerli bir varlık halinde konumlandırmasıdır. Toplumsal çözülüşlerin yaşandığı bu kaotik çağın ve hiç şüphesiz bizden sonraki çağların da uyanışına vesile olacaktır düşünceleri. Aramızdan ayrılışının 49. yılı (19 Haziran 1977) münasebetiyle, Şeriati’nin kitaplarının yayıncısı Fecr Yayınları editörü Hüseyin Nazlıaydın ile Türkiye’de Şeriati’nin okur kitlesi, etkileri ve bilinmeyenlerine dair konuştuk.

Bize bu söyleşi imkânını verdiğiniz için teşekkür ederiz öncelikle. Yayınevinizin tarihçesiyle başlayalım mı? Başlangıcından bugüne kısaca Fecr Yayınları’ndan bahseder misiniz?

Yayın hayatına 1986 yılında Esbab-ı Nüzul isimli eseriyle başlayan Fecr Yayınevi, Kur’an’ın hayata geçirilmesini ilke edinen ve bu minval üzere eserler yayınlamaya gayret gösteren Ankara’nın en köklü dini yayıncılarındandır. İslam’ın doğru anlaşılmasında en temel kaynağın Kur’an olduğunu kabul eden ve Kur’an’ın doğru anlaşılmasına yardımcı olacak eserlere ağırlık veren yayınevimiz bazı kesimler tarafından radikallikle, bazıları tarafından da sünnetsizlikle itham edilmiştir. Fakat biz Fecr Yayınevi olarak hiçbir zaman Hz Peygamber’in sahih sünnetini gözardı etmedik ve hatta Peygamber olmadan bu dinin asla doğru anlaşılamayacağını da dile getirdik. Fakat bunu söylerken Hz. Peygamber’i en doğru tanımanın yolunun da Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim olduğunu vurguladık.

Halkımıza verdiğimiz kültür hizmetini sadece yayıncılıkla sınırlandırmayıp toplam 12 adet de Kur’an Sempozyumu tertip ettik. Bunlardan 11.si Samsun’da düzenlenmişti ve “Kur’an ve Risalet” konusunu ele almıştı. Dolayısıyla yayınevimizin Hz. Peygamber’i ve onun sünnetini önemsememek gibi bir tavrı asla olmamıştır, bu sadece bir iftiradan ibarettir. Bize atılan iftiralardan birisi de İran kaynaklı bazı eserleri tercüme edip yayınlamamız sebebiyle “İrancı” ya da “Şii” olduğumuzdur. Bunda en büyük etken de merhum Ali Şeriati’nin eserlerini yayınlamış olmamızdır. Ne enteresandır ki Ali Şeriati de İran’da Sünnilikle suçlanmıştır.

Ali Şeriati’nin kitaplarını yayınlama kararı almanızda etkili olan unsurlar nelerdi? Yani, niçin Ali şeraiti?

Merhum Ali Şeriati, yaşadığı toplumunda bizim taşıdığımız aynı kaygıları taşımış ve kısaca “İslam’ın Özüne Dönüş” diyebileceğimiz temel felsefesini eserlerine yansıtmış dertli bir kişilikti bize göre. Sadece sorunları ortaya koymakla kalmıyor, ümmete çözüm önerileri de sunuyordu. Ne Yapmalı isimli eserinde topluma bilinç kazandıracak kuruluşlardan birini de yayınevleri olarak nitelendirmektedir. Kısacası biz Şeriati’de kendi kaygılarımızı, dertlerimizi ve hedeflerimizi gördük. Bu sebeple böyle büyük bir düşünce adamının Türk okuyucusu ile buluşmasının gerekli ve faydalı olacağına kanaat getirerek eserlerini yayınlamaya karar verdik.

Sizce İslam düşünce tarihinde Şeriati’nin yeri nedir?

