KÜLTÜR SANAT

Haberi Sosyal Medyada Paylaş ! 22.6.2016 11:47:31

Bir tıpçıdan daha fazlası; Tababet Güneşi İbn-i Sina (Biyografi)

Zehra Gül Direk, İslam dünyasının gelmiş geçmiş en önemli tıpçı, filozof ve bilim insanlarından birisi olan İbn-i Sina'yı, İslamî Analiz okuyucuları için tanıttı. Bir tıpçıdan daha fazlası; Tababet Güneşi İbn-i Sina (Biyografi)

İslamî Analiz/Haber Merkezi
 

Zehra Gül Direk, İslam dünyasının gelmiş geçmiş en önemli tıpçı, filozof ve bilim insanlarından birisi olan İbn-i Sina'yı, İslamî Analiz okuyucuları için tanıttı.

TABABET GÜNEŞİ


Asıl adı Ebu Ali el-Hüseyin olan İbn-i Sina, 980 yılında Horasan’ın Belh şehri yakınındaki Afşana’da doğdu. Dünya hekimlerinin otorite olarak kabul ettikleri İbn-i Sina, ilköğrenimini bir saray kâtibi olan babası Abdullah bin Sina’dan aldı. On yaşında zamanının âlimlerinden olan Ebu Abdullah el-Natili ve İsmail Zahid’ten mantık, cebir ve gökbilimi dersleri aldı. İleri derecede Yunanca öğrenen İbn-i Sina, ayrıca edebiyat, felsefe ve tıp gibi çeşitli alanlarda da geniş bir bilgi birikimine ulaştı. 16 yaşında tıp ilmine yöneldi ve sadece bilgi edinmekle kalmayıp çeşitli tedavi yöntemleri de geliştirdi. 
 
Hekim olarak üne kavuşan İbn-i Sina’yı  Buhara emiri Nuh Mansur, oğlunun hastalığına çare bulması için saraya çağırdı. Emir’in oğlunu tedavi eden İbn-i Sina, bunun karşılığında Buhara Kütüphanesinde araştırma yapmak için izin istedi. Buradaki çalışmalarını, kütüphanede çıkan yangından sorumlu tutulana kadar sürdürdü. Bu suçlamanın ardından Buhara’dan ayrılarak Harzem’e gitti. Harzem Şahı Ali b. Memnun, İbn-i Sina’yı el-Biruni ile tanıştırdı. İbnn-i Sina, dönemin siyasi çalkantılarından uzak durmaya çalışarak ilmin ve hakikatin peşinden gitmeyi tercih etti. 
 
Gazneli Mahmud’un kendi sarayına gönderilmesini istediği İbn-i Sina, bunu reddederek Harzem'den ayrılıp Gürgan’a kaçtı. Burada “Kanun fi’t-Tıb” kitabını yazdı. Bu gezgin yıllarında zaman zaman hekimlik yaptı. Daha sonra şifa arayan Hemedan’da Büveyhi Emiri Şemsü'd-Devle’yi tedâvi etti, emir de onu vezir yaptı. Fakat Emirin askerî icraatını tenkit ettiği için hapsedildi, evi yağmalandı ve öldürülmek istendi. O da bir fırsatta kaçıp eczacı bir dostunun evinde saklandı. Gizlice kaçmak isterken yakalanıp tekrar hapse alındı. Aylar süren hapis hayatında en meşhur eserleri, metafizik, tabiî ilimler ve mantıktan bahsettiği "El-Hidâye fi’l-Hikme"sini yazdı. Daha sonra serbest kalan İbn-i Sina, İsfehan’a yerleşti ve felsefi kitabı olan “Eş-Şifa”yı burada tamamladı. 
Sinirsel bir hastalığa yakalanan İbn-i Sina, 21 Haziran 1037’de, 57 yaşında vefat etti. 
 
İbni Sînâ dendiğinde akla ilk gelen eseri, onun adıyla özdeşleşmiş, Batı ülkelerinde 16. yüzyılın ve Doğu ülkelerinde ise 19. yüzyılın başlarına kadar okunmuş olan el-Kânûn fî't-Tıb (Tıp Kanunu) adlı, beş kitaptan oluşan bu ansiklopedik kitabıdır. Eserin Birinci Kitab'ı, anatomi ve koruyucu hekimlik, İkinci Kitab'ı basit ilaçlar, Üçüncü Kitab'ı patoloji, Dördüncü Kitab'ı ilaçlarla ve cerrâhî yöntemlerle tedavi ve Beşinci Kitab'ı ise çeşitli ilaç terkipleriyle ilgili ayrıntılı bilgiler vermektedir.
 
 İbn-i Sînâ’nın en büyük ve en sistemli eseri olan “Eş-Şifâ” ise mantık, fizik, metafizik, ilahiyat, ekonomi, siyaset ve mûsikîden bahseden 18 ciltlik muazzam bir eserdir. İbn-i Sina Eş-Şifa’da; insan ruhunu bir muma, Tanrı’yı o mumu oluşturan yağa, mum ışığını da bilime benzetmiştir. 
 
İbn-i Sina’nın kısacık hayatında, birbirinden farklı bilim dallarında, her biri o bilim tarihinde bir dönüm noktası olacak muazzam eserleri (yaklaşık 150 kitap) hayatına nasıl sığdırdığı akılları zorlayan bir sorudur. Nitekim her biri bir ömre sığacak niteliktedir. Bilimsel düşünceyi İslam irfanıyla harmanlayan İbn-i Sina, sadece Doğu’nun değil, Batı bilim dünyasının da üstadı olmuş, Batı ansiklopedilerinde ‘Avicenna’ olarak tanıtılmıştır. Doğu ve batı hekimliğine asırlarca hükmetmiştir. Tıbbı, ilmi temeller üzerine oturtmuş, bugün hala geçerli olan teşhis ve tedavi metotları geliştirmiştir. Bugün Batı eczacılığına mal edilen 780 ilacı "Kanun" adlı eserinde tespit etmiş, ilaçla tedavinin ruhi tedaviyle desteklenmesi gerektiğini ileri sürmüştür. "Biz en iyi tedavinin hastanın zihnî ve ruhi kuvvetlerini takviye eden, cesaretini artıran, muhitini güzel ve hoşa giden tarzda tertipleyen, müzik dinleten, onu sevdiği kimselerle bir araya getiren tedavi şekli olduğunu düşünmeye mecburuz" demektedir.
 
 O çağın Fransa'sının en meşhur tıp fakülteleri olan "Montpellier" ve "Lauvain" Üniversiteleri'nin temel kitabı, İbni Sînâ'nın yazdığı "el-Kanun fi't-Tıb" olmuş,  altı yüzyıl önce Paris Tıp Fakültesi'nin kütüphanesinde bulunan 9 ana kitabın en başında İbn-i Sina'nın Kanûn'u yer almıştır. 
 

Yorum Yaz

Yorumlar

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09