TÜRKİYE

Haberi Sosyal Medyada Paylaş ! 17.2.2017 12:35:34

Abdurrahman Arslan: Bizim aklımızı vahiy temizler, bilim temizleyemez

Abdurrahman Arslan: Bizim aklımızı vahiy temizler, bilim temizleyemez Abdurrahman Arslan: Bizim aklımızı vahiy temizler, bilim temizleyemez

İslami Analiz/Haber Merkezi

Türkiye genelinde gerçekleştirilmeye çalışılan Kitap Mütaalası etkinliği/organizasyonu tarafından Atasoy Müftüoğlu'nun da katılımıyla Ankara'da gerçekleştirilen programda Abdurrahman Arslan "Modern Zamanlarda Müslüman Olmak" başlıklı bir sunum yaptı. Arslan, sunumunda şu noktalara değindi:
 
 
Bismillahirrahmanirrahim
 
Her ne kadar bir araya gelmek isteseler de insanları bir araya toplamak çok zordur. Bu sebepten dolayı bu programı düzenleyenlere teşekkür ediyorum. İnsanı, nefsi ve şeytanla başbaşa bırakan günümüzün kültür dünyasında böyle bir araya gelmeler önemli diye düşünüyorum.
 
Öncelikle bana yöneltilen "Modern Zamanlarda Müslüman Olmak" sorusu çok boyutlu, zor bir sorudur.
 
"Modern zamanlarda Müslüman olmak" sorusu, 20. yüzyıldan devraldığımız ve içinde bulunduğumuz yüzyıla aktardığımız sorular ve sorunlarla ilişkilidir. Temel olarak 20. yüzyıldan iki soru/sorun aldık. 20. yüzyıla kadar gelmiş bulunan soru/sorunlar ve bu yüzyılda ortaya çıkan soru/sorunlar...
 
Daha önceki asırlarla kıyaslandığında, asrımızda soyut bir toplumsal gerçeklikle karşı karşıyayız. Bu asır, adeta ele avuca sığmayan bir dünyadır. Lakin tüm bunlara rağmen şu soruları sorabiliriz.
 
Aktörleri aynı olsa da günümüzde karşılaştığımız sorular, dünkü sorular ile aynı olabilir mi?
 
Karşılaştığımız sorunun mahiyeti nedir? Bilgi sorunu mu, inanç sorunu mu, siyaset sorunu mu? vs...
 
21. asırda çok şey değişmese de 20. yüzyıldan gelen felsefi temeller değişmiştir. Bunun en somut ifadesi, her iki yüzyılın hakikat anlayışındaki farklılıktır. 21. yüzyılda "hakikat yoktur" anlayışı çıkmış ve bunun da her şeye yansımaları olmuştur.
 
20. yüzyılın temel özelliği mahiyet ile ilgilidir. Bu, içten bir çürüme olarak değerlendirilebilir. Sorun siyasaldır. Sorun, "İslam dünyasının parçalanması, ümmetin parçalanması" dediğimiz bir düzeyde cereyan etmiştir. Acaba bugün de böyle midir? Aynı sorun bugün de mi tekrar ediyor? Yoksa başka bir durum var da biz, 20. yüzyılın gözlükleri ile baktığımız için mi öyle görüyoruz?
 
Bugünkü meselemizi maddi ve somut bir şekilde ele alabilecek imkana sahip değiliz. Geri bakış ve kavrayışa ihtiyacımız var. İçinde bulunduğumuz, yaşadığımız durumu/sorunu dahili ve harici olarak ikiye ayırabiliriz. Harici ve dahili...
 
Genel olarak denilebilir ki; dahili olan, harici olanın Müslüman'da doğurduğu içsel bunalımlardır. Sahip olduğumuz mevcut bakış açısı; içinde yaşadığımız ânı, şimdiyi yakalamakta yetersiz kalıyor ve böyle olunca da Müslümanın aklı iki zihinli bir akla dönüşüyor. Bu iki zihinli akıl, aklı da Müslümanları da tehdit etmektedir. Esas tehdidi de maalesef dışa değil içe, yani bize doğrudur. Bu iki zihinli aklın dışarı yansıması da maddi hayatımızı şekillendirmekteki halimizde tecelli etmektedir.
 
Günümüzde hakikat ve gerçeklik birbirine karıştırılmaktadır. Her hakikat iddiası, kendine bir sosyal gerçeklik kurar. Bugün yaşadığımız sosyal gerçeklik İslam hakikatinin oluşturduğu sosyal gerçeklik değil. Bu hal de bizi her geçen gün eritiyor.
 