Ali Şeriati, hem İslam düşüncesini hem Batı düşüncesini derinlemesine kavramış ender simalardan birisidir. Düşünce sistemlerini felsefî arka planlarıyla birlikte özümseyebilen, bu teorik derinliğe paralel olarak tarihsel ve toplumsal pratikleri de sosyo-politik açıdan gözlemleyebilen kuşatıcı bir bakış açısına sahiptir. Dahası, düşüncelerinin arkasına yüreğini koyabilen, inançları uğruna can verebilen duruş sahibi bir kişiliktir. Entelektüel birikimini toplumsal duyarlılık bilinciyle yoğurabilen bu sorumluluk ve vizyon sahibi kişiliği ile Şeriati, kendi tanımladığı aydın tanımlamasına da birebir oturmaktadır. Bu çok boyutlu bakış açısı ve çok yönlü kişiliği ile Şeriati, İslam düşünce tarihinin son yüzyılına damgasını vurmuş önemli şahsiyetlerden birisidir.

Bütün bu yönleriyle değerlendirildiğinde kendisine duyulan ilginin tesadüf eseri olmadığını görebiliriz. Konuşmalarıyla İran gençliğini ayağa kaldırmış, fikirleriyle İslam coğrafyasının tamamında ilgi odağı olmuş böyle bir düşünüre Türk aydınının ilgisiz kalması düşünülemezdi. Özellikle seksenli yıllardan itibaren özüne dönmeye çalışan ve inandığı düşünce sistemini daha yakından tanıma çabasına giren, fakat geleneği yıkıldığı, bakış açısı kaybolduğu için kaynaklarına ulaşmakta zorlanan Müslüman gençlik için Şeriati’nin eserleri bulunmaz bir fırsattı. İran devrimi ve benzeri olaylar nedeniyle gençliğin ilgisi o bölgeden gelen seslere yoğunlaşmıştı ki Ali Şeriati düşüncesiyle tanışma imkânı doğdu. Gerçi Şeriati fırtınası İran’da devrim öncesinde esmiş ve devrim için önemli bir altyapı teşkil etmişti. Fakat Türkiye’deki Müslüman gençliğin Şeriati’yi o yıllarda tanıması zordu. Çünkü hem klasik Sünni anlayışın Şiiliğe karşı tutumu soğuktu, hem de Türkiye’deki resmi ideoloji, halkı diğer İslam ülkelerinden yalıtmıştı.

Ali Şeriati’nin ilk hangi eserini ne zaman bastı Fecr Yayınları?

Fecr Yayınevi olarak yayınladığımız ilk Şeriati eseri iki ciltlik Medeniyet Tarihi isimli çalışmasıdır. Bu eser 1988 yılı başında yayınlanmıştı.

Siz bu eseri yayınlamadan önce, Ali Şeriati Türkiye’de biliniyor muydu? Başka yayınevleri Şeriati kitabı yayınlamış mıydılar? Yoksa yayıneviniz ilk miydi bu konuda? Ve tabi, yayınevinizden çıkan ilk Ali Şeriati kitabı yankı uyandırdı mı? Nasıl bir tepkiyle karşılaştınız?

Türkiye’de Şeriati’yi anlayan ve ilk defa Türk okurunun gündemine getiren Cemil Meriç’tir. Zira Meriç de Şeriati gibi Doğuyu ve Batıyı çok iyi kavramış, dik durabilen, sağlıklı değerlendirmeler yapabilen, hem sorumluluk hem ufuk sahibi bir kişilik. Üstelik onun gibi sosyolog, dolayısıyla tarihsel ve toplumsal olaylara bakışı onun kadar derin ve kuşatıcı! Örneğin, Meriç’in “Umrandan Uygarlığa” da yaptığı Doğu-Batı mukayesesiyle Şeriati’nin Öze Dönüşte yaptığı Doğu-Batı değerlendirmeleri birbirine çok benzemektedir. Özellikle Meriç’in Türk entelektüeline getirdiği eleştiriyle Şeriati’nin İran aydınına yönelttiği eleştiri, neredeyse birebir örtüşür. Meriç’in Şeriati’ye bakışını ortaya koyması bakımından, “Göller bölgesinde bir ada!” makalesi, olağanüstü bir değerlendirme kabul edilebilir (Cemil Meriç, Kırk Ambar, İst. 1980, s. 425-439). Bu tarihten sonra Şeriati kitapları Türkçe’ye çevirilmeye başlanmıştır.

