KÜLTÜR SANAT

Haberi Sosyal Medyada Paylaş ! 13.7.2016 11:10:29

Davetçiyiz Yargılayıcı Değil (Kitap Tanıtımı)

Fatma Şen, İslami Analiz okuyucuları için Hasan El-Hudaybi'nin 'Davetçiyiz, Yargılayıcı Değil' kitabını tanıttı Davetçiyiz Yargılayıcı Değil (Kitap Tanıtımı)

İslami Analiz/Kitap Tanıtımı

DAVETÇİYİZ YARGILAYICI DEĞİL / HASAN el- HUDAYBİ
 
Davetçiyiz Yargılayıcı Değil, diğer adıyla “İslam Dünyasında İnanç Sorunları” kitabını tanımadan önce kitabın müellifi Hasan el- Hudaybi’ yi tanıyalım. Hudaybi 1981 yılında Mısır’ da doğmuştur. Doğduğu şehirde lise öğrenimini tamamladıktan sonra hukuk fakültesinde öğrenimine devam etmiştir.  Mesleğinde iyi yerlere gelen Hudaybi daha sonra Hasan el- Benna ile tanışmış ve İhvanı-ı Müslimin’in saflarına katılmıştır. Benna’nın vefatından sonra da örgütte aktif olarak çalışmaya devam etmiştir.1973 yılında da ahiret yurduna intikal etmiştir.
 
Kitap, imanın ilk şartı olan şehadet bahsi ile başlayıp konu ile ilgili rab ve kul kavramlarını açıklamıştır.Akabinde,  kelamcılar tarafından çokça tartışılan amelin imandan bir cüz olup olmadığı konusunu Mevdudi’nin görüşlerini kitabına alarak, bu görüşler etrafında kendi fikrini savunmuştur.Burada Mevdudi’nin fikirlerinden bahsetmek yerinde olacaktır. Mevdudi’ye göre cahiliye döneminde insanlar rab ve kul kavramlarının sadece dil ile ikrar kalp ile tasdik olmadığını biliyorlardı. Allah’ a imanın kişiye bir takım sorumluklar yüklediğinin farkındaydılar. Fakat çağ atladıkça insanların zihnindeki rab kavramı evrilmiş Mevdudi’nin deyimiyle “Şehadet kavramının içi boşaltılmıştır.” Teori ve pratik arasında çelişki ortaya çıkmıştır. İnsanlar anlamlarını bilmedikleri bir şeye iman ediyorlardı.Anlamlarını bilmedikleri için de hem iman noktasında hem de amel noktasında sıkıntılar ortaya çıkmıştır.
 
İnsanların anlamını ve mahiyetini bilmedikleri bir şeye iman etmeleri hakiki bir iman olmaz, demek Hudaybi’ye göre şeriata yeni bir hüküm koymaktır. Bunun karşılığı da Allah’ a ortak koşmaktır.  Cahiliye devrinde herkesin Arap olmadığı düşünülürse zihinlerinde ki kavram dünyası da Arap’ın-kinden farklı olmuştur. Fakat Resül onların Müslüman olduğuna hükmetmiştir ve ona göre muamele etmiştir. Bu bağlamda Hudaybi, Hz. Muhammed’in amcası Ebu Talip’e ölüm döşeğindeyken şehadet etmesi için ısrarını ve pek çok ayet ve hadisidelil getirmiştir.  Müellif, kişi zahiren şehadet ediyorsa ona Müslüman olarak muamele etmek gerekir diyerek konuyu nihayete erdirmiştir. Kitabın ilerleyen sayfalarında farklı başlıklar altında kişinin zahirine göre muamele etme noktasında açıklamalar yapılmıştır.
 
Yazar kitabında cuhûd , küfür, şirk, nifak ve riddet gibi kavramları semantik açıdan ele almıştır ve kavramları Ehl-i Sünni bir görüş ile yorumlamıştır.  Müellif bazı kavramları açıklarken Hanefi imamlarından et- Tahavi’ den alıntı yapmıştır. Kanaatimce bu kavramları ele alırken sadece dil bilimsel olarak değil aynı zamanda sosyolojik olarak incelemek konuyu daha da derinleştirecektir. Misal bir münafık Müslümanlar içinde nasıl yaşar, nasıl davranır. Bir kafir tipolojisi nasıldır.  Kur’an ‘ı Kerim’de bu bağlamda kişiler ve olaylar üzerinden karakterler anlatılmıştır. Bunları inceleyip günümüz şartları ile değerlendirip karşılaştırmak kısır bir kavramsal tartışmadan daha faydalı olacaktır.
 