Tarihin içinde bir çok düzlemde cereyan eden hadiseler, belli bir sınıra matuf olmuşlardır. "Modern" dediğimiz hadise ise bu durumu iptal etmiştir. Rönesans ile beraber doğup gelişen her şey, bulunduğu toprakların sınırını aşmış ve tüm dünyayı, her şeye yeni bir gözle bakmaya yönlendirmiştir. Nihayetinde dine de modernin gözüyle bakılmaya başlanmıştır. Beşeri muhayyile, teknoloji bağlamında yeniden şekillenmiş/şekillendirilmiştir.
 
İnsanlığın yazılı tarihinde bu bir ilktir. İnsanları; muhayyilelerinde ait oldukları dünyadan, yaşam biçiminden, ilişkiler düzleminden, aile bağlarından vs. birçok şeyden kopararak dünya aynileştirildi. Bu, sadece kapitalizmin yaptığı bir şey değildi. Bu aynı zamanda bir teolojidiydi ki zaten Batı'da kültürün kaynağı meselesine baktığınızda meselenin teolojik olduğunu görürsünüz.
 
Küresellik, sahip olduğu içeriği ve felsefesinden farklı bir biçimde; İnternet, serbest dolaşım vb. gibi kavramlarla tarif edildi. Bu tarifleri yapanlar İslam'ı da bu sistemin içinde yer alacak alt bir birim olarak gördüler. Bunun zeminini hazırlamak için entelektüel zihinler çalıştılar ki küreselliğin efendileri de zaten bunu istiyorlardı.
 
Bir kısım ise anti-batıcılık yapmakla devam etti. Lakin bu yeterli bir faaliyet değildir. Bu bizi bir yere götürmüyor. İslâmî entelektüel bir çabayı başlatabilirsek, zaten o ne zaman ve nerede anti-batıcı olacağını belirler. Siz anti-batıcılık zemininde bir İslami entelektüellik zemini kuramıyorsunuz. Çünkü böyle olunca, temel dışa dayanmış oluyor.
 
20. yüzyıldan 21. yüzyıla geçişi anlamada Berlin Duvarı'nın yıkılışı hadisesi önem arz etmektedir. Bu olay bize ideolojilerin iktidar taleplerini geri çektiğini ve bu taleplerin yerine yaşam biçimini koyduklarını göstermesi açısından önemlidir. Nitekim bugünkü çatışmalar da, yaşam biçimi alanında şekillenmektedir. Tüm bu ideolojiler ki; içerisinde komünizm, sosyalizm vb. gibi muhalefetler de olsa hepsi aynı paradigmanın içindeydiler. Bu yüzden tüm ideolojiler aynı hayat tarzını paylaştı ve bu modern yaşam biçimini sürdürmeye de devam ediyor. Bedenler, bu yaşamın tiryakisi olmuş bir noktadadır. İslam ise burada paradigma dışı bir muhalefeti sürdürmektedir. 
 
Aslında bu hal, yukarıda da dediğimiz gibi farklı kökene sahip bir teolojinin her şeye yansımasıydı. Her şey yeniden anlamlandı/anlamlandırıldı. Anlamın kaynağı değişti. Bu, bizim için kabul edilebilir bir şey değildir. Varlığın anlam dünyası modernlik ya da post modernlik tarafından değiştirilirse aslında bu varlığın fıtratına bir müdahaledir de...
 
Biz şu an bu teolojinin zaman ve mekan algısı içinde konuşuyoruz. Bu şartlar altında dünyaya Müslümanca bakamamaktayız . Her şeye çağdaş dünyanın belirlediği şartlar içinde bakmaktayız. Bu yüzden de Kuran’a aklımızdaki anlamın aynını bulma peşinde, günlük yaşamımızı meşrulaştırmak için bakıyoruz. Böyle olunca da her şeyin içeriksel anlamı buharlaşıyor. 
 
Modern kültür, dışarıdan gelen uyarı ve tavsiyeyi, "özgürlüğü kısıtladığı" düşüncesiyle insanlara sunduğundan bugün biz bireysel olarak var olmaktayız. Tavsiyelere kulak asmayız çünkü "özgürlüğümüze karşı" diye değerlendiririz. Herkes kendince bir nevi bireysel fakihlik gütmektedir. 
 