Bizden önce Birleşik Yayıncılık birkaç kitabını yayınlamıştı. Ali Şeriati bizim çevirilerimizle birlikte daha da tanınmaya ve gündeme gelmeye başladı. Medeniyet Tarihi isimli eserleri çok ses getirmemişti fakat aynı yıl Mayıs ayında yayınladığımız Muhammed Kimdir isimli eseri olumlu ve olumsuz çok eleştiri almıştı. Sadece kitabın ismine takılarak “Hz. Peygambere sanki arkadaşına hitap eder gibi bir üslup kullanıyor.” diye kitabı okumadan bize saldıran, hakaret eden birçok Müslümanla muhatap olduk. Oysa Şeriati, kitabının içinde niçin böyle bir hitap kullandığını açıklamakta ve Hz. Peygamberi bir Müslüman gözüyle değil tarafsız bir bakış açısıyla anlatmayı arzuladığını okuyucuların dikkatine sunmaktaydı. Bunun yanısıra kitabı hakkıyla okuduğunda vahye muhatap olmasıyla diğer insanlardan ayrılan, yeri geldiğinde gülen, yeri geldiğinde ağlayan, uçurulmaya çalışılmayan fakat sıradan da olmayan, siyaset bilen, vakarlı, dirayetli, azimli bir peygamberle karşılaşan birçok okuyucumuz tarafından teşekkür aldık.

Sizce Türkiye’de bir Şeriati okur kitlesinden bahsetmek mümkün mü? Gerçekten de sayıları on binlerle ya da daha büyük rakamlarla ifade edilebilinecek düzeyde gönüldaşı var mıdır onun?

Evet böyle bir okur kitlesinin var olduğunu biliyoruz. Bu sayıyı eserlerinin sirkülasyonundan yaklaşık olarak tahmin edebiliyoruz. Bizleri mutlu eden en önemli husus ise Şeriati okurlarının oluşturduğu yelpazenin her geçen gün hem sayısal hem de nitelik olarak genişlediğini gözlemlememizdir. Şu an itibariyle Şeriati sadece İslami kesim tarafından değil farklı ideoloji mensupları tarafından da okunmaktadır.

Yayınevinizin düşünce ve kültür taşıyıcılığı bağlamında düşünüldüğünde, Şeriati üzerinden nasıl bir okuyucu kitlesi hedefliyorsunuz? Ya da başka şekilde ifade edersek, Türkiye’de Şeriati okuru profili nedir, nasıldır? Tarif edebilir misiniz?

Şimdiye kadar edindiğimiz intibalar doğrultusunda tanımlamaya çalışacak olursak Şeriati okuru özgür düşünceye açık, biraz kabına sığmayan, geleneğin ve modernitenin kuşatmalarını yarmaya çalışan, kısacası soran, sorgulayan, köklerini arayan bir niteliğe sahiptir. Aslında biz Şeriati okurunu belirli bir kitleyle de sınırlamanın doğru olmadığını düşünüyoruz. Çünkü o, okuma bilen herkesi dini, tarihi, ideolojileri vs. kısacası hayatı sorgulamaya davet ediyor ve “sizi rahatsız etmeye geldim!” diyerek okuyucusunun kafa konforunu bozacağını baştan hatırlatıyor.

90’lı yıllarda Şeriati’nin eserlerinin farklı yayınevleri tarafından keyfi bölümlemelerle basılması sıkıntılı bir tablo oluşturuyordu. Siz Şeriati’nin eserlerini, Farsça basılı külliyatını esas alarak yayınlıyorsunuz sanırım. Birebir Farsça baskılarını mı esas alıyorsunuz? Yoksa farklılıklar var mı?

Bahsettiğiniz sıkıntılı tablonun oluşmasında sorumlulardan biri de yayınevimizdi. Fakat o süreç belki de zamanın ve toplumun hazır olmayışından kaynaklanan yaşanması gereken bir süreçti. Aynı zamanda Şeriati yayınlamak biraz da cesaret gerektiriyordu. Siyasal baskı, geleneksel toplumdan gelen baskı Şeriati düşüncesini eksiksiz ve yumuşatmadan sunmayı zorlaştırıyordu. Yine de o süreç Şeriati’yi bize tanıtması ve Türk halkının gündemine getirmesi yönüyle faydalı olmuştur diyebiliriz.

