Fatma Gültekin, “Bilim Işığında(!) Akıl Tutulması”nı Yazdı

Fatma Gültekin, SEKAM tarafından hazırlanan Türkiye Gençlik Raporu’nun sonuçlarından yola çıkarak, gençlerin verdiği birbiriyle çelişik cevapları bilim ve rasyonel akıl üzerinden oluşturulan yanlış algı ve anlayışlar üzerinden sorguluyor.

İslamî Analiz/Kültür-Sanat

Fatma Gültekin, SEKAM tarafından hazırlanan Türkiye Gençlik Raporu’nun sonuçlarından yola çıkarak, gençlerin verdiği birbiriyle çelişik cevapları bilim ve rasyonel akıl üzerinden oluşturulan yanlış algı ve anlayışlar üzerinden sorguluyor.

Fatma Gültekin’in “Akıl Tutulması” başlıklı yazısı şöyle:   

Türkiye Gençlik Raporunda [1]Gençlere dinin, duygu, düşünce ve tutumlarındaki etkisi sorulmuş ve Araştırma sonuçlarına göre; kendisini dindar (çok dindar + dindar + biraz dindar) kabul edenlerin oranı % 96,3 oranında olduğu görülmüş.”

Aynı raporun değişik alanlardaki soru ve araştırmalarına bakınca kendini dindar olarak tanımlayan bu gençlik içinde, seküler olan, eşcinselliğe karşı hoş görülü, kadın erkek bir evde evlenmeden yaşabileceğini ve hatta çocuk sahibi olmak için evlenmenin şart olmadığını düşünen ciddi bir kitle var.  Yine araştırma sonuçlarına göre bu kitle; teknolojiyi bağımlılık derecesinde iyi kullanıyor ve sosyal medya ve internetten ciddi derecede etkileniyor.

Kendini dindar kabul eden gençliğin en temel özelliğinin bencillik ve en vazgeçilmez değerinin de özgürlük olduğu bu raporun ortaya çıkardığı diğer önemli gerçekliklerden…

Etiket tamam, herhangi bir sorun yok. Çoğunda bir Allah ve peygamber inanışı var. Rapora göre; Bu gençliğin önemli bir kısmı oruç gibi, namaz gibi ibadetleri yerine getirmekteymiş.

Başörtüsüne karşı olmayan, ibadetleri yerine getiren böyle bir kitlenin, bir kişinin kendi cinsiyle kurduğu birlikteliğe karşı çıkmaması, ‘tercih meselesi, onların bileceği bir şey beni ilgilendirmez, kararsızım’  gibi cevaplar vermesi, dinin gerçek mahiyetini bilenler için gerçek İslam’ın anlaşılmasının önünde ciddi bir tehlike oluşturuyor.

Yeni yetişen neslin içinde, içi farklı dışı farklı, şizofrenik eğilimleri olan bir kitle hızla büyümektedir. Zihinsel bir bölünmüşlük hali yaşayan gencin, beyninin yarısı dünyayı doya doya yaşarken,  diğer yarısı namaz kılıp dua etmektedir.

İslam inancı insanı ikiye bölmez. En azından Mevlana’nın şu sözü: Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol… herkes tarafından bilinen bir hakikattir.

Dini olan ve dini olmayan ayırımı

Akıl ile kalbin ayrılması

Teori ile pratiğin ayrılması

Beden ve ruhun ayrılması

Geçmiş ile geleceğin ayrılması süreci ile başlayan bir akıl tutulması halidir yaşananlar…

Batı dünyasının kilise baskısını kırmak için çare olarak gördüğü “çifte hakikat” Kartezyen felsefesinin izdüşümüdür zihnimizi bu kadar bulandıran…

Bu şekilde özgür düşünmenin yolunu bulduğunu düşünen modern bilimin öncüleri, insan aklını dini olandan tamamen ayırarak insanı özgürleştirmeye çalışmıştır! Ortaçağda Kartezyen felsefe hem kilisedeki din adamlarını hem de bilim adamlarını rahatlatan bir bakış açısı kazandırmış.

‘Metafizik alanın doğruları dine aittir. Fizik dünyanın gerçeklikleri de akla aittir’ diyen bilim adamı;  ‘Akıl yoluyla kilise öğretileri anlaşılamaz.’ demiş ve kilise ile kavgayı bitirmiş. Seküler düşüncenin ilk atıldığı tohumları burada görmek mümkündür. Bilim adamı tabiatı hükmettiği bir çalışma alanı olarak kabul etmiş, kendi etkisini her tür ahlaki ve etik olan anlayıştan (metafizikten) bağımsızlaştırarak doğa üzerinde denemiş ve bunda bir beis görmemiştir. “Bilgi güç içindir! İnsan insanın kurdudur!” gibi aforizmalar bu sapkın düşüncenin ürünüdür.

“Misal, Bacon, kraliyet savcılığı yapan bir hukukçu olarak yakaladığı suçluları itirafa zorlarmış. İşkenceye maruz bırakılan suçluları gözlemlerken onların, oluşan baskıyla bütün sırları ifşa ettiğini görmüş ve şu soruyu sormuş, acaba bu işkence yöntemi tabiata uygulansa tabiat kendisinde saklı olan sırları bize verir mi?”[2]

Madde ile ruhu birbirinden ayıran bilim insanı deneysel yöntem ile insanlar, hayvanlar ve doğa üzerinde acımasız deneyler, baskılar yapmaktan geri durmamıştır.

Ahlak, bilimin alanına girmemektedir…

Din ile siyaset ayrı alanlardır!

Devlet kurumlarında dine yer olmamalıdır!