Yaşanan değişimin ürettiği kültür, insanı doyumsuz hale getirmektedir. Çağdaş insanın vasfı doyumsuzluktur. Doyumsuzluğun Müslümandaki karşılığı ise șükürsüzlüktür. Bu durum çağdaş insan ve Müslüman'da sorumsuzluk ve ilgisizlik yaratmaktadır. 
 
Peki biz bu durumda bir İslâmî topluluğun oluşabilmesi için nefsi kışkırtılmış ve aklı kirletilmiş bir Müslümanı nasıl ve neyle temizleyeceğiz? Doyumsuzluk ve tüketim toplumu, bugün ahlaklı kalmaya müsade etmiyor. Kredi kartı toplumunda ahlaklı kalmak mümkün değildir. Buna müsaade etmiyorlar. Eğer kalırsanız neoliberal tüketim ideolojisinin önüne engel koymuş olursunuz . İşte bizim elimizdeki en büyük silah da budur. Eğer nefsimizi eğitirsek, neoliberal tüketim ideolojisinin plan ve programları boşa çıkar.
 
Tüm bunlar bize, günümüzün insan anlayışının değiştiğini gösteriyor. Ve bu bir siyaset ortaya çıkarıyor ki bugün neredeyse her yerde buradan türemiş siyaset uygulanıyor, uygulanmaya çalışılıyor. Bugün, insan aklının hayatı düzenlediği bir dönemden, bedenin ya da onun tiryakisi olduğu hayat tarzının aklı düzenlediği bir dünyaya geçiş var.  
 
Bugün çağdaş Müslüman'ın önünde yapabileceği iki tercih var. Bu iki tercihten biri mecburiyet gibi geliyor bana. 
 
Ya bugün yapmakta olduğumuz gibi bu dünyaya katılmaya devam edeceğiz ya da katılmamak için çıkış yolları arayacağız. Bu katılım dönüşmeyi değiştiriyor. Değişim ya da dönüşüm nötr-tarafsız değildir. Her değişim kendine ait bir gelecek felsefesine, iktidar anlayışına, insan modeline içkindir. İslam bu yüzden değişim ve çürüme arasında bir ayrım yapmıştır. Fiziksel dünyada çürümeyi anlamak kolaydır ama beşeri dünyada bunu anlamak zordur. Çünkü insan o beşeri dünyada sosyalleşir ve toplumsallaşır. Bundan dolayı da çürümeyi anlayamaz!
 
Bu çürümeyi ancak insan aklının ürünü olmayan bir bilgiyle tanıştığımızda anlarız. Yani vahiyle. Bizim aklımızı vahiy temizler. Bilim temizleyemez. Çünkü inşa aklının ürünü olması sebebiyle o da kirlidir.
 
Değişim tarafsız değildir. Değişim muhkemlere bağlı olarak gerçekleşir. Gövde muhkemse, dallar müteşabihtir. Bu bir ağaca benzetilebilir. Gövdeden koparsa dal kurur. Çağdaş değişim anlayışı bize uygun değildir. İlim geleneğimizdeki ekseriya zevat, kürsülerini muhkeme koyup müteşebihe oradan bakarken; 20. yüzyılın  2. yarısından itibaren bazı zevat, kürsülerini müteşabihe koyup oradan muhkeme bakıp onları değişmeye kalktılar. Bizim bazı değişmezlerimiz var. Bunu haykırmalıyız. Bizim burada,  dünyada olmamızın sebebi budur.
 
Bizim bir adalet anlayışımız vardır, buna değişti diyemeyiz. Biz insan üzerinden konuşuyoruz. Eğer tarihi süreçte fıtratta bir değişim olduğunu varsayabilirsek, adalet tanımızı da değişime tabi sayabiliriz. Eğer varsayamazsak, sayamayız. 21. yüzyıl bizim muhkemlerimizi savunma yüzyılıdır. 
 
Bizim için kimlik, milliyetçilik vs olamaz. İnsanın neyi yiyip içmediğini insan ilişkilerini gözleyerek bile kimliğini belirleyebilirsiniz.
 
Çağdaş dünya; erkek kadın arasındaki ilişkiyi eşitlik ve özgürlük zemininde kurmaya çalışıyor, lakin bizim anlayışımız bu zeminde değildir. Böyle olması mahremin ortadan kalkmasıdır. Biz homojen toplum olmaya kalkarsak diğerlerinden farkımız olmayacağı  gibi İslam'dan da bir eser kalmayacaktır.
 