Bu sıkıntıyı ortadan kaldırmak için attığımız adımları kısaca anlatmak istiyoruz. Öncelikle şunu belirtmek isteriz ki biz Fecr Yayınevi olarak Ali Şeriati külliyatını yayınlayıp maddî kazanç elde etmeyi asla hedefimiz olarak belirlemiş değiliz. Hele hele bizim gibi siyasal ve aktüel kulvardan hep uzak kalmış, düşünce yayıncılığı yapan yayınevlerinin durumu malumunuzdur. Yukarıda da belirttiğim gibi bu projedeki asıl hedefimiz böyle kıymetli bir yazarın düşüncelerinin yalın haliyle Türk okuyucusuna ulaştırılması ve bu sayede insanımızın taklitçilikten uzaklaşarak, eleştirel ve sorgulayıcı bir kafa yapısına sahip olması ve neye niçin inandığı üzerinde düşünmesini temin etmekti. Aynı zamanda darmadağınık haldeki Ali Şeriati eserlerini bir elden, düzenli ve tertipli bir şekilde okuyucuya sunmayı amaçlamıştık.

Aslında bu amacımızı gerçekleştirmek için 1996 yılında mektup yoluyla bir girişimde bulunmuştuk. Fakat bizzat İran’a gitmek nasip olmamıştı. Fakat bu düşünce yıllardır hep aklımızdaydı. Nihayet 2006 yılı Temmuz ayında bu amaçla İran’a gittik. Merhum Ali Şeriati’nin eşi Puran Hanım’la görüştük. Asıl adı Bibi Fatıma Şeriat Razavi olan Puran Hanım bizi memnuniyetle fakat biraz da sitemle karşıladı. Yıllar önce kendisine gönderdiğimiz mektubu bize gösterdi. Sadece bizden değil birkaç başka yayınevinden de kendisine mektup gelmiş. Fakat hiç kimse peşine düşüp de ciddi bir şekilde girişimde bulunmamış. Bu sebeple biz Türkler hakkında biraz sitem etti. Fakat biz bu işi gerçekten ciddiye aldığımızı, İran’a da sadece bu amaçla geldiğimizi kendisine söyleyince oldukça memnun oldu. Şimdiye kadar Türkiye’de Ali Şeriati’nin eserleriyle ilgili kendisine hiç kimsenin haber vermediğini ve hiç bir ücret ödenmediğini söyledi. Kendisinden geçmişle ilgili Türkiye’deki tüm yayıncılar adına affımızı diledik ve bundan sonra yapacağımız sözleşme ile kendisine düzenli olarak bilgi vereceğimizi ve hak edilen ücreti ödeyeceğimizi söyledik.

Bu arada Ali Şeriati eserlerini İran’da neşreden yayınevinin sahibi Ruin Bey’i de burada saygıyla hatırlatmak istiyorum. Kendisi bizden hiçbir maddî beklenti içinde olmadığını, bunun Ali Şeriati ailesinin hakkı olduğunu söyledi. Tek isteğinin merhumun düşüncelerinin çarpıtılmadan yayınlanması olduğunu bildirdi. Aynı kaygı Puran Hanım’da da vardı. Bu görüşmelerden sonra malumunuz olan sözleşmeyi imzaladık ve İran’da Farsça olarak yayınlanan külliyattan bir örnek nüsha getirerek aynısı gibi yayınlamaya başladık. Eserlerinin orijinal dili Farsça olduğu için başka dildeki çevirilerine müracaat etmeyi gerekli görmedik.

Bununla bağlantılı olarak; önceki senelerde basılan bazı kitapların, yayınevinizdeki yeni basımlarda, ayrı kitaplar şeklinde değil de, bazı kitapların bölümü halinde düzenlendiği görülmektedir. “İnsanın Dört Zindanı” ve “Dine Karşı Din” konferansları müstakilen basılmadı mesela. Neye göre, nasıl bir usul takip ediliyor? Bu hususta da Şeriati okurlarını aydınlatabilir misiniz?

Aslında bizim şu an yayınladığımız Şeriati eserleri önceki senelerde yayınlanmış birçok küçük kitaplarının toplanmasıyla oluşan bir külliyat değildir. Tam tersine önceki yıllarda yayınlanan Şeriati kitapları aslında bir ya da birkaç kitaptan parça parça seçilmiş bölümlerden oluşan kitapçıklardı. Dolayısıyla önceki yıllarda farklı isimlerle yayınlanan eserlerin tamamı külliyatın içinde yer almaktadır. Bunlardan meşhur olanlarını ve aynı kitabın içinde bulunanlarını yeni formatla yayınladığımız eserlerin kapağında zikretmeye çalışıyoruz. Mesela “İnsanın Dört Zindanı” isimli çalışması “Kendisi Olmayan İnsan” isimli 25. eserin içinde iki ayrı bölüm olarak yer almaktadır. “Anne Baba Biz Şuçluyuz” ismiyle meşhur olan eseri ise “Dine Karşı Din” isimli 22. kitabın bir bölümüdür.

