Aydın Damar, “Tevhid” ve "Adalet” ilkelerini yazdı: “Hayatımızdaki Denge”

İslamî Analiz köşe yazarı Aydın Damar, “Hayatımızdaki Denge” başlıklı yazısında İslam’ın üzerine oturduğu ‘tevhid’ ve ‘adalet’ ilkelerini Kur’anî bakış açısıyla ele alıyor.

İslamî Analiz/Haber Merkezi

İslamî Analiz köşe yazarı Aydın Damar, “Hayatımızdaki Denge” başlıklı yazısında İslam’ın üzerine oturduğu ‘tevhid’ ve ‘adalet’ ilkelerini Kur’anî bakış açısıyla ele alıyor.

İşte o yazıdan bir kesit:

“İslam iki temel üzerine oturmuştur. Bunlardan biri tevhid, diğeri ise adalettir. Vahyin ilk geldiği günlerde Hz. Muhammed (a.s.), Mekkeli müşriklere İslam’ı anlatırken onları, bir olan Allah`a davet etmiştir. Kula kulluğun hâkim olduğu Mekke toplumunda, Allah`a kul olmanın gerekliliğini tebliğ etmiştir. Mekke toplumuna hâkim olan Ebu Cehil gibi otoritelerin, toplumu köle gibi kullanmasının önüne geçmiştir. Kişileri köleleştiren, onları sömüren, kendilerine hizmet eder duruma getiren cahiliye geleneğine karşı mücadele etmiştir. İslam’ın ilk sözü olan "La ilahe illallah" ifadesi, ilk önce Ebu Cehillerin otoritesini sarsmıştır. Mekke toplumunda var olan kula kulluğu ortadan kaldırmıştır. İnsanlara özgürlüğü vermiş ve onların sadece yüce yaratıcının huzurunda eğilimlerini sağlamıştır. İslam Mekke`ye özgürlük getirmiştir. Var olma bilincini aşılamış ve Ebu Cehillerin ve Ebu Leheblerin hâkimiyetine son vermiştir. Mekkeli bir Müstekbirin kölesi olan Bilal-i Habeşi'nin ona söylediği şu cümleler İslam’ın nasıl özgürlüğü bize getirdiğini anlatmaya yeter. "Sen benim bedenime sahip olabilirsin ama ruhuma asla!"  Bu sözü Müslümanlar lütfen çok iyi düşünmeli.

Tevhid

Tevhid denilince aklımıza Allah(c.c.)'ın sadece yaratıcı olarak birlenmesi geliyor. Fakat bu anlam, sadece tevhidin bir yönüdür. Tevhid denilince, hayatımızı kuşatan ve bizi var eden her duygu, inanç ve davranışlarımızda Allah(c.c.)'ı birlemek anlaşılmalıdır. İnançlarımızda tek otorite olarak Allah(c.c.)'ı kabul ettiğimiz gibi, duygularımızda da tek otorite olarak Allah(c.c.)'ı kabul etmeliyiz. 'En çok kimi sevmeliyiz?' sorusunun cevabı, inanan bir mümin olarak, 'Allah(c.c.)'ı ve Allah(c.c.)'a yakın olanları' olmalıdır. 'Kime buğz etmeliyiz?' diye sorduğumuzda ise yine 'Allah(c.c.)`ın buğz ettiklerine' olmalıdır. Fakat günümüz Müslümanları sanki başka bir tevhid inancına sahiplermiş gibi, sevgilerinde ve nefretlerinde, Allah(c.c.)'ı merkeze oturtmuyorlar. Kendi mezhebinden olanları seviyorlar, başka mezhepten olanlara buğz ediyorlar. Kendi cemaatindeki insanlara daha sevgili, daha müşfik yaklaşırken, aynı durumda başka cemaatteki Müslüman kardeşlerine aynı yaklaşımı göstermiyorlar. Kendi ırkından olan bir kardeşine daha sevimli olabiliyorlarken, başka ırktan ama aynı dine mensup kardeşlerine daha sert ve haşin yaklaşabiliyorlar. Sanki tevhid inancı, sadece kendi mezhebinden, cemaatinden, ırkından olanlara uygulanabilecek bir inançmış gibi yaklaşıyorlar. Bilal-i Habeşi'nin anladığı tevhid inancı, acaba bizim grupların ve cemaatlerin anlayışı gibi midir? Selman-ı Farisi`nin tevhid anlayışı acaba nasıldır? Şimdi bu sahabeler günümüzde yaşıyor olsalar bizlerin inandığı gibi tevhid anlayışına mı sahip olurlardı? Niçin bunu hiç düşünmüyoruz?

Tevhid, yeryüzü ilahlarına karşılık, evrenin sahibi olan Allah(c.c.)'ı yüceltmektir. Yeryüzü otoritelerinin her türlü tahakkümünden ve maddi-manevi yönlendirmelerinden uzak durmaktır. Tevhid, yeryüzü müstekbirlerinin kültürel angajelerine başkaldırmak ve kendi kültürel alt yapımızı kurmaktır. Tevhid, Allah`a isyan eden küresel şeytanlara karşı, Allah`a iman edip ona itaat eden Müslümanlarla birlik olmaktır.”

Yazının devamını okumak için tıklayınız.

Yorum Yaz

Yorumlar

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09