Yazar “ hüküm ancak Allah’ındır”ayetini söylemiş ve  bir mü’mine ilahi mesaj ulaştıktan sonra o kişinin Allah’ın hükmü dışında bir hükme inanmasının kişiyi İslam’dan itizal etmeye yeterli olduğunu delilleri ile açıklamıştır.Bir başka boyut ile kişi Allah’ın şeriatine inanır fakat şeriatın yerine getirilmesi için gerekli amelleri işlemenin Allah dışında bir otoriteye bağlı olduğuna inanırsa bu durumda da yine Allah’ a isyan etmiştir. Müellifin çokça zikrettiği konulardan biri de bilgisiz, kendisine mesaj ulaşmamış, bazı hükümlerden haberi olmayan kişilerin masumluğudur. Yazar bu konuda kısa da olsa bu bilgisizliğin ortadan kaldırılmasında insanların sorumluluğundan bahsetmiştir. 
 
Kendisine mesaj ulaşmayan kişiden sorumluluğu kaldırma noktasında Hz. İbrahim örneği ile karşılaşıyoruz. Zira insan aklını Allah’ın varlığına ulaşma noktasındaki yetisi burada zikredilemeyecek kadar uzun ve tartışmalı bir konudur. Bu hususta  asıl önemli nokta insanoğlunun üzerine yüklenen halifelik misyonudur. İslam’dan uzak her kişinin sancısının hissedilmesi bir Müslüman’ın en önemli sorumluluklarındandır.
 
Hasan el- Hudaybi sosyal hayatta hakimin koyduğu hükümlerin Allah’ın helal kıldığını haram, haram kıldığını helal kabul  edecek şekilde olamayacağını fakat bu bağlamda hakimin içtihad yapmasının engellenmemesi gerektiğini, “ Hakim içtihad edip hata ederse, onun için bir ecir vardır. İçtihad edip isabet ederse , onun iki ecri vardır.” hadisini delil göstererek temellendirmiştir.
 
Kitapta tartışılan konulardan biri de niyet - amel ilişkisidir. Kişinin niyeti halis olsa bile pratikte bir karşılığı olmadığında niyetin önemi yoktur. Yani itaatte itibar ameledir, akideye değildir. Bu görüşe karşı müellif hicret esnasında dünyalık için hicret eden birinin niyeti Allah ve Resül rızası olmayacağını bu sebeple amelinin bir şey ifade etmeyeceğini iddia etmiştir. Bu konu ile ilgili İbnTeymiyye ve İbn Kesir’ den bazı pasajlar almıştır.
 
Peygamber’in vefatından sonra söz konusu olan, Hz. Osman’ın imamlığı  ile başlayan siyasi tartışmalara sebep olan imamet konusu hakkında pek çok görüş vardır.  Yazar bu mevzu üzerinde durmuş imametin tanımı noktasında Maverdi, İbn Haldun’un görüşlerinden faydalanmıştır. Hakiki imamet dini koruyan, Müslümanlara dinlerini yaşayabilecekleri  bir ortam sağlayan ve Allah’ a davet edecek bir yönetimdir. İmametin gerekliliğinin nass ve icma ile sabit olduğunu savunan Hudaybi, bir yöneticinin var olması toplumda kaosu engelleyen bir set vazifesi yaptığını ifade etmiştir.
 
Hasan el-Hudaybi konuları açıklarken çok fazla ayet ve hadis zikretmiş ve genel olarak eser, tartışmalı bir üslup kullanılarak kaleme alınmıştır. Yeri geldiğinde konular arasında atıflar yapılması konu bütünlüğü sağlama açısından faydalı olmuş.Eserin son kısmı ise soru cevap şeklinde olup yine kitap içerisinde ele alınan konulardan oluşmuştur. 
 
Tercüme kitaplarda konuya hakim olma ve okurken akıcılığı sağlama noktasında çeviri oldukça önemli, kitabı Türkçeye aktaran M.Beşir Eryarsoy iyi bir çeviri yapmış.
 
Fatma Şen

Yorum Yaz

Yorumlar

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09