Külliyatta toplam kaç eser var. Bunların içeriklerinden kısaca bahseder misiniz?

Şeriati külliyatı toplam 37 eserden oluşmaktadır.

Aşina Yüzlerle: Babasına, eşine, çocuklarına ve dostlarına yazdığı mektuplardan oluşmaktadır.

Kendini Devrimci Yetiştirmekİrfan, eşitlik, özgürlük, aşk ve tevhit konularıyla birlikte Hz. Ali örnekliğinde nasıl devrimci bir insan olunabileceği ele alınmaktadır.

Ebuzer: Cevdet es-Sahhar’dan yaptığı tercüme bir eserdir. İnancı uğruna hiçbir güç karşısında eğilmeyen, uzlaşmaya yanaşmayan ve bu sebeple yokluk içerisinde yaşayıp ölen Ebuzer’in hayat hikayesidir.

Öze Dönüş: Toplum, tarih, tarih felsefesi, sömürü ve asimilasyon, Nasyonalizm ve Marksizm hakkındaki düşüncelerini dile getirdiği, aydın ve entelektüel arasındaki farklara değindiği ve hangi öze dönüleceği sorusuna cevap aradığı bir eseridir.

Biz ve İkbal: Son yüzyılın reformcusu olarak kabul ettiği İkbal’in dünya görüşünü, insan, toplum, tarih, felsefe, ekonomi, bilim ve ideolojiye bakışını kaleme aldığı eseridir.

Hac: Hac ibadetinin gerçek yüzünü tanıtmaya çalıştığı, bu ibadet esnasındaki ritüellerin sembolik arka planını ortaya koyduğu müthiş bir eseridir.

Şia: Tam bir parti olarak vasıflandırdığı Şia’yı tanıttığı, Şiîlik tarihinde zikrin ve zikredenlerin rolü ile Şia olma sorumluluğunu ortaya koyduğu bir eseridir.

Dua: Alexis Carrel’in dua kitabının tercümesi olan bu kitapta nerede, ne zaman ve nasıl dua edilmesi gerektiği, duanın felsefesi, duada bilinç, aşk, niyaz ve cihat konularıyla birlikte Şeriati’nin kendi duaları yer almaktadır.

Ali Şiası Safevi Şiası: Safevî milliyetçiliğinin öncelendiği Şia ile Hz. Ali’nin Şiası arasındaki farklar karşılaştırmalı olarak ele alınmaktadır.

İslam ve Sınıfsal Yapı: Ebuzer örnekliğinden başlayarak İslam’ın mülkiyete bakışı ve mülkiyetin oluşturduğu sınıfsal yapılar irdelenmektedir.

Medeniyet Tarihi I – IIBu iki eserde medeniyet, kültür, tarih, mitoloji, Çin medeniyeti, çağımız medeniyetinin özellikleri, dünyagörüşü ve kültür, dünyagörüşü ve çevre, yeni çağda siyasi eğilimler ve alinasyon gibi konular ele alınmakta.

Çöle İniş (Hubut-Kevir): İnsanın yaratılış hikâyesini edebi bir dille anlattığı; insana ve yaratılışa dair Şark kaynaklı yüksek irfanî tasvirlerini içeren müthiş bir eseridir.

Dinler Tarihi I – II: Bu iki eserde ilkel dinlerden günümüze kadar dinlerin tarihi seyri ele alınmakta. Özelde Çin ve Hint dinleri ile Zerdüştlük ve İran ilişkisi incelenmektedir.

İslam Bilim I – II – III: Oldukça kapsamlı bu üç kitapta Şeriati İslam’ın tarih, toplum ve insana bakışını ve ideolojileri özellikle de Marksizm’i ele almaktadır.