Kadınlar toplumda çalışarak İslam'a bir şey veremeyecekler diye düşünüyorum.  Zaruri durum olmadıkça ben çalışılmasına karşıyım. Bunu batıda gayet homojen bir şekilde yaptılar ve ortada ne kadın ne de erkek kaldı. 
 
İslam'da ölçü adalettir. Aziz bayanlar, erkek ile kendiniz arasında eşitlik aramayınız. Eşitlik ve adaleti çok karıştırdık. Eşitlik üzerinden giderseniz aile yürümez. Batıda yürümedi, yürümüyor. Adalet üzerinden düşünelim. Eşitlik 1789’un sloganıdır. Slogan bile olsa pratikte hep eşitsizlik üretti bu paradigma. Adalet olmadan cinsiyet korunamaz. Eşitlik cinsiyeti yok sayar. 
 
Aziz müslümanlar rica ediyorum ki dışarıda bir şey yemeyin. Alanlar var alamayanlar var. Canınızın çektiği şeyi alın eve götürün evde yiyin. Görün, nefsinizle nasıl savaşacaksınız. Bu aynı zamanda bir direniș, bașkaldırıdır. 
 
Dedik ya bu dünyaya katılacağız ya da bir çıkıș arayacağız. Acaba bu nehrin önünde benim gibi düşünenler ile bir araya gelerek bu akıntı karşısında bir set değil de bir varoluş ve direniş yapabilir miyiz? Tek tek çıkarsak bu akıntıdan, sudan çıkan balık gibi boğulabiliriz. Onun için beraber çıkmamız lazım. 
 
İkinci olarak sünnete yeniden dönerek imanla amellerimiz arasındaki uçurumu kapatmamız gerekiyor. Bilgi ile amel arasındaki ilişkiyi yeniden inşa etmemiz gerekmektedir. İnsan, amelde bulunurken bir kabule dayanır. Onun da temelinde niyet vardır. Bunlara dikkat etmemiz lazım. Biz amellerimizle vahyin dedikleri arasında açılan büyük makası yeniden kapatmaya çalışmalıyız, çünkü bu açılma Müslüman'ın emin olma sıfatını ortadan kaldırmıştır. Bugün Müslüman, emin olmak mecburiyetindedir. Biz emin olmak zorundayız. Yeniden kadın ve erkek olarak bu sıfatı üstlenmeliyiz. Menfaatimize aykırı olsa da bunu yapmalıyız.
 
Bilgi olmadan amelde bulunamayız. Bu bilgi, sahih bilgi olmalıdır. Toplumsal kültür yerine sünnete vurgu yapmamın sebebi budur. 
 
Sünnet önemlidir. Bunu modern kültür, hayatımızı şekillendirmesin diye diyorum. Müslüman'ın kültürü olmaz. Yapıp etmelerimiz sünnet çerçevesinde şekillenmelidir. İslam kültürü tabirini de kullanamayız. Çünkü kültürün bugünkü anlamda kullanılışı 1843 yılında batıda, bizde ise aynı şekilde 1914'te Ziya Gökalp tarafından kullanılıyor. 1000 küsür senelik İslâm tarihini başka bir dünyanın kavramıyla nasıl açıklayabiliriz ki?
 
Hadislere eleştirel bakacağınıza gelin sahih kabul ettiklerimizden konuşmaya çalışalım. Ben hadislerin sahihliği meselesinin önemli olmadığını düşünüyorum.
 
Eğer biz yeni bir entelektüel hesaplaşma içerisine gireceksek, önce Konfüçyus’un dediği gibi kavramlardan başlamamız lazım. Kendi kavramlarımızla konuşabilmemiz, onları oluşturabilmemiz lazım. Mesela Millet kavramı aklımıza bir ırkı getirmemelidir. İbrahim'in milleti derken Kur'an burada ırki vurgu yapmaz.
 
Müslüman için üzerinde amel edeceği bilgi sahih olmalı ki aklı ve nefsi temizlenebilsin. Çağdaş dünyada Müslümanı adil şekilde var edecek aşama bundan sonra olabilecektir. Biz ötekinin belirlediği söylemden hareket ederek bir şey ortaya koyamayız. Bizim için vahiy vardır. 
 
Çağdaş dünyayla adil zeminde hesaplaşacak, Müslümanı emin şekilde var kılacak bir söylemin artık olması gerekiyor.

Yorum Yaz

Yorumlar

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09