Bilimsel alanda dine yer olmamalıdır!

Ekonomide dine yer olamaz!

Askeri alanda dine yer olamaz!

Psikolojide dini argümanları kullanamazsınız!

Peki din nerede yaşanmalı diye sorduğunuzda modern aydın fikir ve bilim adamının (!) verdiği cevap: “Din, Allah ile kulu arasında yaşanır efendim!” olacaktır.

Kendi kültürel mirası ile bilime ve teknolojiye yön veren batıdan faydalanmayı amaç edinen İslam dünyası, batı dünyasına ait olan bu paradigmalardan ciddi derecede etkilenmiştir.

Düşüncede oluşan bu bulanıklığı,  akıl tutulmasını çözmenin en iyi yolu, İslam inancının tarihi ve kültürel mirasını araştırmaktan geçer.

İmam Gazali gibi İslam âlimleri düşüncede oluşan bir bulanıklığın gerçek İslam inancını bozacağının farkındaydılar. Zamanında İslam âlimleri, Yunan metafiziğinin etkisinden İslam inancını korumak için ellerinden geleni yapmışlardır. Bu gayret devam etmelidir.

Gençlerimize, değişimin önce düşünceden başlaması gerektiğini, düşünmekten korkmamak gerektiğini söyleyen; neoliberal saldırıların tehlikesini sık sık hatırlatan, aydınlarımız olmalıdır.[3]

İslam inancını araştırmaya başlarken bütün kültürlerin ve milletlerin sorduğu şu soru ile başlamak en iyisidir;

“Allah’ım ben bu dünyaya niçin geldim?”

Varoluşu anlamaya dönük olan bu soru her kültürel iklimde farklı cevaplar bulmuştur.

Selçuk Kütük, Bilim Felsefesi Üzerine yazdığı kitabında şöyle diyor[4]: “İnsanın varoluş gayesini iktisadi mücadeleye (Marx), cinsel dürtülere (Libido-Freud), güç üstünlük iktidar iradesine (Nietzsche) ve nihayet, insanın kökenini hayvanlara bağlayan tesadüflere dayalı türeyişle ( C.Darwin) açıklama girişimi son birkaç yüzyıla ait ve tarihin hiçbir döneminde görülmemiş sapmalardır.”

Bu sapmalardan inancımızı, İslami kavramlarımızı koruyamadığımız için bugün,

İşyerinde kapitalist ve materyalist,

Siyasette makyevelist,

Okulda modern bilimci,

Evde liberalist takılmaktayız.

İslam inancında varlık, her an ve her durumda Allah’ın müdahalesine açıktır. Allah’ı(cc) hayatın içinden söküp alamazsınız. Bu bir isyan ve başkaldırıdır.

Bilimsel etkinliklerde bulunurken ahlaki, dini referanslar denetimci rolündedir. İslam inancında dinin bilim ile çatışması yoktur. Akıl yoluyla dini anlayabilirsiniz.

İslam inancında bilgiyi sadece deneysel ve gözlem yoluyla elde edemezsiniz. Bilgiyi edinme yolları oldukça zengindir.

Ali Bulaç, Bilgi Neyi Bilmektir kitabında tabiatın yaratılmış bir kitap olduğunu Kuran’ın ise vahyedilmiş bir tabiat olduğunu söyleyerek her ikisinin de ucu açık bir cümle gibi devam ettiğini, bu açıdan bakınca yaratılışın sürekli devam ettiğine değinir. Varlık ve Kuran biri diğerini hem ihtiva eder hem de tefsir eder diyen yazar, insanın sürekli olarak akleden kalbi ile düşünmesini ve hakikat peşinde koşmasını söyler.

Peygamberin getirdiği vahyi kabul etmeyenlerin aklı ve vicdanı yok muydu? Elbette ki vardı… Plan yapabilen, düşünebilen, ölçüp tartabilen bir akıl nasıl olur da peygamberin getirdiği hakikati kabul edemez. 

Eğer akıl ve vicdan tutsak ise insan gerçeği bulmakta zorlanır.

 Hakikati araştırmaya başlamadan önce yapılması gereken ilk iş;

Nefsin, dünyevi arzuların isteklerinden,

Irkçı ve asabiyetçi yaklaşımlardan,

Çıkar ve menfaat ilişkilerinden,

Zihni devre dışı bırakan ideolojilerden,

Cahili düşünce ve paradigmalardan, aklı ve vicdanı bağımsızlaştırmaktır.

Atasoy Müftüoğlu’nun dediği gibi, “Kendi iradelerimiz dışında yönlendiriliyoruz. Derinlikli bir biçimde düşünmeye vakit bulamıyoruz. Kimilerimiz İdeoloji robotu, kimilerimiz cemaat robotu, kimilerimiz parti robotu olarak hayatlarını sürdürüyorlar.”[5]

Gençlik, ancak aklı ve vicdanı hür bir şekilde hakikati araştırmaya sevk edilirse kendi bulduğu değerlere sahip çıkacaktır.


[1] Türkiye Gençlik Raporu, gençliğin özellikleri, sorunları, kimlikleri ve beklentileri, SEKAM, EYLÜL 2013

[2] Ali Bulaç, Bilgi Neyi Bilmektir, Bakış yay., Ekim 2003

[3] Atasoy Müftüoğlu'nun konuşmaları ve kitapları bu bakımdan önemli bir işlev görmektedir.

[4] Selçuk Kütük, Bilim Felsefesi Üzerine, Açılım Kitap, EYLÜL, 2005

[5] http://www.iktibasdergisi.com/gecmisle-hesaplasmak-yuzlesmek

Yorum Yaz

Yorumlar

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09