Adem’in Varisi Hüseyin“Gidenler Hüseynî bir iş yapmıştır, kalanlarsa Zeynep gibi davranmalı, yoksa Yezidîdir.” diyen Şeriati bu eserinde şehadetin sembolü olan Hz. Hüseyin’i ve misyonunu anlatmaktadır.

Ne Yapmalı: Aydın, Bilinç ve Eşekleştirme gibi bölümleri ihtiva eden eser aynı zamanda yaşadığımız çağa uygun olarak İslamî toplumların ihtiyaçlarını yeni bir bakış açısıyla ele alarak bir takım yöntemler önermektedir.

Kadın (Fatıma Fatımadır): Şeriati bu eserinde kadınları geleneksel, modernist ve Müslüman kadın olmak üzere üç sınıfa ayırır ve Hz. Fatıma’yı Müslüman bir kadın için örnek bir şahsiyet olarak anlatır.

Dine Karşı Din: “Anne Baba Biz Suçluyuz” bölümünü de içeren bu eserinde Şeriati, “Küfür ve şirk dini ile tevhid dini, tarih boyunca sürekli olarak çeşitli suretlerde birbirleriyle savaşmışlardır.” diyerek şirk dininin ve tevhid dininin özellikleri ile peygamberlerini anlatır. Sınıfsal ve ırksal farklılıklardan meydana gelen ihtilaflara ve aydınların sorumluluğuna dikkatleri çeker.

Dünyagörüşü ve İdeoloji: Farklı dünya görüşlerini ele aldığı bu çalışmasında tevhid ve şirk ile kültür ve ideoloji konularını inceler ve ideolojinin dinden farkını ortaya koymaya çalışır.

İnsan: İslam’ın ve Batı ekollerinin insana bakışıyla birlikte, özgürlük, tarih ve Egzistansiyalizm konularını ele aldığı bir çalışmadır.

Kendisi Olmayan İnsan: “İnsanın Dört Zindanı” bölümünü de içeren bu çalışmasında Hümanizm, insanın isyanı, yeni irtica ve günümüz insanının ihtiyaçları gibi konular yer almaktadır.

Ali: Efsanevi bir hakikat olarak isimlendirdiği Hz. Ali’yi anlattığı bu eserinde Ali’nin yalnızlığı ve ona olan ihtiyaç dile getirilir ve Ali’nin ölümünden sonraki verimli hayatına vurgu yapılır. Eser “Ümmet ve İmamet” bölümüyle son bulur.

İran ve İslamAcaba İran İslam’ı kabul etmek için hazır mıydı ve İslam öğretisine ihtiyacın zamanı mıydı? Acaba İslam öğretisi yedinci yüzyılda İran toplumunun ihtiyaçlarıyla uyumlu muydu yahut İran’ın peşinden koşacağı bir yitiği var mıydı, vardıysa acaba onu İslam’ın çehresinde görmüş müydü? Bu gibi sorulara cevap aradığı bir eseridir.

İslam’ı Tanıma Metodu: Hz. Peygamber’in şahsiyeti, hicretten vefata kadarki dönemi, İslamî eğitim-öğretim gibi konular ve Selman-ı Pak isimli çevirisi yer almaktadır.

İbrahim’le Buluşma: Hacca güç yetirebilme, Hacdan alınacak dersler, Hz. İbrahim’in putperestlik karşısındaki tevhidi duruşu, kıyamı ve mücadelesi, Tevhid’in anlamı, Tevhid inancının sosyal reaksiyonu, sanayileşmenin Doğuşu, dünya ve ahiret mefhumları, şirk ve tevhid, isyan, Kur’an’ın sembolik dili, dinin rolü, imamet, cihad ve hicret gibi hususları ele aldığı bir eseridir.

İslam Nedir Muhammed Kimdir: İslam’ı tanıttığı ve İslam peygamberi Hz. Muhammed’in hayat hikâyesini, kişiliğini ve hanımlarını anlattığı çalışmasıdır.

Modern Çağ’ın Özellikleri: Felsefe tarihi, ilim metodolojisi, Rönesans, yeni skolastizm, makinizm, medeniyet ve tecdid gibi konuları ele almakta.

SanatŞeriati’nin sanat, edebiyat, tiyatro ve şiire dair görüşlerini ihtiva eden bir çalışmadır.

Yalnızlık Sözleri I – II: Bu iki eser Şeriati’nin yaşantısındaki anılarından bazı kesitler sunmaktadır. Bilimsel, irfani, siyasal içerikli yazılarından oluşmaktadır.

Mektuplar: Bu kitap Dr. Ali Şeriati’nin 1952-1977 yılları arasında akrabalarına, uzak ve yakın tanıdıklarına ve dini şahsiyetlere yazdığı mektuplardan oluşmaktadır.

Muhtelif Eserleri I – IIBu iki eserde adından da anlaşılacağı gibi farklı birçok konu ile ilgili düşüncelerini kısa kısa dile getirmektedir.

Ayrıca “Şeriati’de Kavramlar Sözlüğü” isimli çalışma da şu anda yayına hazırlanmaktadır.

Yayıncılıkta temel kriterleriniz, ölçüleriniz nelerdir?

En başta da söylediğimiz gibi Kur’an ve Sünnet merkezli bir düşünceye sahip olan yayınevimiz bu doğrultuda fayda sağlayabileceğine kanaat getirdiği her eseri yayınlamaya çalışır. Bunu yaparken orijinallik, müellifin dokunulmazlığı ve düşüncede özgürlük temel ilkelerimizdir. Yalnız şunu da unutmamak gerekir ki yayıncı, yazarla okuyucu arasında bir köprüdür. Bu yönüyle yayıncı yazarın her söylediğini tasvip etmeyebilir. Yazarın tüm görüşlerini yayınevine mal etmek bu sebeple doğru değildir. Hatasız tek müellif Yüce Rabbimiz, tek kitap da Kur’an’dır. Tüm okuyucuların, diğer yayınları bu ilke doğrultusunda okumaları gereklidir.

Şeriati’nin eserleri Türkçeye çevrilirken az da olsa müdahalelerde bulunulduğu ve yayınevlerinin hassas davranmadığı yönünde genel bir kanaat var gibi. Ya da bir şüphe… Bir “acaba?” sorusu en azından. Fecr yayınları olarak bu hususta neler söylemek istersiniz?

Bu söylenilen müdahaleler külliyat öncesi eserlerde bir takım kaygılardan ötürü oldukça fazlaydı. Fakat bizim külliyat formatında yeni yayınladığımız eserlerde asla böyle bir tercihimiz ve kasti müdahalemiz olmamıştır. Tam tersine çalıştığımız bütün mütercim kardeşlerimize eserleri asla sansürlemeden ve çarpıtmadan, ne söyleniyorsa aynı şekilde çevrilmesi gerektiği hususunda uyarıda bulunduk. Zaten çevirmenlik de bunu gerektirir. Fakat buna rağmen gözden kaçmış ya da mütercimin yanlış kelime ya da anlam tercihi yoluyla ortaya çıkan hatalarla ilgili her zaman eleştiriye açık olduğumuzu, bize bu tür yanlışlıklar iletildiği takdirde seve seve düzelteceğimizi de bildirmek isteriz. Hak verirsiniz ki bir kitabın tercümesinin doğru ya da yanlış yapıldığının baştan sona kontrol edilmesi tercümeyi yeniden yapmaktan daha zordur.

Türkiye’de Ali Şeriati’yi okuyan kesimin gençlerden oluştuğu malum. İmkânları dikkate alındığında kitaplardaki ücret politikası ile yeni bir düzenleme yapmanız ve eserlere ulaşımı kolaylaştırmanız gerekir diye genel bir talebe ne dersiniz?

Gönül ister ki tüm kitapları en düşük fiyatla okuyucuya ulaştıralım. Fakat sizin de bildiğiniz gibi bir kitabın maliyetinde birçok kalem etkili olmakta. Ali Şeriati eserlerinde biz mümkün olduğu kadar kaliteli bir baskıyla Şeriati’ye yakışır bir külliyat hazırlamaya çalışıyoruz. Bu projede kağıt, matbaa vs. masraflarının yanı sıra çok ciddi bir tercüme ücreti de ödemiş bulunuyoruz ve halen de ödemekteyiz. Ayrıca Şeriati ailesine de telif ödemeye devam ediyoruz ve bu her baskıda devam edecek. Aslında Şeriati kitaplarının fiyatları aynı kalite ve kalınlıktaki diğer siyasal ve güncel kitaplardan ve birtakım meşhur romanlardan daha ucuz. Bir de kitapların bizden toptan çıkış fiyatıyla okuyucuya ulaştığı fiyat arasındaki farkı da sanki yayınevi olarak biz kazanıyormuşuz zannediyor okuyucu. Maalesef böyle yanlış bir algının cezasını da biz yayınevleri çekiyoruz.

Şunu da özellikle bildirmek isteriz ki bizim yayınevi olarak maddi birikim yapmak gibi bir hedefimiz hiçbir zaman olmadı, olmayacak da. Elde ettiğimiz tüm imkânlarımızı insanımıza daha iyi nasıl hizmet götürebiliriz doğrultusunda harcamaktayız. Bu sebeple yayınevimizin halen bir mülkü yoktur, kirada hizmetlerine devam etmektedir.

Eserlere ulaşmayla ilgili maalesef bizim piyasamızda ciddi bir dağıtım sorunu her zaman var olagelmiştir. Okuyucularımız bize telefon ya da mail yoluyla ulaşarak eserleri nasıl temin edebileceklerini öğrenebilirler. Fiyat düzenlemesi ile ilgili beklentileri inşallah proje için yaptığımız ciddi harcamaların geri dönüşü bize ulaştıktan sonra hayata geçirebiliriz diye düşünüyoruz.

Eserlerin dağınıklıktan kurtarılması, tek elde ve editöryal destek ile hazırlanması, bir külliyat ciddiyetinde neşredilmesi ve daha önemlisi telifinin ödenmesi, kuşkusuz çok önemli. Zor zamanlarda da Ali Şeriati’nin eserlerini yayınlayan bir yayınevi olarak Fecr Yayınları’na bu külliyat yakışıyor. Ancak bu “tekelci” bir anlayış ve tamamen “ticari” bir tavra dönüşme kaygısı da taşınmıyor değil. En kötü taraftan bakarsak bu endişe hakkında neler söylersiniz?

Bunun cevabını bir önceki sorunuzda verdiğimizi düşünüyoruz. Biz Şeriati’yi asla bir kazanç kapısı olarak görmedik. Gayemiz onun ufuk açan düşüncelerinden halkımızın mahrum kalmamasıdır. Bahsettiğiniz tekelci kaygı herhangi bir yazarın yayın haklarını elinde bulunduran her yayınevi için geçerlidir. Bunun böyle olup olmadığı ancak yayınevlerinin ekonomik kazançlarının ne derece arttığı ve bu kazançlarını ne şekilde değerlendirdikleriyle anlaşılabilir ancak.

Son olarak Kasım 2012’de İstanbul’da bir Şeriati sempozyumu gerçekleştirdiniz. Bu programa eşi Puran Hanım’ı ve oğlu İhsan’ı da getirdiniz. Şeriati’ye ilgiyi nasıl buldular ve Türkiye hakkındaki kanaatleri nelerdir?

İki gün süren bu sempozyumda Dr. Ali Şeriati’yi tüm yönleriyle halkımıza tanıtmaya çalıştık. Şeriati üzerine çalışan akademisyenlerden ve sivil kesimden oluşan çok sayıda katılımcı tarafından bir konferans ve 12 tebliğ sunuldu. Halkımızın yoğun ilgisi karşısında eşi ve oğlu çok memnun kaldılar. Şeriati’ye kendi ülkesinde dahi bu kadar sahip çıkılmadığını görmeleri onları oldukça duygulandırdı. Sempozyumda kendilerine de birkaç kez konuşma hakkı vererek Şeriati’yi birinci ağızdan tanımaya çalıştık. Kısa bir süre sonra da bu programı “Bir Düşünce ve Eylem Adamı Ali Şeriati” adıyla tüm bildiri ve müzakereleri ihtiva eden bir kitaba dönüştürüp yayınladık.

Türkiye’yi daha çok bir takım diziler vasıtasıyla tanıdıkları için kanaatleri çok iyi değildi. Fakat bizzat gelip bizleri ve yaşantımızı görünce bu kanaatleri oldukça değişti.

Ali Şeriati gibi bir değeri tanıtma imkânını bize sağladığınız için tüm Dünya Bizim ekibine teşekkürlerimi sunuyorum.

Paylaş:

Yorum Yaz

Yorumlar

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09